Sosyal Medya

Özel / Analiz Haber

10 soruda Ayasofya: Semavi Eyice'nin kaleminden kadim mabedin tarihi hikayesi

Bizans devrinde İstanbul’un en büyük kilisesi iken fetihten sonra şehrin baş camii haline getirilen ve etrafında zamanla bir külliye teşekkül eden bu kadim mâbedin dünden bugüne geliş hikayesini, okurlarımızı Prof. Dr. Semavi Eyice'nin kaleminden okumaya davet ediyoruz



Soru: 1 Kimler yaptırdı?
 
Ayasofya, 4. yüzyılda putperest mabetlerin yerine ahşap çatılı bazilika biçiminde bir yapı olarak inşa edilmişti. Genellikle bu ilk yapının 1.Constantinus'un eseri olduguna inanılır ise de kilise ancak onun 337'de ölümünden sonra oğlu Constantius doneminde bitirilerek, açılışı 15 Şubat 360'da yapılmıştır. 
 
Ayasofya (Hagia Sopha, Hıristiyan üçlemesinin ekanim-i selase) ikinci unsuru ogul'un bir vasfı olan mistik ilahi hikmet (sophia) mefhumu adına kurulmuştu. Patrik loannes Khrysostomos'un, Imparatoriçe Evdokia'nın gazabına uğrayarak sürgüne yollanması yüzünden çıkan bir ayaklanmada 20 Haziran 404'te yanan kilise, II. Theodosius tarafından yeniden yapılıp 10 Ekim 415'te tekrar ibadete açıldı. 
 
1935'te Prof. Dr. A. M. Schneider tarafından binanın batı tarafında yapılan kazıda, üzerlerinde havarileri temsil eden kuzu kabartmaları olan büyük blokların bu ikinci yapının giriş cephesine ait olduğu kabul edilir. 
 
II. İoannis Komnenos, Meryem, İsa, İrini
 
Imparator lustinianos (527-560) aleyhine çıkan Nika (Zafer) ayaklanmasında 13-14 Ocak 532 gecesi Ayasofya bir defa daha yandı. Iustinianos, durum düzeldikten hemen sonra kilisenin yeniden yapımına girişerek, bu işle Batı Anadolulu 2 mimarı, Trallesli (Aydin) Anthemious ile Miletoslu (Söke yakınında Milet-Balat) Isidoros'u görevlendirdi.
 
Mısır, Suriye ve Anadolu'daki putperest yapılardan çıkarılan işlenmiş sütunlar ve çeşitli yerler deki taş ocaklarından getirilen malzeme, çsğının bir kaynağının bildirdigine göre, 100 ustabaşının idaresindeki 10.000 işçinin gayretleriyle işlendi ve inşaat 5 yıl sonra tamamlandı; açılış 27 Aralık 537 günü yapıldı.
Soru: 2 Nasıl yapıldı?
 
2 muhendis mimar, yaklaşık 77 x 21 metre ölçüsündeki Ayasofya'yı erken Hıristiyan dönemin dini yapılarında uygulanan, batı-dogu ekseni üzerinde 2 destek dizisi ile uzunlamasına 3 sahna (nefe) ayrılan bazilika planında yapmakla beraber, orta mekânın üstünü, köşe pandantifleri ile esas kabuğu şişmiş bir yelken gibi bir bütün teşkil eden ve çapı 31-33 metreyi bulan büyük elips bir kubbe ile örtme yoluna gitmişlerdi. 
 
Her ne kadar geç Roma Imparatorluk dönemi mimarisi çapı 30 metreyi aşan kubbeler yapmış ise de, bunlar yuvarlak dış duvarlı binaların üstlerine tencere kapagı gibi örtüyordu. Halbuki Ayasofya'da statik bakımdan tamamen değişik bir sistem uygulanmış ve kubbenin orta nef'inin 4 büyük payesine dayanan, 4 büyük kemere oturması sağlanmıştır. Bu, o vakte kadar hiçbir mimarın düşünmediği veya bu ölçüde bir binada cesaret edemediği çok cüretli bir uygulama idi.
 
Büyük kubbe kitlesinin baskısını karşılamak üzere, batı-doğu ekseni üzerinde, kademeler halinde alçalan ve baskıyı önce 2 yanına, bunların da her birini 3'e bölen yarım kubbeler (batıda 2 yarım kubbe ve 1 tonoz olacak şekilde) yapılmıştı. Halbuki yanlarda, kuzey ve güneyde kubbenin baskısı, galerilerde yan duvarlardaki pâyeler, sütunlar, kemerler ile tonozlar yardımıyla karşılanmıştı. 
 
Bu ölçüde ve zemin planı bu tertipte olan bir yapıyı, bu derecede büyük bir kubbe ile örtmek büyük cesaret işi idi. Statik bakımdan bu ağırlığı çok güç karşılayan Ayasofya, gerek Bizans, gerek Osmanlı döneminde, duvarlarına dışarıdan eklenen büyük destek payandalarının yardımıyla bugüne kadar ayakta kalabilmiştir. 
 
Nitekim 577 yılındaki şiddetli deprem sonrasında, 7 Mayıs 578'de büyük kubbenin diğer tarafının çökmesi üzerine, ilk mimarlardan Isidoros'un yeğeni genç Isidoros, kubbeyi öncekine nazaran 6,25 metre kadar yükseltmek ve ana kemerlerin köşelerindeki küresel üçgenleri (pandantifler) ayrı geçiş unsurları yapmak suretiyle örtü sistemini değişmiştir. Böylece tamiri tamamlanan kilise 24 Aralık 562'de yeniden açılmıştır.
 
Çıkış mozaiği. Justinianus, Meryem ve Büyük Konstantin
 
Soru: 3 Ayasofya nasıl cami oldu?
 
Şehrin en büyük 2 kilisesinden birincisi olan Ayasofya, İstanbul'un 1453'te fethinin hemen ardından, fetih yoluyla alınan her yerde uygulanan usul gereğince camiye çevrildi.Tursun (Tur-1 Sina) Bey'in yazdığına göre, kubbeye kadar çıkan Fatih Sultan Mehmed, yapı ve çevresinin harap görünüşü karşısında, meşhur Farsça beyti söylemiştir. Padişah, Ayasofya'nın tahribini önlemiş, burada ilk namazı kıldıktan sonra, hayratının ilk eseri olarak buraya vakıflar tahsis etmiş; yanına da ayrıca, sonraları pek çok değişikliğe uğrayan bir medrese yaptırmıştır. Fatih'in vakfiyelerinden öğrenildiğine göre, caminin çeşitli hizmetlerinde 62 kişi bulunuyordu. 
 
Ayasofya'daki en son değişiklik ise 19. yüzyılda yapılmıştır. Ayasofya Camii'nin ilk minaresi, batıdaki yarım kubbenin 2 tarafinda bulunan ağırlık kuleciklerinden güneydekinin üstüne ahşap olarak yapılmış ancak 1573 yılı tamirinde kaldırılmıştır. Yapılan etraflı incelemede, minare olarak ağırlık kulelerinin kullandığı anlaşılmıştır. 
 
Caminin güneybatı köşesindeki tuğla minarenin Fatih devrine ait olduğu söylense de, bunun II. Bayezid devrinde yapılmış olması bizce daha muhtemeldir. Çünkü camiiII.Bayezid devri özelliği taşır.  II. Bayezid dönemine ait olduğu iddia edilen, Bâb—ı Hümayun karşısında, güneydoğu köşesindeki yivli minarenin ise, Edirne'deki Selimiye Camii minarelerine çok benzemesi sebebiyle, Mimar Sinan'ın eseri olduğunu, dolayısıyla 16. yüzyılın 2. yarısında yapıldığını tahmin ediyoruz. Diğer 2 minare ise III.Murad devrine aittir ve Sinan'ın eseridir. 
 
Türk şehirlerinin çoğunda bulunan Ulu Cami İstanbul'da yapılmamış, bu görevi 1934'te camilikten çıkarılıncaya kadar 480 yıl Ayasofya sürdürmüş, Türkleşen İstanbul'un en başta gelen İslâm ibadet yeri olarak özel bir değere sahip olmuştur. Nitekim Kadir geceleri burada başka hiçbir camide rastlanmayacak bir ihtişam içinde kutlanırdı. Endeun Tarihi'ni yazan Tayyarzâde Ata Bey'in belirttiğine göre, padişahlar Kadir gecelerinde teravih namazı için büyük bir merasimle Ayasofya'ya gelirlerdi. Ayasofya'da Bayram namazı kılmak da makbul bir olaydı.
 
 
Soru: 4 Padişahlar Ayasofya'yı nasıl şekillendirdi?
 
Kanuni Sultan Süleyman devrinde Budin'in fethi (1526) üzerine, oradaki başkiliseden (katedral) alınan tunç şamdanlar üzerine manzum birer kitabe kazınarak Ayasofya'da mihrabın 2 yanına yerleştirildi. Sultan II. Selim, Ayasofya'ya biyük ilgi göstermiş ve padişah oldugunda bu ibadet yerini ziyaretinde, Bizans döneminde yapının giriş holünde (narteks) mermer levhalar üzerine işlenerek duvara yapıştırılmış 1166 tarihli uzun bir imparatorluk kararnamesini tercüme ettirmiştir. Sonra bunları kaldırtarak, babası Kanuni Sultan Saleyman'ın türbesinin saçağında tersine çevrilmiş olarak kullanılmasını uygun görmüştür. 
 
1960'ta türbenin tamiri sırasında bu levhalardan bir kısmı bulunmuş, alçıdan kopyalan alındıktan sonra yine türbedeki yerlerine konulmuştur. Alçı kopyalar ise Ayasofya'da evvelce asıllarının durduğu duvara yapıştırılmış olarak görülebilir.
 
Sultan II. Selim zamanında, Ayasofya'nin etrasaran ve yapıya zarar veren evlerden ayıklanması uygun görülerek, gerekli istimlakler yapıldığı gibi, Hassa Başmimarı Koca Sinan tarafından destek  payandaları inşa olunarak, binanın çökmesi önlenmiştir. Bu vesile ile yapılan minarenin, güneydoğu köşedeki yivli minare oldugunu tahmin etmekteyiz. Bu sıralarda Fatih devrine ait batıdaki yarım kubbe yanında bulunan ahşap minare de kaldırılmıştır. Bunların kitabeleri de Kızlaragası Beşir Ağa tarafından yazılmıştır. 
 
Ayasofya Medresesi ise Fatih döneminde yapılmış, sonradan yıkılmıştır. Ayrıca Hürrem Sultan'ın vakfı olarak yapılan Ayasofya Hamamı (Mimar Sinan'ın eseridir), I. Mahmud'un yaptırdığı imaret, kütüphane, harikulade güzellikteki şadırvan, aşhane imareti, hazine binası (zahire ambarı yapılmıştır) sibyan mektebi ile Bab-ı Humayun'a açılan imaret kapısı Osmanlıların Ayasofya'ya en degerli katkılardır. Bunların kitabeleri de Kızlaragası Beşir Ağa tarafindan yazılmıştır.
 
Hürrem Sultan'ın vakfı olarak yapılan Ayasofya Hamamı (Mimar Sinan'ın eseridir)
 
Soru: 5 Türbelerde kimler yatıyor?
 
Şehrin Ulu Camii durumunda olan Ayasofya'nın etrafindaki padişah türbelerinin yapımına da bu sırada başlanmış, ilk türbe Mimar Sinan tarafından, 1574'te olen II. Selim için inşa edilmiştir. 
 
Bu gelenek sonraları da sürdürülmüş, Ayasofya'ya önemli ilaveler yaptıran ve 1595'te ölen III. Murad'ın türbesi de Hassa mimarı Davud Ağa tarafından II. Selim'in yanına yapılmıştır. III. Murad zamanında, Ayasofya'nın kuzey tarafında yükselen kalın gövdeli 2 minare inşa edilmiş, ince ve zarif mermer işçiliği gösteren minber, kürsü ve mahfil ile çini kaplı hünkar mahfili yapılmış: Bergama'da bulunan. Ilk Çag'dan kalma ve yekpare mermerden oyulmus 2 büyük küp getirtilerek, cami içine şadırvan olarak yerleştirilmiştir. 
 
Bergama'dan getirilen küpler 
 
III. Mehmed'in ölümünden sonra da onun için Mimar Dalgıç Ahmed Ağa üçüncü büyük türbeyi inşa etmiştir. 
 
Her 3 türbe de Osmanlı dönemi Türk mezar sanatının en muhteşem anıtlarından sayılır. Türbelerin etrafına da hanedandan birçok kimse gömülmüş, burada ayrıca şehzadeler için küçük bir türbe inşa olunmuştur. 1617'de tahta çıkan, fakat 3 ay sonra şuuruna sahip olmadığı anlaşılarak tahttan indirilen Sultan I. Mustafa 1622'de tekrar padişah yapılmıştır. 1 sene 4 ay sonra yeniden hal edilince 16 yıl sarayda kapalı tutulup 1639'da ölmüş, naaşı da Ayasofya'nın yanında, fetihten beri kandil yağlar deposu olarak kullanılan eski vaftizhanenin acele olarak türbeye dönüştürülmesiyle buraya gömülmüştür. 
 
9 yıl sonra, 1648'de Sultan Ibrahim de aynı türbeye defnolunmuştur. Bazı şehzadeler ile hanedandan kadın ve kızlar da burada yatmaktadır.
 
Hünkar Mahfili
 
Soru: 6 Nasıl müze yapıldı? 
 
Bütün bu tamir ve destekleme gayretlerine rağmen Ayasofya şiddetli depremlerden zarar görüyordu. Nitekim 10 Temmuz 1894 depreminde yarım kubbeler ile tonozlardaki sıvalardan büyük parçalar mozaiklerle birlikte düşmüş. cami uzunca bir süre kapalı kalmıştır. Evkaf Nezareti 1910 yılına doğru topladığı uluslararası heyetten, mimar Kemalettin Bey'in başkanlığında Ayasofya'nın durumu hakkında raporlar almış, fakat uzun savaş yılları yüzünden bir girişimde bulunulmamıştır. (İngiliz mimar Jackson'un bir raporu vardır. Henri Prost da Ayasofya'nın rölövelerini çıkarmıştır.) 
 
1. Dünya Savaşı'nın ardından Istanbul'un işgali yıllarında. Ayasofya'yı tekrar kilise yapmak isteyen bazı yabana güçlerin bir oldubitti yapmasını önlemek üzere, burada küçük bir Türk askeri birliği hazır tutulmuş ve Rumların girişimleri engellenmiştir. 
 
Cumhuriyet'ten sonra 1926'da yine yerli ve yabancı uzmanlardan Ayasofya'nın karşı karşıya olduğu tehlikeler ve tamir esaslarına dair raporlar istenmiştir. Amerikalı Thomas Whittemore (1871-1950), 1931'de Ayasofya'nın mozaiklerini meydana çıkarmak üzere izin almış ve çalışmalara 1932'de başlanmıştır. 
 
1934'te Atatürk'ün binanın müze yapılmasını teklif etmesi üzerine, Milli Egitim Bakanı Abidin Özmen ertesi gün, binanın Vakıflar'dan kendi bakanlığına devrini isteyen ilk yazıyı yazmış ve 1 Şubat 1935'ten itibaren Ayasofya resmen Müzeler İdaresi'ne bağlanmıştır. 
 
Amerikan Bizans Enstitüsü binanın rölövesini çıkartıp mozaiklerin üzerini açarken, 1936'da Alman Arkeoloji Enstitüsü Ayasofya'nın batı cephesi önündeki kazıyı yapmıştır. Müze müdürü Muzaffer Ramazanoğlu 1945-55'te iç ve dış kısımda bazı araştırmalar yapmış ise de bunlar yeteri kadar tanıtılmadan kalmıştır.
 
Son yıllarda da bazı yerlerde temizlik ve araştırmalar gerçekleştirilmiştir; fakat bu yaşlı bina bugün çok ciddi problemlerle karşı karşıya bulunmaktadır. Bizans Eserleri Müzesi yapma girişiminde bulunulmuşsa da bu girişim tepki çekmiştir. Istanbul'dan çeşitli Bizans parçaları toplanarak bu işe başlanmıştır. Evdoksiya'nın meşhur gümüş kaplamalı heykelinin kaidesi de oraya getirilmiştir.
 
 
Soru: 7 Osmanlı'nın son restorasyonunda neler yapıldı?
 
Câbi Said Efendi'nin yazdığına göre, Sultan II.Mahmud zamanında H. 1224 (1809/10)'te Ayasofya bir tamir daha görmüştür. Fakat en geniş kapsamlı tamir, Sultan Abdulmecid'in emriyle 1847-49 yılları arasında gerçekleşmiştir. Başlangıçta basit bir tamir düşünülmüşken, sonra işlerin büyütülmesi uygun görülerek, çalışmaların idaresi Italyan Isviçre'sinden Gaspare Trajano Fossati (1809-1883)'ye havale edilmiştir. 
 
Gaspare Trajano Fossati 
 
İstanbul'a 1837'de gelen Fossati, kardeşi Giuseppe ile daha birçok memleketlisini de yardımcı almış; ortalama 800 işçi çalıştırmak suretiyle yapıdaki çatlaklar, tehlikeli yerler o yılların teknigi ile giderilirken, iç ve dış süslemesi de bütünüyle elden geçirilmiştir. Bu arada kuzey taraftaki medrese 2 katlı olarak yeniden yapılmış, avlunun dış duvarı düzenlenmiş, güney tarafa kubbeli bir muvakkithane inşa edilmiştir. 
 
Duvarlardaki mozaik resimler temizlenerek meydana çıkarılmış, sonra tekrar kapatılmış, Teknecizade'nin yazdığı kare çerçeveli yazı levhaları indirilerek yerlerine Kazasker Mustafa Izzet Efendi'nin yazdığı dev ölçüdeki yuvarlak levhalar asılmıştır. Fossati, Hünkar mahfilini de kaldırarak bunun yerine bugün görülen Neo-Bizans üslubundaki ve sütunlara alınan loca biçimindeki mahfili yapmış, dış giriş ile mahfil arasına bir 19. yüzyıl sarayı görünümünde olan Kasr-ı Hümayun'u da inşa etmiştir. 
 
Çalışmalar bittiğinde Hicri 1265 yılı Ramazan'ının ilk cuması (13 Temmuz 1849) çok büyük bir törenle açılış yapılmış, bu vesile ile yine Fossati'nin çizdiği bir taslağa göre bir hatıra madalyası da bastırılmıştır. Lanzoni adındaki mozaikçi de, dökülmüş tanelerden Sultan Abdülmecid'in mozaik bir tuğrasını yapmıştir. Topkapı Sarayı'nın deposunda buldurulan bu tuğra şimdi esas girişin yanında asılıdır.
 
Ayasofya'nın tamiri tamamlandığında Sultan Abdülmecid'in açılışını yaptığıilk Cuma Selamlığı
 
Soru: 8 Mozaikleri kim tahrip etti? 
 
Ayasofya’nın 6. Yüzyılda yapılan mozaik süslemesi hakkında yeterli bilgi yoktur. Tezyini moziklerin olduğu bilinmekle beraber, insan tasvirli olanların varlığına dair bir ipucu elde edilememiştir. Yalnız kubbenin ortasında büyük bir haç olduğu bilinir. Ayasofya'nın mozaikleri, resim duşmanı dönem (lkonoklasm) 842'de kapandıktan sonra yapılmağa başlanmış ve peyderpey sürmüştür. 
 
İstanbul 1453'te fethedilip Ayasofya cami haline getirildiğinde bütün mozaiklerin üzerlerinin kalın bir badana tabakası ile kapatıldığı yolundaki iddia tamamen yanlıştır. Bu dönemde Ayasofya'nın içine giren yabancı seyyahlar çeşitli yerlerde mozaiklerin görünebildiğini bildirirler. Ancak bazı yerlerdeki figürlerin yüzleri badana ile kapatılmıştır. İsveç kralı XII. Karl'ın subaylanndan Cornelius Loos, 1710'da Istanbul'da bulunduğu sırada çizdigi resimlerde mozaiklerden bazılarını işaretlemiştir. 
 
Ayasofya'da mozaiklerin bütününün badana ile örtülmesi 18. yüzyıl ortalarından itibaren cereyan etmiştir. Baron de Tott, 1755'te mozaiklerin üstlerinin kapatılmış olduğunu ve bazı parçaların sökülerek cami hizmetlerince bahşiş karşılığı yabancılara verildiğini bildirir. 
 
Fossati 1847-49 yıllarında tamir çalışmalar yaparken çeşitli yerlerde mozaikler bulmuş ve Sultan Abdülmecid'in emri ile bunların üzerlerini açmıştır. Padişah önce bunların açık bırakılmaların düşünmüş fakat sonra bazı tepkilerden çekinerek, "Bir daha kim bilir ne zaman açılırlar" diyerek üzerlerinin badana tabakası ile örtülmesi için emir vermiştir.
 
Thomas Whittemore tarafindan 1932'de başlatılan çalışmalar ile peyderpey mozaiklerin temizlenip açılmasına girişilmiş, fakat 1847-49'da bulunan, hatta desenleri çizilen bazı resimlere rastlanmamıştır. Bunların 1894 depreminde döküldükleri tahmin edilir. Whittemore, çalışmalarına dair raporunda "...mozaiklerde hiçbir kasıtlı tahrip ve yüzlerin zedelenmesi izine rastlamadık..." dedikten sonra şu sözleri ekler: 
 
"Depremler ve zaman, binayı mozaik resmi sanatının birçok şaheserlerinden mahrum bırakmıştır; fakat kalanlar Ayasofya'yı kullandıkları 500 yıl boyunca Türkler tarafından daima korunmuştur." Bu sözlere şu cümle eklenmelidir: Yapılan tahripler, hatıra götürmek isteyen yabancıların istek ve teşviklerinden doğmuştur.
 
 
Soru: 9 Gaspare Trajano Fossati kimdir? 
 
İtalyan mimar Gaspare Trajano Fossati. 7 Ekim 1809'da Guney Isviçre'nin Italyanca konuşulan Ticino (Tessin) kantonunda Morcote’de dunyaya geldi. Milano'da Neo-Rönesans üslubunun öğretildigi Brera Akademisi'ne gitti. O dönemde Çarlık Rusyası Neo-Rönesans mimarisini tercih ediyordu. Bu yüzden genç mimarlar Brera Akademisi'nde okuyup para kazanmak üzere Rusya'ya gitmeyi tasarlıyorlardı. Fossati de bu akıma uyarak 1827'de bu akademiden mezun olduktan sonra Rusya'ya gitti ve burada birkaç bina yaptı.
 
Yanan Rus sefareti yerine yeni ve gösterişli bir elçilik binası yapılmasını tasarlayan Çarlık'ın isteği üzerine Rus pasaportuyla Istanbul'a gelip mevcut Rus Konsolosluğu binasını inşa etti. Bundan sonra İstanbul'da yeni siparişler aldı. Ülkemizde üstlendigi en önemli görev ise Ayasofya'nın tamiri olmuştur. Sultan Abdulmecid, o devirde Osmanlı Devleti'nin bütün inşaatlarını yapan ünlü Balyan ailesine bu işi vermeyerek Batılı bir mimarın yapmasını uygun görmüştür. 
 
Fossati, bu çok yaşlı binayı ayakta tutabilmek için galerilerde şakulünden kaymış 12 sütunu düzeltmiş, kubbedeki büyük çatlakları doldurmuş, bu kısmı destekleyici önlemler aldı. Ayrıca Ayasofya'nın duvarlarındaki mermer kaplamaları temizleyip cilalatmış, eksik kısımları ise alçı ile tamamlamıştı. Ancak tonoz ile kemerlerde ayıklamalar yapıldıgında badana tabakalan altından eski Bizans mozaiklerinin meydana çıktigi görüldü.
 
Fossati ilk mozaiğe rastladığında Sultan Abdulmecid'i Ayasofya'ya davet etti. Hünkarın bu resimlerin ortaya çıkarılmasını istemesi üzerine de mozaikleri temizletti.
 
Bu sırada yapılan çalışmalarda bezeme mozaikleri açık bırakılarak sadece eksik kısımlar boya ile tamamlandı ve aralardaki Hıristiyan alâmetleri de boya ile örtüldu. Binanın içine iskeleler kurularak nakışlar yenilendi, yeni kandiller takıldı, kıble duvarındaki pencerelere bir Türk ustanın eseri olan revzenler yerleştirildi. Kazasker Mustafa Izzet Efendi'nin cami içinde yazdıgı devasa ölçüde yuvarlak 8 levha, önceki hattat Teknecizade’nin kare şekilli levhaların yerlerini tutmak üzere ana pâyelere asıldı.
 
Fossati, caminin içinde mihrabın solunda bulunan ve duvarı güzel çinilerle kaplı olan hünkar mahfilinin yerine de 6. yüzyılın Bizans mimarisinden alınma unsurlarla bezenmiş, sutunlara oturan bir köşk halinde çıkıntı teşkil eden yeni bir hunkâr mahfili yaptı.
 
Ayasofya'nın, esası Fatih dönemine ait medresesini 19. yüzyıl üslubunda yeniden inşa etti, ayrıca yan avlu kapısına komşu olarak bir de muvaklithâne yaptı.
 
Fossati'nin Ayasofya'daki çalışmaları 13 Temmuz 1849'da tamamlandı ve cami 1265 yılının Ramazan ayının ilk cuma günü (27 Temmuz 1849) büyük bir törenle açıldı.
 
1847 proje tarihli Reşit Paşa Sahilsarayı (bugün Baltalimanı Kemik Hastalıkları Hastanesi)
 
Fossati, Ayasofya'nın önünde yeni bir Darulfünun binası inşaatını sürdürürken devlet ileri gelenleri için de yalılar ve konaklar yapıyordu. 1847'de Sadrazam Reşid Paşa için bir yalı, 1850'de Kamil Bey için bir ev, aynı yıl Hollanda sefareti için yeni bir bina ile Osmanlı Hariciye nâzırı için bir yalı yaptı. 1856'da, Harbiye'de Pangaltı'dan Büyükdere'ye kadar bir tren hattı döşenmesini teklif ederek bunun maliyetini ve programını da açıkladı. Aynı yıl İran Devleti için Cağaloğlu semtinde bugün de aynı maksatla kullanılan elçilik sarayını inşa etti.
 
1858 yılında memleketi Morcote'ye dönen ve 1862 yılında Milano'ya yerleşen Gaspare Trajano Fossati, Morcote'de Türkiye'den getirilmiş eşya ile döşenmiş olan evinde 5 Eylül 1883 günü hayata gözlerini yummuştur.
 
Soru 10 Fossati Albümü'nün özellikleri nelerdir?
 
Fossati'nin Ayasofya'daki çalışmaları 13 Temmuz 1849'da tamamlandı ve cami 1265 yılını Ramazan ayının ilk cuma günü (27 Temmuz 1849) büyük bir törenle açıldı. Bu vesile ile Ingiliz hakkak ve fotoğraf ustası J. Robertson'a yaptırılan bir de hâtıra madalyası basılmıştır.
 
Ayasofya'da çalışmalar sürerken Istanbul'a gelen W. Salzenberg adındaki Prusyalı bir mimar 1848 yılının Ocak-Mayıs aylarında kurulmus iskelelerin yardımıyla tarihi binayı iyice inceleme imkânını elde ederken meydana çıkarılan mozaiklerin de desenlerini çizdi. 
 
Halbuki Fossati, Ayasofya'nın restorasyonu döneminde meydana çıkan mozaikleri renkli büyük bir albüm halinde neşretmeyi tasarlamış ve bunun için Rus çarından 6000 ruble istemişti. Çarın hediye olarak sadece bir yüzük göndermesi üzerine bu defa Fossati mozaikleri bir kenara bırakarak Ayasofya'nın iç ve dış görünüşleriyle çevresini gösteren bir albüm hazırlayıp bunu Sultan Abdülmecid'den sağladığı ihsanla 1852'de Londra'da bastırdı. 
 
İçinde renkli 25 levha bulunan bu eser, üstünde padişahın tuğrası olmak üzere sultanın yardımlarıyla meydana getirildiğini bildiren çok süslü bir başlık sayfası ile yayımlandı. 36 x 53 cm ölçülerinde in folio (gazete) boyutundaki bu albümün 1980'de çok ufak boyda bir tıpkıbasımı yapıldı. Fakat her nedense bu baskıda Sultan Abdülmecid'e şükranları ifade eden baş sayfaya yer verilmemiştir.
 
Fossati'nin albümü yayımlandıktan az sonra, 1854'te Salzenberg de Ayasofya mozaiklerinin resimlerini büyük bir albüm halinde bastırdı ve bu olay diplomatik çekişmelere kadar uzanan bir polemiğe yol açtı.
Fossati albümünün bu yeni yayını faydalı bir hizmet olarak takdirle karşılanmalıdır.
 
G. Fossati’nin Ayasofya albümünün, Sultan Abdülmecid’in yardımıyla basıldığını bildiren baş sayfası
 
 
Yayına Hazırlayan: Hasan Nurhan Çelik / Düşünce Mektebi
 
___________________________________________________
 
Yararlanılan Kaynaklar: 
 
Derin Tarih Ayasofya Camii Özel Albümü
 
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
 
Wikipedia
 
Sanat Kavramı Web Sitesi
 
T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Web Sitesi

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');