Sosyal Medya

Özel / Analiz Haber

Sosyal medya ve olmak istediğimiz biz

Sosyal medya hesaplarımızda gerçeğinden daha iddialı, daha duyarlı, daha başarılı, daha güzel veya yakışıklı, daha saygınız. Gerçek benliğimizi perdeleyen sahte bir benlikle hareket ediyoruz. Aslında bir nevi olmak istediğimiz gibiyiz, olduğumuz gibi değiliz.



Sosyal medya ile ilgili birçok tezde, makalede veya konuşmada farklı tespitler bulmak mümkün. Sosyal medyanın insanı asosyal bir varlık haline getirmesinden tutun da fazlaca sakıncalı içerikle muhatap kılmasına kadar birçok eleştirel çıkarım mevcut. Fakat aslında konunun felsefi boyutu, işin temelini oluşturuyor. Yani sosyal medya olarak bildiğimiz mecralar aslında insana kendini gösterme ve kabul ettirme için bahşedilmiş bir konfor alanı. Bu alanda istediğini paylaşabilir, istediğini takip edebilir, istemediklerini engelleyebilirsin.
 
Hatta bununla da kalmayıp hoşuna giden içerikler hakkında övgü dolu paylaşımlar yapabilir hoşuna gitmeyenler için linç başlatabilirsin. Bu durum sosyal medya kullanıcısına sanal ve sınırları muğlak bir zihinsel yaşantı dünyası sunar. Şimdi sanalın karşısına gerçeği, muğlak sınırların karşısına da özgürlüğü koyalım ve soralım: Çevremizde yaşanan olaylara direkt olarak tepki verdiğimiz ilk alan neresi? Kendinizi çok rahat ifade ettiğiniz ve insanların olumlu veya olumsuz gündemlerinde yer aldığınız yer neresi? Cevaplar sosyal medya ise; sosyal medya mecralarının sanal olanı gerçek, muğlak sınırları ise özgürlük diye sunduğu sonucuna varabiliriz.
 
Sahte duyarlılık
 
Bu durum insana ve topluma sahte bir duyarlılık mekanizması kazandırıyor. Yani aslında gerçekten yaşanan bir mağduriyete karşı sosyal medyadan verilen tepkilerin gerçek ve işe yarar olduğunu düşünüyoruz ve o mecraların bizlere çizdiği sınırlar içerisinde aksiyon alıyoruz. Sosyal medyanın sınırları içerisinde verdiğimiz sanal tepkiler birçok sonucu da beraberinde getiriyor. Mesela linç kültürü, sürü psikolojisi, vicdan tatmini gibi sonuçları sayabiliriz. Buradan yola çıkarak sosyal medyanın insana bir sahte benlik verdiğini ve bu sahte benlik ile görünürlük, takdir edilme, kendini gerçekleştirme, kendini ifade etme, eleştirme ve beğeni gibi imkanlara kapı açtığını çıkarmak mümkün. Tabii sahte benlik ifadesini sert bulanlar bunu sanal benlik olarak da değiştirebilirler.
 
Gerçeklik algısı
 
Bunun yanında sosyal medya gerçeklik algımızı elimizden alıyor. Daha doğrusu gönüllü olarak bu gerçeklik algısını teslim etmiş oluyoruz. Var olmanın en başlıca unsurlarından biri olan hareket etme yetisini zamanla kaybetmenin yanında toplumsal duyarlılık mekanizmasını da köreltmeye başladık. Mesela komşumuzun evinden her gün duyduğumuz kadına şiddete 'başımıza bir şey gelmesin' korkusu ve endişesi ile ses çıkarmazken sosyal medyada gündem olan bir kadına şiddet olayına kendi gerçekliğimizden çok uzak ve abartılı tepkiler verebiliyoruz. İşte tam olarak burada insanın sanal ve sahte olan benliğinin artık gerçek benliğinin önüne geçtiğini görebiliriz.
 
 
Yani aslında sosyal medya hesaplarımızda gerçeğinden daha iddialı, daha duyarlı, daha başarılı, daha güzel veya yakışıklı, daha saygınız. Aslında bir nevi olmak istediğimiz gibiyiz, olduğumuz gibi değiliz. Buraya kadar sosyal medyanın felsefi olarak insandan gerçek benliğini aldığını onun yerine sanal/sahte bir benlik verdiğini gözlemledik. Şimdi ise durumu olaylar üzerinden okuyalım.
 
Marjinal normalleşiyor
 
Sosyal medyadan gün içerisinde milyarlarca gerekli-gereksiz bilgiye maruz kalıyoruz. Bu bilgilerin doğru mu yanlış mı olduğuna ilişkin birçok çalışma mevcut. Bilginin gerçekliği uzmanlık gerektiren ve titiz bir çalışmayı şart koşan bir konu. Bu açıdan detaylı okumalar yaparak bilginin doğruluğu ile ilgili bir 'medya okuryazarlığı' yetisi kazanmanın hayati önem taşıdığını vurgulamak gerekir. Fakat odaklanacağımız konu bilginin doğruluğundan ziyade 'marjinallik' kavramı.
 
Marjinallik olağanın dışında, normal olmayan anlamlarına geliyor. Yani aslında insanın doğasına aykırı olan şeyler insan için marjinal, toplum doğasına aykırı olan şeyler de toplum için marjinal olur. Mesela toplumsal şiddet hem insan doğasına hem de toplum doğasına aykırı olduğu için marjinaldir. Suç unsuru taşıyan her şey toplumsal olarak marjinal kabul edilir ve bundan dolayı ceza uygulanır. Sosyal medyada da marjinal olan çok fazla şey var. Özellikle görsel anlamda hem fotoğraf hem de video olarak marjinal milyonlarca içeriğe maruz kalıyoruz. Maruz kaldığımız gibi sanal benliğimizi de harekete geçiriyoruz ve tepki veriyoruz. Fakat bu kadar sık kullandığımız sosyal medya sayesinde marjinal olan şeylerin bir süre sonra normalleştiğini de görebiliyoruz. Sürekli şiddet içerikli şeyleri izleyen zihin dünyamız bir süre sonra tepkisizleşiyor ve marjinal olan bir anda normalleşiyor.
 
2004 yılından itibaren sosyal medyada amatörden profesyonele doğru ilerleyerek kafa kesme ve vahşet videoları paylaşan DEAŞ terör örgütünün neden sürekli video paylaştığını bir nebze anlamış olmalıyız. Basitçe düşünürsek; ekran karşısında içinizin almayacağı bir vahşet videosunu ilk izlediğinizde mideniz bulanabilir hatta kabuslarınıza dahi girebilir. Fakat aynı vahşet görüntüsünü onuncu kez izlediğinizde verdiğiniz tepki asla ilk tepki gibi değildir. Şimdi düşünelim aynı veya benzer vahşet görüntüsünü bir milyon kez izlediğinizi. İşte marjinal olanın normalleşmesi ile beraber gerçek benliğimizin hareket mekanizması da zayıflıyor. Bunun tam tersi de mümkün. Yani normal olanın marjinalleşmesi. Bu konuda da birçok örnek mevcut. Fakat burada durum bir başka pencereyi daha açmamıza neden olacak: Linç kültürü. Sosyal medya, normal olan bir davranışı marjinal gibi sunma açısından son derece önemli. Bir insanı sosyal medyada marjinalleştirmek için toplumsal sinir uçlarına dokunacak şekilde sunmanız yeterli olabilir. Zaten gerçek benlik duygusunu yitiren ve muğlak sınırların olduğu alanda sahte benlikleri ile tepki vererek var olmaya çalışan kullanıcıların tepkileri hızlı bir linç girişimine dönüşebilir.
 
Yargı süreçleri bitmemiş birçok dava hakkında atılan duyarlılık kokan tweetler bunun en bariz örneği. Aslında yasal olan bir karar, sosyal medya ile bir anda toplum nezdinde yasa dışı gibi servis edilebilir. Tüm bu süreçlerin benlik kontrolünde olması durumunda sosyal medya gerçekten insanın kendisini ifade etmesi açısından önemli bir araç. Fakat sahte veya sanal benlik ile alınan her aksiyon düşünme, muhakeme etme ve doğru davranışı ortaya koyma yetilerimizi köreltebilir. Sosyal medyanın kullanımı ve toplumsal etkileri konusunu ele alırken algı yönetiminden bahsetmemek bir parça eksiklik olacaktır. Çünkü bu süreçlerin tamamı algı yönetimi olgusunun kapsamında yer alıyor.
 
Algı yönetimi tıpkı ön yargı gibi ilk görüşte olumsuz iz bırakan bir kelime olsa da aslında hepimizin farkında olarak veya olmadan yaptığımız bir şey. Bunun yanında algı yönetimi her ne kadar olumsuz bir çağrışım yapsa da doğru olanın, bilimselliğin, adaletin veya iyiliğin de algı yönetimi yapılabilir. Sosyal medya kullanıcıları olarak bizler de algı yönetiminin farkında olmak ve bu olguyu 'gerçek' ve 'iyi' için kullanmak durumundayız.
 
Müellif: Cuma Obuz / Kaynak: Star-Açık Görüş

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');