Sosyal Medya

Yazarlar

Yetimi Sosyal Medyaya Kurban Etmek

Verilen üç kuruşluk bir yardımı alırken kameraların karşısına geçirilip zoraki pozlar verdirilen yetim çocukları, mağdur insanları gördüğümde içim yanıyor.

Allah affetsin, İHH Adana Başkanlığını yürüttüğüm on yıl boyunca ben de aynı yanlışı defalarca yaptım.

Yardım organizasyonlarında, yardım alan insanların fotoğraflarını çekip sosyal medyada paylaştığımızda bunun başkalarını da hayra teşvik edeceğini, yeni yardımların önünü açacağını düşünüyordum. Nitekim çoğu zaman öyle de oluyordu. Paylaşımlarımız bağışçıları harekete geçiriyor, daha fazla insana ulaşmamıza vesile oluyordu.

Ne var ki insanları iyiliğe teşvik ederken diğer taraftan yardım ettiğimiz insanların gönüllerini incittiğimizi, haysiyetlerini ayaklar altına aldığımızı fark edememiştim.

Ta ki bir gün, yıkık dökük evlerini tamir ettirdiğimiz yetim bir aileyi ziyaret edene kadar…

Amacımız, evin son durumunu görmek ve eksiklerin tamamlanıp tamamlanmadığını kontrol etmekti. Ailenin 10-12 yaşlarında iki yetim kızı vardı. Onlarla fotoğraf çektirmek istediğimizde çocuklar çekingen davrandı. Annelerinin kaş göz işaretleriyle, istemeye istemeye yanımıza geldiler.

Tam o sırada küçük kızlardan biri, yüzünde tedirgin bir ifadeyle sordu:

“Bizim resmimizi gazetelerde basmayacaksınız, değil mi?”

İşte o an yaptığımız hatayı anladım.

Kendi çocuklarımı düşündüm. Çocuklarımın, eşimin bir yardım alırken fotoğraflarının çekilmesini, bu fotoğrafların gazetelerde ya da sosyal medyada çarşaf çarşaf yayımlanmasını hayal ettim. Düşüncesi bile ağır geliyordu.

Peki, başkasının çocuğuna neden bunu yapıyorduk?

O gün fotoğraf çekmedik. Çocuklara fotoğraflarını hiçbir yerde yayımlamayacağımıza dair söz verdik.

Ancak asıl sınavım henüz bitmemişti.

İHH Adana Başkanlığını yürüttüğüm dönemde, Almanya'daki bir yardım derneği Adana'da yaşayan yaklaşık yüz yetim çocuğumuza sponsor olmuştu. Yardımlarını Euro üzerinden yaptıkları için ortaya çıkan meblağ, çocukların aileleri açısından küçümsenmeyecek bir tutardı.

Bir gün söz konusu dernekten bir fotoğraf örneği gönderdiler. Bundan böyle yardım yapılan yetim çocuklara para verilirken, tıpkı bu örnekteki gibi fotoğraflar çekilmesini ve kendilerine gönderilmesini istiyorlardı.

Örnek fotoğraf Afrika'da çekilmişti. Bir yetkili parayı uzatıyor, yetim çocuk parayı alıyor, ikisi de kameraya bakarak poz veriyordu.

Bunun mümkün olmadığını söyledim. Yardım alan insanları teşhir etmeyi doğru bulmadığımızı, hele ki çocukların mahremiyetini bu şekilde ihlal edemeyeceğimizi ifade ettim.

Karşımdaki yetkili, bu fotoğrafları bağışçılarla paylaştıklarında olumlu tepkiler aldıklarını, hatta bağışların çoğu zaman arttığını söyledi. Bu nedenle fotoğraf çekilmesini yardımın şartı hâline getirmişlerdi. Kabul etmezsek yardımı keseceklerini de açıkça belirttiler.

Kendim için olsaydı, belki hiç düşünmeden reddederdim. Fakat mesele yalnızca benim tercihim değildi. Bu yardımla geçinen onlarca, belki yüzlerce yetim çocuğun hakkı söz konusuydu. Onların adına böyle bir rest çekmek, ihtiyaçlarını karşılayan bir kapıyı kapatmak doğru olur muydu?

Verilen para çok büyük bir meblağ değildi belki ama bir çocuğun aylık ihtiyaçlarını karşılamaya yetiyordu. Hele aynı evde birden fazla yetim çocuk bu yardımdan faydalanıyorsa, o para aile için hayati bir anlam taşıyordu.

Kendimi korkunç bir ikilemin içinde bulmuştum.

Bir tarafta çocukların mahremiyeti, onuru ve psikolojisi; diğer tarafta onların temel ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan bir yardım vardı.

Günlerce karar veremedim. Arkadaşlarla defalarca istişare ettik. Herkes bir şeyler söylüyor ama hiç kimse omuzlarımdaki yükü hafifletecek net bir cevap veremiyordu.

Artık karar vermem gerekiyordu.

Kendi kendime, “Yetimin sahibi Allah'tır. Bir kapı kapanırsa başka bir kapı açılır.” dedim. Dua ettim ve fotoğraf şartını kabul etmedim.

Sonra derneğin yetkililerini aradım ve kendilerine şu soruyu sordum:

“Bu fotoğraftaki çocuk sizin çocuğunuz olsaydı, yardım alırken onu kameraların karşısına geçirip böyle poz vermesini ister miydiniz?”

Sağ olsunlar, bu sorudan sonra ısrarlarından vazgeçtiler. Fotoğraf şartını kaldırdılar ve böylece günlerdir içimi kemiren kâbus sona erdi.

Bu yaşadıklarım bana önemli bir gerçeği öğretti: Bir iyiliğin yapılması kadar, nasıl yapıldığı da önemlidir.

Çünkü yetimlik, insanın yalnızca maddi ihtiyaçlarını değil, duygularını ve ruh dünyasını da etkileyen son derece hassas bir durumdur.

Bir dönem derneğimizin girişine, Afrika'da çekilmiş gülen çocukların fotoğrafını asmış ve altına şu sözü yazmıştık:

“Yetim gülerse dünya güler.”

İlk bakışta son derece anlamlı görünen bu sözün ve fotoğrafın bile bazı çocuklarımızı incitebildiğini sonradan öğrendik. Öyle ki fotoğrafı gördükten sonra derneğe gelmeyi bırakan bir yetim çocuğumuz olmuştu.

Çünkü birçok yetim çocuk, “yetim” sıfatını bir eksiklik, bir kusur gibi algılıyor; bu kelimeyi duymak, görmek, kendilerine hatırlatılmasını istemiyordu. Onlar için yetimlik, başkalarının düşündüğü gibi yalnızca bir yardım kategorisi değildi. İçlerinde taşıdıkları, zaman zaman kendilerine bile itiraf etmekte zorlandıkları bir yaraydı.

İHH Adana Başkanlığını yürüttüğüm on yıl boyunca binlerce yetim çocuğumuza dokunduk. Kimi okudu, mezun oldu; kimi evlendi, çocuk sahibi oldu; kimi iş güç sahibi olarak kendi hayatını kurdu.

Bunca yılın ardından dikkatimi çeken bir şey vardı: Derneğimize gelip giden yetim çocuklarımızın sayısı iki elin parmaklarını geçmiyordu.

Bunun nedenini merak ettim ve araştırdım. Görüştüğümüz, konuştuğumuz çocuklar bizi ve derneğimizi çok sevdiklerini söylüyorlardı. Bize karşı bir kırgınlıkları da yoktu. Fakat derneğe gelmek, onlara yetim olduklarını yeniden hatırlatıyordu.

O zaman anladık ki biz onlar için bir iyilik kapısı açarken, farkında olmadan acılarını da yeniden hatırlatabiliyorduk.

İşte asıl mesele buydu.

Bizim yardım ettiğimiz için mutlu olduğumuz yerde, onlar yardım almak zorunda kaldıkları için incinebiliyorlardı. Bizim hayra vesile olsun diye paylaştığımız bir fotoğraf, onların hafızasında bir ömür taşıyacakları bir mahcubiyete dönüşebiliyordu.

Bir bağışçının daha fazla yardım yapması için çekilen fotoğraf, bir çocuğun kendisini eksik, çaresiz veya başkalarına muhtaç hissetmesine neden olabiliyordu.

Oysa iyilik, insanın yarasını sararken ona yeni bir yara açmamalıydı.

Yardım ettiğimiz insanları başkalarına örnek göstermek, bağış toplamak ya da yaptığımız işi duyurmak uğruna onların mahremiyetini ihlal etmeye hakkımız yok. Hele söz konusu olan çocuklarsa, onların rızasını, onurunu ve ruhsal dünyasını her şeyin önünde tutmak zorundayız.

Unutmayalım: Yardımın büyüklüğü, yalnızca verilen parayla değil, yardım edilen insanın onurunun ne kadar korunduğuyla da ölçülür.

Bir çocuğun yüzünü güldürmek isterken onu utandırmayalım. Bir ailenin yükünü hafifletirken mahcubiyetini artırmayalım. Bir iyiliği duyurmak uğruna, o iyiliğin muhatabını teşhir etmeyelim.

Çünkü gerçek iyilik, insanın eline bir yardım paketi tutuşturup fotoğrafını çekmek değil; o paketi verirken onun başını öne eğdirmemektir.

Lütfen, yetimlere yardım ederken onları ifşa ederek yaralarını derinleştirmeyin. İyiliğinizi gösterin ama iyilik yaptığınız insanları göstermeyin.

Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM