Sosyal Medya

Yazarlar

Yaşadığımız Krizin Analizi

Yeni bir yüzyıla girerken başlayan krizler, süreklileşerek ve büyüyerek devam etmektedir. Soğuk savaş döneminin bitmesi ile başlayan yeni dönemin ‘kaotik’ olarak betimlenmesi de bu krizin oluşumunun açık göstergesi olarak değerlendirilmesi gerekir. Epistemik kriz olarak başlayan süreç anlam krizine neden olurken, siyasal ve ekonomik krizi de beraberinde taşıdığı gibi adalet ve ahlak alanında da ciddi krizlere neden olmaktadır. Yaşadığımız dünyadan memnun olan bir azınlık dışında kimse memnun değildir. Ayrıca dünyayı yeniden biçimlendiren bir aklın yeniden meydanı boş bulması ise süreklileştirilen yeni krizleri çoğaltan bir yaklaşımı mümkün kılmaktadır. Bir taraftan insanın geride bırakılması, trans hümanizm, yetmedi post hümanizm ve benzeri arayışların da varlığı anlam krizini derinleştirmektedir.

Kriz, aynı şekilde ideolojik zeminlerde de baş göstermektedir. ‘İdeolojiler çağı bitti’ sözü, krizin ilanından öte bir anlama sahip değil zaten! Açıklığın değil çıplaklığın normalleştirilmesi, gece kıyafetleri ile dışarılarda gezmeler, tozmalar… Cinsiyet meselesinin gündemleştirilmesi arayışları, iklim meselesi, bu noktada yapılan çalışmalar vesaire, yeni bir dünyanın kurulmasının zemini araştırılırken, nüfus çokluğuna yapılan göndermeler ve nüfus azaltma arayışları da krizin varlığının derinliğini işaret etmektedir.

Dini toplulukların varlığı ve giderek kendi doğal dini ahlaklarından soyunarak yeni bir tarza yönelmeleri de krizin varlığının sürekliliğini sağlamakta olduğu öğrenilmelidir. Müslümanların çağdaş sorunlar karşısındaki ezik tutumları, kendilerini yenileme ve oluşan yeni duruma adaptasyon süreçlerinde dini düşüncenin zaafa uğratılarak gerçekleştirilmesi arayışları da krizin dini yaşamdaki derinliğini işaret etmektedir. Bu krizin varlığı zaten tartışma dışı olmak ile birlikte buna dair geliştirilen bir çözüme rastlanmaması vahimdir. Genel halk çoğunluğunun en kötücül şartlarda var olmayı sürdürmeleri ve buna dair bir yaklaşım geliştirilmesinin mümkün olmaması tam bir fecaattir. Yapılan zulümlere karşı azınlığın azınlığı bir kesim dışında tepkinin verilmemesi, iktidarların ise bu durumu kendi iktidarları lehine nasıl kullanırım çelişkisine yönelmeleri durumu daha da katmerleştirmektedir.

Epistemik kriz, anlam krizini tetiklemekte, anlam krizi, ahlak krizini tetiklemekte ve ahlak krizi ise adaletsizliği normalleştirmeyi ve gayriahlâkî bir zemini güçlendirmeye yaramaktadır. İşte bu durum yeni bir çıkış yolunun varlığını zorunlu kılmaktadır.

Çözüm arayışlarında da bir krizin varlığı açıkça görülebilinmektedir. Çözüme dair arayışlarda mevcut ontolojik ve epistemolojik arayışların dışına çıkma cesareti görülmemektedir. Veya buna dair güçlü bir epistemik bakış bulunmamaktadır. Çözümü, mevcudu oluşturan şartların içinden hareketle arama arayışı başlı başına bir kriz alanı olarak betimlenmelidir. Çünkü çıkış, ancak mevcut şartları aşacak ve ondan etkilenmeden yeni bir bakış ve yaklaşım üzerinden inşa edilecek yeni bir epistemik zeminden hareket edildiği zaman sağlanabilir. Bu durumu oluşturacak olan şey ise; mevcudu kendi bütünlüğü içinde idrak etmek, onu ifadeye kavuşturmak ve onun analizini farklı bir zeminden hareketle yapabilmeye muktedir olmayı zorunlu kılmaktadır. Geçmişin zaafından, yani bugünü anlamlandırırken taşıdığı zaaflar, gelişen ve değişen sosyal dinamikleri anlamada oluşacak olan zaaf… Mevcudun inşa edildiği zemin ve bu zemini imar eden epistemik unsurlardan ve onun sağladığı bakışın gücünden korunarak ona karşı objektif olabilmeyi başarmayı da esasa bağlamak ve ona göre yeni bir yaklaşım geliştirebilecek epistemik bir donanıma sahip olmak, tek çıkış yolu olarak görülmektedir.

Mevcudun baskın karakterini aşmaya matuf arayışların karşılaştığı ambargo ki bu çok çeşitli ve çok boyutlu bir engelleme arayışıdır. Öncelikle, mevcudun bakış açısı altında eğitimini yapmış yığınların ondan kurtulma arayışlarının eksikliği de temel bir zaaf alanı olarak betimlenmelidir. Akademisyen, aydın, entelektüel ve gazete yazarlarının da benzer bir konumu taşıdığı dikkate alındığı zaman ‘yeni bir söz’ün nasıl bir tepki ile karşılanacağını da dikkatten kaçırmamak ve krize matuf etkisini dikkate almakta yarar vardır. Sivil toplum kuruluşlarının entelektüel zaafları, ideolojik kalıpları aşamama halleri, yeni arayışlara kapıları açık olmalarına rağmen, bunu sağlayacak bir epistemik bakıştan ve yöntemden yoksun olmaları ise krizi güçlü kılmaya devam etmektedir.

Önce krizin derinliğini analiz etmek, sonra epistemik krizin varlığını delilleri ile ortaya koymak, anlam krizinin varlığını tescil ettikten sonra ahlaki krizin varlığının bütün bir toplumsallığı sardığını dikkatten kaçırmadan bir yaklaşım geliştirmek şart olmuştur. Tekil arayışların varlığı, bir umut olarak kayıtlara geçirilmelidir. Bu arayışlar altında bir araya gelip meseleyi tartışmaya başlamaları da ayrıca umudu diri tutmaya neden olmalıdır. Ancak, hala epistemik krizin aşılmasına yönelik kavramsal bir çerçeve, epistemik bir bakış, yol, yordam ve yöntem konusunda ciddi zaafların varlığını da göz ardı etmeden yola çıkılmalıdır.

Krizi aşmanın yolu ve ilk adımı, mevcudun parçalı epistemik yapısından kurtulmaktır.  Bütünlüğü sağlayacak bir epistemik idrake sahip olmanın arayışına talip olmalıdır.  Bu arayışı mevcudun dışına çıkarak yeni bir yaklaşımı önceleyerek gerçekleştirmelidir. Bütün bu adımları atarken, neyi, nasıl, ne şekilde yapacağını bilmeden yapmak değil, bilerek bu adımları atacak bir elit yapının inşasına imkân sağlamaktan geçtiğini bilmektir.

Bir müslüman âlim ve entelektüel olarak mevcudun dışına çıkmayı başarabileceği gibi, mevcudun içinde şekillenen İslami bakış açısının da yetersizliğini bilerek hareket etmeyi kendisine itiyat edinmelidir. Meselenin anlam krizine dayandığını, anlam krizini inşa edenin epistemik kriz olduğunu bildikten sonra bu anlam krizinin ahlaki bir krizi inşa ettiğini görerek, bir çıkış yolunun ahlaki bir yapılanmayı zorunlu kıldığını da idrak ederek varlık sahasına çıkılmalıdır. Müslümanların ahlaki yapısının ‘takva’ ehli bir yapı üzerine inşa edildiğini bilerek bilgi/episteme ile ilişkisini yeniden kurmalı ve mevcudu inşa eden bilimsel, mantıksal, tecrübî, akli bilgilerin kendi içinde doğruluğu taşımasına rağmen, ciddi zaaflar taşıdığını da görmeli ve ispat edecek bir boyuta sahip olunmalıdır. Böylece, yeni bir epistemenin akıl, bilim, felsefe ve tecrübî bilgiyi aşan ve onları kuşatan bir yaklaşıma sahip olması gerektiği de açıklık kazanacaktır. Bu kuşatıcı bilgiyi sunacak olan şey ise; ilahi bilginin ilahi bir inayet olarak insanlara gönderilmesinin sonucu sağlanan epistemik kuşatıcılıktır. Kur’an ve onun uygulamalı örneği olan nübüvvetin sağladığı zemin kurucu bir zemin ve burada ‘subuti kat’i delaleti kat’i olma’ örnekliği üzerinden elde edilecek kavramsal şema ile kuşatıcı bir bakış ve epistemik yöntem geliştirilebilir ve buradan hareketle yeni bir çıkış kapısı aralanabilir. İşte her aşamada bir ahlaki yapının varlığı kaçınılmaz sayılmalıdır ki zaaflar soruna dönüşmeden çözüme kavuşturulabilir olsun… Yani sabit ve değişken olma hüviyetleri üzerinden sabit üzerine inşa edilmiş bir yöntem ve teori üzerinden çözüme dair bir usul, yöntem, yol, yordam geliştirmek mümkün hale gelebilir…

Mesele krizin varlığını idrak etme, arayış ve bu arayışın üzerine bina edileceği zeminin ise mevcudun dışında olduğunu idrak ederek tarihsel kökenlerine analitik bir bakış üzerinden yönelerek yeni bir çıkış yolu inşa edilebilir. Önemli olan bunu isteyen ve buna cesaret eden bir topluluğun varlığının ortaya çıkmasıdır. Gerisi ilahi inayetin varlığına dayanır ve o ilahi inayet, kendisine açılan hiçbir eli boş bırakmamaktadır…

Not: Mevcut durumdan kasıt; modern epistemenin ve onun türevlerinin ve o türevlerin etkileşimi altında kalan diğer düşünce biçimlerinin bütününü kuşatan bir betimlemedir…

Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM