Sosyal Medya

Makale

Çin, Uygur Türklerini ve onların kültürlerini nasıl yok etmeye çalışıyor?

Çin ve onun güdümündeki bazı gruplar Uygur Türklerini aşırılıkçı veya ayrılıkçı olarak göstermeye çalışıyorlar fakat gerçek bu değil. Uygur Türkleri sadece temel insani haklarını istiyorlar.

Silahlı güvenlik güçlerinin evinize baskın yaptığını, sevdiğiniz insanları tutuklayıp toplama kamplarına götürdüklerini ve çocuklarınızı sizden aldıklarını hayal etmenizi istiyorum. Uygur mültecilerle görüşmek için Türkiye’ye geldiğimde tanıştığım 44 yaşındaki Turghunjan’ın ailesinin başına gelen tam olarak buydu.

Turghunjan mücevher sektörüyle ilgilenen bir iş adamı. Dört sene Çin ile Türkiye arasında düzenli olarak iş seyahatleri gerçekleştirdi. 2017 yılının ortalarında bu seyahatlerinin birindeyken ailesi hiçbir açıklama yapılmadan tutuklandı ve banka hesapları donduruldu.

Turghunjan konu ile alakalı olarak şunları söyledi: “Kaybedecek artık hiçbir şeyim yok. Karımı sebepsiz yere tutukladılar. İkiz bebeklerimin ve genç oğlumun nerede olduğunu da bilmiyorum. Biz sadece barış, güvenlik, demokrasi ve özgürlük istiyoruz. Benim gibi ailelerinden haber alamayan ve Çin dışında yaşamak zorunda olan insanların biraz huzur için neler feda ettiğini bilemezsiniz.”

Turghunjan bana hikâyesini gözyaşları içinde ağlayarak anlattı.

Bu aile Çin’in Sincan (Doğu Türkistan) bölgesinde parçaladığı Türk ailelerden sadece bir tanesi. Bunun gibi bir sürü aile daha var.

Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi, ağustos ayında bir rapor yayınladı. Bu raporda yaklaşık bir milyon Uygur’un “terörle mücadele” merkezlerinde göz altında tutulduklarından bahsediliyordu. Ayrıca yine aynı raporda Çin’in iki milyon Uygur’u da zorla yeniden eğitime aldığı ve bu eğitimle iki milyon Uygur’a Çin kültürünü ve politikasını zorla dikte ettirmeye çalıştığı açıklandı.

Çin hükümeti o zaman açıkça bu iddiaları ve komitenin raporunu reddetmişti fakat iki ay sonra bu iddialardaki kampları yasallaştırarak onların varlığını kabul etti.

Hükümet ayrıca zorla yeniden eğitime aldığı Uygurların varlığını da şu şekilde kabul etti: Biz Sincan’daki halkı aşırılıklardan uzak tutmak için bu yeniden eğitimi onlara veriyoruz.

İnsan hakları örgütlerine göre bu kamplardaki tutuklulara Çince zorla öğretiliyor. Kamplarda insanlık dışı şartlarda yaşayan bu insanlara düzenli olarak fiziksel ve psikolojik işkenceler yapılıyor. Ayrıca bu kamplarda Uygurlara zorla Çin Komünist Partisi’nin belirlediği hayat tarzı dikte ettiriliyor.

Bütün bu olaylar Çin’de ilk kez yapılan bir şey değil. Uygurların yaşadıkları bu zulüm Çin Komünist Partisi’nin benimsediği etnosentrik yönetim sisteminin son asimilasyon örneği. (Bir kimsenin veya ülkenin kendi kültürünü temel olarak alması ve diğer kültürleri kendi kültürü açısından değerlendirmesi.) Çin’deki en büyük etnik grup olan Hanların egemenliği, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucu babası Mao Zedong tarafından ülke politikası haline getirildi. Bu politika Çin’de yaşan diğer etnik grupların asimilasyonu anlamına gelmekte. Bu politika yaklaşık 70 senedir Çin’de çeşitli şekillerle uygulanıyor.

Bu politikanın bir parçası olarak, Çin hükümeti Sincan'daki Uygur-Türk kültürünü ve etnik kökenini sistematik olarak silmeye çalışıyor. Uygur yetişkinler için yeniden eğitim kamplarının yanında Uygur çocukları için de ailelerinin, dillerinin, dinlerinin ve kültürlerinin unutturulduğu kamplar ve okullar var. Çin, asimilasyonu çocukları ailelerinden kopararak yapmaya başlıyor. Çin devlet medyası da düzenli olarak Han (Çinli) gibi giyinen, Çince bilen ve Çin kültürünü öğrenen Uygur çocuklarının fotoğraflarını ve haberlerini gündemde tutuyor.

Çin hükümeti, asimilasyon politikalarını sürdürürken Uygur evlerinin mahremiyetini de zorbaca ihlal etmekte. Çin Komünist Partisi, 2016 yılında Uygur ailelerine evlerinde her iki ayda bir en az 5 gün ÇKP üyelerinden birine ev sahipliği yapmaya zorlayan “aile olmak” girişimini başlattı.Yani Çin hükümeti Uygurların evlerine kadar rahatça girebiliyor.

Çin devleti aynı zamanda iyi birer Müslüman olan Uygur Türklerinin dini kimliğine karşı aktif olarak saldırıyor. Çin, İslam'ı bir “ideolojik hastalık” olarak resmen ilan etti. Çin, birçok camiyi kapattı, dini kıyafetleri yasakladı ve hatta İslam'ın kutsal kitabı olan Kuran'ı yasakladı.Çin hükümeti Sincan'da Uygurlar üstündeki baskıyı o kadar arttırdı ki Uygurların ölülerine bile rahat vermiyor. Ölülerin İslami bir şekilde gömülmesini istemeyen Çin, Uygurları da ölülerini Çinliler gibi yakmaya zorlamaktadır.

Çin aynı zamanda özellikle dini ve kültürel davranışları düzenleyen yasal yönergeler çıkardı. Sincan'da asimilasyon sürecini hızlandırmak için çıkan bu yönergeler, Uygurların sosyal hayatına da doğrudan müdahale anlamına geliyor.

Bu yönergeler, helal yemeyi tercih etmek, Çinli biriyle evlenmeyi reddetmek veya İslami bir şekilde selamlaşmak gibi basit şeyleri yapan Uygurların aşırılıkçı olarak tanımlanmasına neden olmaktadır.

Çin hükümeti Uygur Türklerine karşı olan bu zalim baskılarını gerekçelendirmek için Uygurları üç şeyle suçluyor;aşırılıkçık, terörizm ve ayrılıkçılık.

İlk suçlama yani aşırılıkçılık, Uygur kimliğini gururla ifade eden herkese yapıştırılmış gibi görünüyor. Kamplara gönderilen milyonlarca Uygurların yanı sıra önde gelen Uygurlar da son birkaç yıldır ya gözaltına alındı ya da kayboldu. İslam alimi Muhammed Salih Hacim, ekonomist İlham Tohti, antropolog Rahile Davud, şarkıcı AbdurehimHeyit ve AblajanAwut ve futbolcu ErfanHezim sadece bu durumda olan birkaç örnek.

Uygur Türkü olmanın ve bununla gurur duymanın "aşırılıkçılık" ile hiçbir alakası yoktur; Çinli birinin kimliği ile gurur duymasının olmadığı gibi. Ayrıca Uygur Türklerinin dini ve kültürel olarak temel haklarını istemesinin de "aşırılıkçılık" ile hiçbir alakası yoktur.

Sırada, “terörizm” tehdidi var. Sincan'da gerçekten şiddet olayları oldu ama halkın alenen devleti protesto etmesi terörizm değildir. İnsanlar zulüm gördüklerinde onların yaptıklarını anlamak çok zor değil. Özellikle insanların şerefiyle oynamak, dinlerini ve kültürlerini yaşamasına engel olmak, aile üyelerini tutuklamak ve bunların hepsini sadece etnik kimliklerinden dolayı yapmak şunları kaçınılmaz olarak o insanlarda ortaya çıkarır; toplumsal öfke, hüsran ve güvensizlik.

Bunun dışında, yoğun polis ve asker kontrolündeki Uygur topraklarında az da olsa şiddet olayları yaşandı ve bazı Uygur kökenli kişiler yurt dışındaki terörist gruplara katıldı.

Ancak, Uygur Türklerinin neredeyse tamamının, Çin'in kendilerine karşı gittikçe şiddetli davranışları ve tutumları karşısında bile şiddeti seçmediği yadsınamaz bir gerçektir. Devlet güvenliği her ülke için önemli olsa da terörizmin bir etnik köken veya bir dine dayandığını iddia etmek kabul edilemez ve gülünç bir durumdur.

Uygurlar ayrıca ayrılıkçılıkla suçlanıyorlar, fakat Çin'den ayrılmak niyetinde değiller. Anavatanlarını tarihsel olarak Çin toprakları olmayan fakat Çin tarafından sömürge edilen bir toprak olarak görüyorlar. Çin sömürgeciliğine ve Çin devletinin Han merkezli ideolojisine karşı boğuşurken aynı zamanda bölgede barış, özgürlük ve demokrasi kurmaya çalışıyorlar.

Kendim dahil her Uygur Türkü, Doğu Türkistan'da umutsuzca barış, özgürlük ve demokrasi istiyor. Fakat korkarım, Çin hükümeti Doğu Türkistan'daki kültürel soykırım, asimilasyon ve baskı politikalarına devam ettiği sürece hiçbiri olmayacak.

Rukiye Turdush

https://www.aljazeera.com/indepth/opinion/china-erase-uighurs-culture-181012155613937.html

Çevirmenin notu olarak: Çinlilerin Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerine yönelik asimilasyon politikaları yukarıdaki yazıda verilmeye çalışılmıştır. Doğu Türkistan’ın konumu itibariyle ticari ve politik olarak stratejik bir yer ve zengin yer altı kaynaklarına sahip olduğunu da unutmamak gerektir. Yani Çin, Uygur Türklerine sadece siyasi ve kültürel politika olarak zulüm etmemektedir bunun ekonomik sebepleri de vardır.

 

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.