Sosyal Medya

Makale

Rahatsız Olanlardan Mısınız?

Şartların ne olduğu ve insanı nasıl biçimlendirdiği konusunda bir fikrimiz yoksa o şartlar tarafından belirleniyoruz demektir. Hâlbuki insan, şartlara boyun eğen değil, bizzat şartların oluşumunu belirleyen bir karaktere sahip olduğunda kendisi olur. Bu yüzden şartlarla bir hesaplaşma içinde olmayan her düşünce ve disiplin kaybetmeye mahkûmdur.

Mevcut halimizi belirleyen mevcut şartlardır. Mevcut şartları belirleyen mevcut algı ve idraktir. Mevcut algı ve idraki de mevcut düşünce ve kültür oluşturmaktadır. Bu düşünce ve kültürü ise eğitim ve öğretim süreçleri belirlerken bunun yaygınlaşması ve bir kültürün inşasına dönüşmesini sağlayan ise sanat ve edebiyat...

Bu iki olgu iletişim aygıtlarının rahminde biçimlenirler. Ve bu iletişim modernliğin kodlarından beslenir.

İşte biz bu düzenleyici kodların işlevselliğini ve nasıl yaşama pratiğini dönüştürdüğünü anlamadan yapacağımız her şey en küçük bir ihtimalle o düşüncenin izlerini taşır.

Ama bu iz öyle bir şey ki her ne ise o şeyi kendi doğasının dışına çıkartan bir yapı işlevine sahip.

Öncelikle bu modernliğin sağladığı düşünce ve kültürün ürettiği siyasi sosyal ve kültürel kodları zihnimizden ve idrak ameliyemizden silmeden ne kendimizi ne dinimizi ve nede tarihimizi ve bunların oluşturduğu dini düşünce ve idraki anlayamayız.

İdrak edemeyiz. Dolayısıyla işlevini tanımlayamayız. Ve sahih bir düşünce inşa edemeyiz.

O zaman iki yönlü bir çaba bekliyor bizi…

Önce mevcut durumu analiz ve bu mevcut durumun baskısıyla baş edecek bir irade ve farkındalık. Bu farkındalıkla arınma ve batı modernliğin yapı bozumunu sağlama sonra da meşhur deyimle gelenek ile bir yüzleşme ve hesaplaşma sağlayarak sahih ve sahici bir düşüncenin oluşumu için ehli olanlarla müzakere başlatmak...

Bunun da temel bir şartı var mevcut hal ve gidişattan rahatsız olmaktır.

Rahatsız olmak, bazı şeylerin farkına varmak ve gidişatın doğru bir yöne akmadığını idrak etmekle de ilişkisi vardır. Bu idrak zaten bize gidişatın neliği konusunda bir uyarı görevi sağlayacaktır. Hayatı olduğu gibi kabullenme aslında her şeyin yerli yerinde oluşuna delalet eden bir bakışın içselleştiğini gösterir. Bu yüzden yaşanan bunca şeye eleştirel bir gözle yaklaşmak, rahatsız olabilmenin zeminini işaret eder. Her şeyi normal görmek anormal olanın normallik kazandığı bir düzene boyun eğmek ve onun gönüllü kölesi durumuna düşmekle ilintilidir. Birde işin konfor boyutu vardır. İnsan, kendi konumunu kaybetmek istemez, yani kaybetmeyi göze alamaz. O zaman da mevcut durumu normalleştirir ve kazancına devam eder. Ama bu kazanç onu anormal kılar ve aslında kazandığı şey onu kendine yabancılaştırır ve gittikçe de uzaklaştırır. Sonra başlar sızılar, daralmalar vesaire… Kalp sızısı ve yürek daralması insanın kendi olma halinden uzaklaşma çabasına vücudun ve ruhun ortaklaşa gösterdiği tepkidir.

Yönelimimiz nereye sorusunu bireysel ve toplumsal bir idrak haline dönüştürmediğimiz sürece sadece sürece mebni bir akli yetiyi hayatın nirengi noktası kılarak yabancılaşmayı kaçınılmaz bir kimlik haline dönüştürmüş oluruz. Kurtuluş ise her zaman olduğu gibi bugün de sadece kendin olabilme çabası ve gayretine sahip çıkmaktır. Ama bu kendin olmayı kendi dininin kültür ve düşünce havzasından aldığında işe yarar… Yani Müslümanca düşünmekten ve eylemekten başka seçenek yoktur… İşte soru: Müslümanca düşünmek nedir?

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');