“Saddam, kanlı bir diktatördü, doğru. Ama eskiden bir tane diktatörümüz vardı, şimdi bin tane oldu. Hiçbir şey iyiye gitmedi ve daha güzel olmadı. Bugün Firdevs Meydanı’nda, eskiden
Salgınla mücadele bağlamında gündeme gelen sürü bağışıklığı tezini gelip geçici bir liberalizm olarak görmemek gerekir. Güçlü olanın ayakta kalması gerektiğine yönelik “bilims
İnsana ve hayatın gidişatına dair kaygıları olanlar, yaşadığı zamana ilişkin bir anlamlandırma, bir hissetme gayreti ve ısrarı içinde olanlar için, yaşadığımız şu kırılma günl
Osmanlı'da kamu otoritesi hastalığa karşı üç noktaya ağırlık verdi: hava, su ve ahlak. Havanın kalitesinin artırılması için atıkların ve mezbahaların düzenlenmesi, sokakların temiz
O görkemli ve süslü dünya başkentlerinin karantina altında adeta hayalet kentlere bürünmesi, dünya kamuoyuna; Gazze'nin 14 yıldır abluka/karantina altında yaşadığını, Yemen'de binlerc
İsrail İşgal Güçleri, Ürdün Vadisi'nde bir kasabada bulunan çadırlara baskın düzenleyerek yıktı. Yerle bir edilen çadırlardan ikisi koronavirüs salgınından dolayı acil klinik olarak
İnsan yaşadıkça alışkanlıkları artar. Fakat alışkanlıklar her zaman ümranla neticelenmez. Bazen tıkanmaya, tükenmeye, yıkıma da ulaşır. İnsan alışkanlıkları uğruna değerlerden
Çağın ruhu/dili, zaman ve mekân gerçekliği, ataerkil aileyi geri getirmeyi mümkün kılmadığı gibi mikro aileyi de insani yapamıyor. Tarihi tecrübe göstermiştir ki, aile, temel aidiyet m
Suriye savaşı siz bu satırları okurken dokuzuncu yılını bitirerek onuncu yılına girmiş olacak.
UNICEF tarafından yapılan açıklamada koronavirüse karşı mücadelenin son derece önemli olduğu aktarılırken, 3 milyar insanın evinde ellerini su ve sabunla yıkayacağı lavabosunun bulunma
Ne olacak peki? Nereye gidiyor, nereye varacak dünya? Belli ki zulümle, kanla, hukuksuzlukla, gaspla kurulmuş bu sahte dünya er ya da geç yıkılacak. Şimdiden çatırdamaya başladı hatta. Ne
Kulluk, yaratılanın, yaratıldığı hâl üzere olması demek ise, insan için akl etmek, kul olmaktır. Kul olmak ise ancak ve ancak kendini idrâk etme, kısaca, idrâk-i taayyün-i şahsî, yani
Coğrafyamızdaki hareketlilik emperyalist mücadelenin bir sonucuydu. Yüz yıl önce çok güçlü emperyalist saldırılara maruz kaldığımızda coğrafyamız çözülmeye başlamıştı. Bugün
Bilakis Cumhuriyetin ilk döneminde Kur’an tercümelerinden bile beklenen şey, Kur’an’ın mesajının iletilmesi değil, aksine batıl-hurafe olduğu vehmedilen içeriğinin kitlelerce de gör�
Avrupa’nın büyük bir eşiği atlamak üzere olduğunun altı çizilebilir. Bu eşik, bütün kurumları yavaş yavaş yıkılan modernitenin, henüz devri son bulmadan, kendine has yöntemlerle