Sosyal Medya

Özel / Analiz Haber

Bir toplumun adım adım yok oluşunun haberi: ''Beyin göçü''

Türkiye, köklü, kapsamlı ve çok yönlü bir savrulma, bir çözülme, bir çürüme yaşıyor... Toplumun bütün kesimlerinde gözlenen tedirgin edici, hatta ürpertici bir durum, bir felâket bu. Bir toplumun adım adım yokoluşunun haberini veriyor sanki yaşadığımız bu vahim durum!



Yaşanan sorunu, İslâm’a, topluma ve bu ülkeye aidiyet biçimlerinin önce zayıflaması, sonra da zamanla yok olması, olarak özetleyebilirim.
 
İKİ KUŞAĞI KAYBETTİK!
 
Hem Abdülhamid’i tahttan indiren hem de Osmanlı’yı içeriden yıkan Abdülhamid’in okullarından yetişen ama aidiyet bilinçlerini yitiren iki kuşaktı.
 
Son 20 yıl içinde de iki kuşağı kaybettik! İslâm’la ilişkisi sıfırlanmış iki kuşak geliyor!
 
En azından gelecek yarı asrım kaybetmemiz demektir bu!
 
Daha somut bir örnek üzerinden derdimi anlatmaya çalışayım.
 
Türkiye dışardan beyinlerimizi ülkeye çekmek için bakanlık düzeyinde bir uygulama başlattı; Bakan Varank’ın başlattığı bu girişim çok önemli ama bu uygulama ne kadar başarılı olur, bilemiyorum.
 
Ama bildiğim bir şey var: 153 bin genç beyin bu ülkeyi terketti!
 
Gencecik insanlar, neden kendi ülkelerini terkederler ki?
 
Bunun tek cevabı var: Aidiyet bilinçlerini yitirdikleri için.
 
Hem İslâm’a hem ülkeye hem de topluma aidiyet bilinçlerinin yok olmaya başlaması, genç insanların ülkeyi terketmelerini kolaylaştırıyor...
 
KÜLTÜRÜ YOK EDEN KÜLTÜR!
 
Bir insanın ülkesini terketmesi o kadar kolay mı peki?
 
Kolay değil aslında ama çok kolaylaştı son bir kaç onyılda sınırların ortadan kalkmasıyla birlikte, kültürün, kimliklerin, zevklerin, beğenilerin hem tektipleşmesine hem de yüzeyselleşmesine yol açan postmodern popüler kültürün insanlığın neredeyse tek ortak kültürü konumuna yükselmesiyle...
 
Bu postmodern kültür, hakikat fikrini kabul etmeyen, herkesin hakikati kendine diyen, her şeyi izafileştirerek Tanrı’yla şeytanı eşitleyen düzleştirici, bütün duyarlıkları, aidiyet biçimlerini dümdüz edici, kitlelerin küresel sistem tarafından çok daha kolay güdülmesini kolaylaştırıcı her bakımdan yıkıcı bir kültür.
 
Kültürü de yok eden bir kültür bu postmodern popüler kültür!
 
Kültür, insanın ürettiği şey; bu popüler kültür ise insanın tükettiği ve insanın bütün köklü, fıtrî insanî duyarlıklarını buharlaştırarak tüketen bir kültür.
 
İLKE, ÜLKÜ, ÜLKE...
 
Aidiyet bilinci yok olmuşsa bir insanın, ülkesi de, ülküsü de, ilkesi de kalmamış demektir artık.
 
Aidiyet bilinci, bir toplumda yaşamamızın bize yüklediği, bize kimlik ve kişilik kazandıran bir sorumluluk hâlidir: Topluma, ülkeye, ülkenin de, toplumun da varlık nedenini oluşturan ülkülere ve ilkelere sahip çıkma sorumluluğu bu.
 
Çok açık ve net söylüyorum: İnanmayabilirsiniz. Ama yaşadığınız ülkenin varlık nedenini, bin yıl tarih yapmasını mümkün kılan dinamiğini oluşturan dinine, İslâm’a saygı duymak, hakkını teslim etmek sorumluluğuna sahip değilseniz ülkenizi de terkedersiniz, ülkülerinizi de, ilkelerinizi de.
 
İlkelerimizi, yaşama, varolma, duyma, düşünme prensiplerimizi biz İslâm’a borçluyuz.
 
Bu toplum Müslüman olduktan sonradır ki, hem tam bin yıl dünya tarihinin akışını değiştiren muazzam bir medeniyet tecrübesi geliştirebildi hem de bu medeniyet tecrübesini ilmek ilmek taşa, sese, yazıya, söze, zihne nakşedenYunus gibi, Mevlânâ, İbn Arabî, İbn Sina, Itrî, Sinan, Fuzûlî gibi çağları aşan, çağlaya çağlaya akan, çağrısı çağını kuran hâlâ diri, hâlâ diriltici çaplı öncü kuşaklar yetiştirebildi.
 
Bu toprakların havasını soluyorsanız, bu öncülerin insanlığın önünü açan seslerini, sözlerini, büyük işlerini teslim etmek zorundasınız...
 
Bu sizin asgarî düzeyde de olsa insan olma sorumluluğunuzdur.
 
Eğer bu sorumluluğunuzu terketmişseniz, ilkesizleşmişsiniz, ülkünüzü yitirmişsiniz, demektir ve bunun sonraki adımı, kaçınılmaz olarak, ülkenizi terketmekte hiç bir sakınca görmemeniz olacaktır!
 
BİZİ YENİ BİR ENDERUN KURTARABİLİR ANCAK!
 
153 bin beynin bu ülkeyi terketmiş olması düşündürücü hatta ürkütücü!
 
Peki, ya sonrası?
 
Şu: Bugün ülkelerini terkedenler yarın dinlerini de terkederler!
 
Ne alaka şimdi, dışarıda daha iyi ve daha özgür eğitim imkânları var, diye itiraz ediyorsanız, ilk fırsatta ülkeyi terkedecekler listesinin başında sizin yer aldığınızı söyleyebilirim.
 
Dışarıda eğitim gör; ama ülkeni ne diye terkediyorsun ki? Ben de dışarıda eğitim gördüm ve ülkemi aslâ terketmeyi düşünmek bile aklımın ucundan geçmedi, geçmez; kaldı ki, İngilizlerin teklif ettiği pasaportu almayı reddetim üstüne üstlük!
 
İnsanların ülkelerini terketmelerinin temel nedeni ilkelerini ve ülkülerini yitirmiş olmalarıdır. İlkelerini ve ülkülerini yitiren insanlar, ülkelerini de yitirmiş kişilerdir aslında.
 
Bütün ilkeler, ülkülere dönüşmek ve ülkelerini inşa etmek için vardır.
 
Bugün ülkelerini terkedenlerin yarın İslâm’ı terketmeleri de mukadderdir.
 
O yüzden genç kuşaklarımızı ülkülerine ve ülkelerine sahip çıkacak muazzez ilkelerle yetiştiremezsek, bu ülkeyi -üstelik de savaşmadan- kaybetmemiz de mukadderdir -Allah muhafaza!
 
O hâlde şunu söylüyorum: Bir ülkeyi ayakta tutan ve geleceği kurmasına yol açan insanlar, bir avuç insanlardır aslında: Bu dünyada yaşayan ama bu dünyayı yaşamayan, sadece ilkeleri için yaşayan, ilkelerinin ülkülere dönüşmesi, ülkesini kurması için nefes alıp veren bir avuç öncü kuşaklardır!
 
Yapmamız gereken önümüzü açacak bu bir avuç öncü kuşakları yetiştirebilmekten, bunun yolu da çağdaş enderunları kurmaktan geçer.
 
200 küsur üniversiteye ihtiyacı yok bu ülkenin. 2 tane birinci sınıf üniversite yeter bize!
 
Enderun deyip geçmeyelim lütfen.
 
Osmanlı’yı ayakta tutan, her alanda zaferden zafere koşturan insanlar, Enderun’un çocukları!
 
Aynı şey, Çin için de, Japonya için de, Avrupa ve Amerika için de geçerli!
 
O yüzden Enderun olmadan, ilkelerimizi ülkülere, ülkülerimizi ülkelere dönüştürecek öncü nesilleri yetiştiremez, ülkenin yaşadığı beyin göçü şeklinde gerçekleşen beyin ölümünün önüne geçemeyiz.
 
Vesselâm.
 
Yusuf Kaplan / Yenişafak

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.