Sosyal Medya

Makale

Barbarlık İsrail'i Asla Güvenli Kılmayacak!

OrtadoÄŸu’da süregelen çatışmalar, yalnızca cephe hatlarında deÄŸil, hukuk ve vicdan alanında da derin yarılmalar oluÅŸturmaya devam ediyor. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının yarattığı yıkım, bu yarılmanın en somut örneklerinden biridir. Sivil alt yapının geniÅŸ ölçekte tahrip etmesi, yerleÅŸim alanlarını hedef alması ve yüz binlerce insanın yerinden etmesi uluslararası hukuka saygı duymadığını açıkça gösteriyor.

Zira uluslararası hukukun temel ilkeleri olan “ayrım gözetme” ve “orantılılık”, savaşın en sert koÅŸullarında bile sivillerin korunmasını zorunlu kılar. Bu çerçevede, askerî hedeflerle sivil unsurların açık biçimde ayrılması ve kullanılan gücün hedefle orantılı olması gerekir. Ancak sahadan gelen veriler ve bağımsız gözlem raporları, bu ilkelerin giderek aşındığını düşündürüyor.

Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluÅŸların uyarıları, sadece teknik hukuk tartışmaları deÄŸil, aynı zamanda temel insani deÄŸerlerinin çiÄŸnendiÄŸini gösteriyor. Mevcut İsrail yönetimi, Hizbullah’ı bahane ederek askeri alt yapıyı hedef aldığını iddia etse de ortada geniÅŸ çaplı bir yıkım var.

Sivil yaşamı sürdüren temel unsurların yani elektrik sistemleri, su kaynakları, ulaşım ağları, sistematik biçimde yıkarak yalnızca anlık askerî hedeflerle açıklanamayacak bir sonuç doğuruyor. Bu durum, savaşın araçları ile amaçları arasındaki sınırı yıktığını gösteriyor.

İsrail’in bu saldırgan tutumu, kısa vadeli kazanımlar elde ettiÄŸi görünse de uzun vadeli güvenliÄŸi tehlikeye atıyor. Zira kolektif cezalandırma hissi doÄŸuran uygulamalar, yalnızca mevcut çatışmayı derinleÅŸtirmekle kalmaz, aynı zamanda yeni çatışmaların zeminini hazırlar. Güvenlik, yalnızca askerî üstünlükle deÄŸil, meÅŸruiyetle de inÅŸa edilir. MeÅŸruiyetin zedelendiÄŸi bir ortamda ise hiçbir askerî baÅŸarı kalıcı bir güvenlik üretemez.

Bu noktada aslında meselenin daha az konuÅŸulan baÅŸka bir boyutu ortaya çıkıyor: İsrail’in izlediÄŸi geniÅŸ kapsamlı bu yıkım politikası, yalnızca bölge halklarını deÄŸil, dünya genelindeki Yahudi topluluklarını da dolaylı biçimde olumsuz etkiliyor.

Nitekim Chicago’da bizzat ÅŸahit olduÄŸum Yahudi kökenli bir hanımefendinin sohbet ortamındaki ÅŸu sözleri bu durumun insani boyutunu çarpıcı ÅŸekilde ortaya koyuyor: “İsrail’in bu saldırgan tutumu nedeniyle Yahudi olduÄŸumu söylemekten hem çekiniyorum hem de utanıyorum.” Bu, yalnızca bireysel bir rahatsızlık deÄŸil, aynı zamanda İsrail saldırganlığının Yahudi kimliÄŸiyle nasıl özdeÅŸleÅŸtiÄŸini gösteren ahlaki bir sorgulamaya yol açıyor.

Elbette eleÅŸtirimiz herhangi bir kimliÄŸe deÄŸil, doÄŸrudan İsrail’in saldırgan tutumuna yöneliktir. Akıl ve vicdan sahibi Yuhudiler de Netanyahu’nun bu barbarlığını onaylamıyor. Hukukun, insan haklarının ve vicdanın ortak dili, sivillerin korunmasını ve hesap verebilirliÄŸi zorunlu kılar. Bu ilkelerden uzaklaÅŸan her politika, sadece karşı tarafı deÄŸil, uygulayıcısını da ahlaki ve siyasi bir çıkmaza sürükler.

Toparlayacak olursak, güvenlik bahanesi ile yürütülen yıkım, kısa vadede askerî sonuçlar almış gibi görünse de uzun vadede daha derin güvenlik riskleri üretir. Zira gerçek güvenlik, yıkımın deÄŸil, barış ve adalet üzerine inÅŸa edilir. Adalet, ancak hukuka ve temel insani deÄŸerlere sadık kalındığında mümkündür. Zira vahÅŸet, İsrail’i asla güvenli kılmayacak!

Mehmet BEYHAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.