Sosyal Medya

Makale

Gök kubbenin altında

Gök gürlüyor, yüreğim yerinden çıkacak kadar sarsıyor beni... Hava çok yüklü... İnsanların yüklerini artıracak kadar yüklü... Derinden bir ateş kalbimi yakmaya başlıyor. Kalbim bütün heyecanını kuşanarak başı kesilmiş tavuk gibi çırpınmaya başladı.

Kedi yavrusunu emziriyor. Onunla oyunlar oynuyor, türlü şaklabanlıklar yapıyor. Yavru büyük bir güvenle anne kedinin sabrını zorluyor. Halbuki kediler yavrularını belli bir süre sonra terk ederler ve onları yaşamın zorlu koşullarının kollarına bırakarak en büyük imtihana tabi kılarlar... Bırakılan yavru kedilerin çoğu erkek kediler tarafından yenir... İşte yaşamın imtihanının zorluğu... Hangi sürpriz o yavru kediyi hayata tutunmaya itecek...

Orada hemen yanı başımızda uyanık biri ağacın da canlı olduğunu bilerek bir ağacı suluyor. Su köklerle buluştukça ağaç geriniyor ve bir canlılık emaresi olarak yapraklarını sallıyor. Rengi açılıyor. Kendi dili ile sevinç naraları atıyor. Aynı sevinci ağaca su veren kişiye de bulaştırıyor.

Caddede araba son surat bir hızla rüzgarı yüzüme çarpacak şekilde geçti, gitti... Geride toz bulutu kaldı. İçindeki yüksek volümlü müziğin sesini dinleyen kişinin oradan geçen her uyanığın göreceği şekilde araftaki bakışı hâlâ havada asılı kalmış gibi...

Bir köpek küçük yaramaz çocukların taşlarından korunmak için atağa geçmiş, hızla koşarak oradan uzaklaşmaya çalışıyor; tedirginliğini yüzünden okumak zor değil... O da bir sığınak arıyor.

Bir kuş dala kondu. Ötmeye başladı, etrafa sessizlik çöktü...

Bir oğlan ile yaşıtı kız el ele tutuşmuş, hayatın rutin akışının dışında birbirlerinin gözlerinde kaybolmuşlar gibi etraflarından bihaber, birbirleri ile cilveleşiyorlar. Başlarına gelecek olandan habersiz...

Çocukların gürültüsü etrafı doldurunca okulda bitiş müziğinin çaldığını anlamış olduk. Okul bitti ve çocuklar dağılıyorlar; her dağılma bu kadar gürültülü oluyor, fark edene...

Bir satıcı avazı çıktığı kadar bağırıyordu: patates, domates, yerli bunlar, ucuz... Pencereden bir kadın başını uzattı... "Bana iki kilo patates." Alt katta bir pencerenin daha açıldığına tanık olduk... "Bana iki kilo domates ama seç ver, bak karışmam, geçen verdiğinde çürükler çıkmıştı" diye seslendi satıcıya... "Olur mu abla," dedi satıcı, "ben çürük mal satmam..."

Küçücük bir çocuk annesinin tuttuğu elini kurtarma uğraşısı veriyordu. İki de bir elini kurtarmaya çalışıyordu. O kurtulmaya çalışırken annesi de onun elini daha sıkı kavrıyordu. İki zıt eylemi aynı anda gözlemlemek... Çok ilginç geliyordu.

Birkaç dakika içinde bu kadar şeyi aynı anda yaşadığıma inanamıyordum. Belki de tanık olmadığım daha nice şey de aynı anda gerçekleşmiş ama ben bilmiyorum...

Şu anda doğanların oluşturduğu yaşam sevinci ile ölenlerin oluşturduğu acı ve hüzün aynı anda, aynı zeminde gerçekleşiyor. Yaralıların ve iyileşenlerin de aynı zeminde bulunduğu gibi... Kimi yarinden kopuyor, yüreğine taş basıyor; kimi de yarine kavuşuyor, düğün dernek vuslat yaşıyor. Ama hepsi bu gök kubbenin altında olup bitiyor...

İlginç değil mi? Gök yüklü... Bazen bir gerilim yüklenip boşaltıyor, bazen de aşk yüklenip boşaltıyor... İşte kim neye talip ise onu arayıp buluyor veya o onu buluyor... Her iki halde de insanın isteğinin gerçekleşmesinin zeminini oluşturuyor.

İnsan ise bütün bu olup bitenin dışında kendi yaşamına sığındığında fark edemeden bu hayatı terk ediyor. O zaman yaşadı mı yaşamadı mı sorularının varlık kazanmasına neden oluyor?

Bırakalım, hayatın akışına boş gözlerle bakan değil, neler olup bittiğini anlayacak bir gözle temaşa edelim... Hayrete düşelim, işin sırrını çözelim... Kendimize gelelim... Varlığın üzerinde bulunduğu zemini doğru anlayalım... Ve bir saniyede neler olup bittiğini birazcık da olsa düşünelim; büyük bir hayranlıkla bunu perdeye aktaran yönetmene saygı ile huzurunda eğilelim...

Bir kukla olmaktan çıkış biletinin cebimizde olduğunu hatırlayanlarımızın özgürlüğünü eline alacağını bilelim... Özgürlük ise her ne olup bitiyorsa bunu izlemenin, hayretle takip etmenin ve bilmenin o tanıdık güvenine sahip olalım... O güven üzerinde kendimiz olalım, bize verilen rolü çok iyi oynayalım... Hatta oyuna renk katalım, kendimizden bir şeyler ekleyelim... Alanımızı genişletelim... Yeni senaryolardaki yerimizi de garanti altına alalım...

Buyrun, söz sizde...

Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.