Yazarlar
Bir 15 Temmuz Yazısı
15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de emsali görülmemiş hain bir kalkışma yaşandı. Emir komuta zinciri içinde yapılmadığı için bir ‘askeri darbe’ girişimi değildi. Billurlaşmış bir ideolojiye sahip olmadığı ve dolaysız olarak anlamlı bir örgütlenme görüntüsü ortaya koymadığı için bir ‘cunta darbesi’ girişimi de değildi. Sahaya yansımış yoğun sivil unsurlar barındırmadığı için bir ‘sivil darbe’ girişimi olasılığı zaten en başından düşünülmeyecek bir kategori. Bu kalkışma; Devşirme Sistemi’nin baş rol aldığı, iktidar hedefli bir ‘yabancılaştırma’ faaliyetinin sonucu ortaya çıkmış bulunan, bütün bir Batı İttifakının arkasında olduğu ‘iktidara el koyma komplosuydu’. Başarılı olmadı Elhamdülillah.
Bu makalede 15 Temmuz’un serencamı anlatılmayacak. Makalede; FETÖ’nün, ‘Devşirme Sistemi’ ile nasıl bir yabancılaştırma stratejisi uygulayarak devletin ve milletin başına bela olduğu anlatılacaktır. Kanaatimce FETÖ’nün bir güç olarak Batı İttifakının ilgisine mazhar olması, ‘kullanılabilirlik’ bağlamında onların dikkatini çekmesi, bu yönü ile gerçekleşmiştir. Zira; Soğuk Savaş döneminde ABD’nin inşa etmiş olduğu sivil görünümlü antikomünist teşekküllerinden herhangi bir örgütlenme olan FETÖ, şizofrenik karakterli ‘iktidar olma’ stratejisine en başından beri sahipti.
Devletin her kademesinde kadrolaşma ve özellikle Devletin ‘Çelik Çekirdeğini’ oluşturan Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) belirli bir yer edinme çabaları, bu iktidar olma stratejisinin ana hatlarını oluşturmuştur. Devletin, devletin ete kemiğe büründüğü aygıtı bürokrasisi vasıtasıyla ‘Müslümanlaştırılması’ söylemi ile meşruluk kılıfı giydirilen bu şizofrenik iktidar arayışının tezahürleri, ‘hizmet hareketi’ gibi çerçevesi belli olmayan; muğlak, yapışkan, esnek bir kavram ile Müslüman kitlede bir cazibe oluşturmayı başarmıştır. Makalede ifade etmiş olduklarımız, uzun yıllar boyunca akıl, feraset, vicdan ve sahih itikat sahipleri tarafından dile getirilmiş, bu yönde makaleler, kitaplar yazılmıştır. Makalemizin sınırları içinde olguya kuş bakışı bakıp, bilinen gerçekleri ifade edeceğiz.
FETÖ’nün Devşirme Sistemi ve Yabancılaştırma: Türk eğitim sisteminin zafiyetlerinden faydalanan FETÖ’nün hıyanetine, evvela eğitim ve öğretim faaliyetleri ile başladığı artık hepimizin malumudur. Türk eğitim sisteminde nitelikli lise ve üniversitelere yerleşebilmek için ‘yarışmacı’ sınavlarda başarılı olmak gerekiyor. FETÖ, oldukça nitelikli dershaneler ve okullar kurmuş ve öğrencilerini, bir ‘seviye tespit sınavlarından’ geçirdikten sonra seçmiştir. Hatırlanacağı üzere FETÖ’nün dershane ve okul seviye belirleme sınavlarına her bir veli adeta koşarak gitmişlerdir. Seviye belirleme sınavları neticesinde parlak zekâ ve yetenekler tespit edilmiş, yetiştirilmek üzere devşirilmiştir.
Burs, yurt, ev, nitelikli eğitim, sosyalleşme ve istikbal garantisi vaatleri ile bu parlak zekâ ve yetenekleri kendisine bağlayan FETÖ, ‘tek hakikat’ olarak kendi düşünce ve görüşlerini öğrencilerinin dimağlarına kazımış, farklı düşünce ve görüşleri şeytanlaştırarak ‘tek tip’ ve ‘mutlak itaatkâr’ bir ‘yığın kadro’ oluşturmaya çalışmıştır. Birkaç katmandan oluşan kadrolarına temel misyon olarak, ‘adam kazanma’ faaliyetlerini ‘tebliğ’ maskesi altında ifa ile görevlendirmiştir. Bu bağlamda öğrenciler, FETÖ’nün ifadesi ile talebeler, evvela kendi aile ve yakın çevresinden başlamak üzere ‘tek hakikat’ merkezinde faaliyet göstererek kitleselleşme çabalarına girişmişlerdir. FETÖ bu stratejisinde başarılı olmuştur. Örgüt içinde yetişen, örgüt emirleri ile hayatını biçimlendiren, işini ve eşini seçen, hatta çocuklarının ismini koyan örgüt mensup ve bağlıları, evvela kendinden, sonra yaşadığı toplumdan, toplumsal hissiyat ve gerçekliklerden, yeri geldiğinde aile bağlarından kopmuştur. Böylece ‘yabancılaştırılmış’ bir kitle meydana getirilmiştir.
Bireysel ve toplumsal olarak yabancılaştırılan bu kitle için tek hakikat FETÖ idi ve toplumun bütün kesimleri bu tek hakikate itaat ve iman etmediği sürece iman etmiş sayılamazdı. Bu durum şunu getirmiştir: Hedef bir makam ve mevki ise, hedef bir ekonomik etkinlik ise, hedef siyasi bir menfaat ise, hedef örgütün varoluş ve büyüme stratejileri kapsamında ise, muhatap en başından imansız sayılarak, muhataba kumpaslar, iftiralar, komplolar kurmak ve yapmak, mübah idi hatta mübahın ötesinde imani bir görev idi. Muhatabın Müslüman bir şahsiyet olmasının ise hiçbir önemi yoktu.
Yabancılaştırma stratejisinin arka planında, FETÖ’nün kendisinin de ait olduğunu iddia etmiş olduğu Said Nursi kaynaklı ‘Nurcu’ hareketinin temel düşünce ve ilkelerinin bozuma uğratılmış hali mevcuttur. Bu arka plana, ‘Hz. Muhammed (SAV) Aşkı’ çerçevesinde sunulan ‘Mesih Halife’ çağrışımları ile ‘Sahabenin Adanmışlığı’ çerçevesinde sunulan ‘mutlak itaat’ yüklemeleri eşlik etmiştir. FETÖ, ‘Siyer-i Nebi’yi melun ve müflis emelleri için kullanmıştır. Arka planda çalışan bozuma uğratılmış Said Nursi kaynaklı ‘Nurcu’ hareketinin çok önemli iki temel düşünce ve ilkesini zikredebiliriz.:
Türkiye’nin İman Sorunu: Said Nursi’de ‘iman’ merkezi bir öneme sahiptir. Said Nursi’ye göre çağımızın en büyük sorunu imansızlıktır. İmansızlığa yol açan materyalist akımlarına, imansızlığı yaygınlaştıran şer odaklarına karşı mücadele vermek ve onlarla münazara etmek için ‘tahkiki imanı’ kuşanmak şarttır. FETÖ, tahkiki imanın ancak kendi mutlak liderliği ile örgüt içinde kavranabileceğini, örgüt ve etki sahası dahilinde kalındığı sürece imanın kuvvetlenip artacağını iddia etmiş, aksi durumda en iyimser halde imanın azalacağını hatta imansızlık batağına düşüleceğini ifade etmiştir. Yabancılaştırmanın zirvesini oluşturan; kendisinden gayrısını imansız olarak görme hususunun arka planında, belirli bir otoritenin rehberliğinde edinilebilen ‘nitelikli imana’ karşılık gelen tahkiki iman anlayışı yatmaktadır.
Üç Daire ve Talebe/Şakirt Kavramı: Said Nursi’ye göre; Risale-i Nur eserlerini okuyan ve takdir eden ancak hayatını bu hizmete tam olarak adamamış olan ancak ‘dost dairesindedir’. Eserlerini okuyup hayatına rehber yapan, iman ve Kur'an hizmetine gönül bağıyla bağlı olan herkes ‘kardeş dairesindedir’. ‘Talebe/şakirt dairesi’ ise en üstün mevkiidir. Talebe artık hocasının bir kopyası gibidir. Hocasının eserlerini kendi eserleriymiş gibi benimsemiştir ve bilinmesi için bu eserleri yaymaya çabalamaktadır. FETÖ bu üçlü daire örgütlenmesini ustaca kullanmış ve böylece kitleselleşebilmiştir. Bu üç daire örgütlenmesi haricindeki kalanlara derin bir husumet beslemiştir. Talebe aşaması ile etrafında sadık bir çember oluşturmuş, FETÖ’nün bütün nifak eylemeleri talebeleri aracılığı ile vuku bulmuştur. Önemlisi; eğitimden, ticarete, siyasetten basın yayım faaliyetlerine kadar bütün bir profesyonel kadro talebeler arasından ihdas olunmuştur. Hülasa; çağımızın en büyük hıyanet şebekesi olan FETÖ, bizden kopardıklarını bize karşı kullanmıştır.
Arif ARCAN

Burhan Kula
Ağustos 22, 2026 Cumartesi 12:24
Darbe yapmamış, darbeye ve darbecilere karşı olan hiçbir suça bulaşmamış insanlar ın sırf bir bankaya para yatırdı, dersaneye çocuğunu gönderdi sendikaya üye oldu diye hayatları karartıldı, işinden aşından edildi hapis cezaları aldı, sosyal hayattan dışlandı, AİHM nin YALÇINKAYA kararı KHK ların en az %97 sinin saçmalık ve hukuksuz olduğunu resmen ortaya koymasına rağmen, Hukuk ve adalet olmadığından KHK zulmü devam ediyor...