Sosyal Medya

Makale

Ümmet bir vücuda benzer

Ümm (anne), imam(önder) ve ümmet aynı kökten gelen ifadelerdir. Ümm, bir şeyin terbiyesine, ıslahına veya başlangıcına asillik eden kök veya köken anlamına gelmektedir. Bir şeyin kendinden kaynaklanıp kendine izafe olduğu temeldir.

 

Tek bir kaynağa –Adem ve Havva- dayandığı için bütün insanlık tek bir ümmettir. “İnsanlar tek bir ümmettiler sonra ayrılığa düştüler..”(Yunus -19)

Ümmet olma hali ihtilaf içinde olmamayı gerekli kılar. “Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı. Ama o istediğini saptırır istediğini de doğru yola eriştirir. İşlediklerinizde andolsun ki sorumlu tutulacaksınız.”(Yunus-19)

 

Ayette görüldüğü gibi Allah sapanlar ile doğru yola erişenleri birbirinden farklı ümmetlerden saymaktadır. Aynı fikir bütününe aynı ideoloji sahip olanlar aynı ümmettendir.

 

Yüce Rabbimiz Kur’an da, Müslümanları insanlara şahit yani hakikatin örnekliğini ve tanıklığını yapan bir ümmet yaptığını belirtmektedir. Bu ümmet vasat bir ümmettir.

 

“Böylece sizi insanlara şahit olmanız için vasat bir ümmet yaptık. Resul de size şahittir.biz elçiye uyanı, ökçesi üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, yöneldiğini kıble yaptık.”( Bakara-143)

 

Varlığın ve şahitliğin anlamını kavramak için yine Kur’ana bakalım, “ Siz insanlar içinde çıkarılmış iyiliği emreden kötülükten men eden ve Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz.” ( Al-i İmran-110)

 

Ümmet bir vücut gibidir. Bir bütündür ve onun görevi iyiliği emredip kötülükten men etmektir. Bizler bu ümmetin mensupları olarak gören ve sorumluluklarımızı, kardeşlik ve takva üstünlüğünü esas alan bir zeminde yapmalıyız.

 

Müslümanlar gerek kurumsal olarak gerekse kişisel olarak bu ilahi sorumluluk bilinciyle çağına şehadet etmelidir.

 

Ümmet Bilincini Oluşturamadık

 

Çağımızda Müslümanlar zihinsel düşünsel anlamda yenilgi içindedirler. Bu sebepten dolayı hayatın her alanında iç çatışmalara sürüklenip, kitle manipülasyonlarının nesnesi haline geldiler.

Müslümanlar, modern tarih boyunca travmatik kopuşlar ve kimlik kırılganlıkları yaşadı. İslâm dünyası halkları jeostratejik çatışmalara maruz kaldığından paramparça bir durumda.

 

Tüm Müslümanlar ahlaki olmayan bir hayata, ahlaki ve insani olmayan bir dünya ile uzlaşmaya çalıştırılıyor.

 

İçinde bulunduğumuz dönemde İslam coğrafyası paramparça edildi. Mezhebini – meşrebini din edinip, İslamın birleştirici ruhu iptal edildi. Ümmetin yapısı parçalandı. İslam ruhunun ifadesi olan merkez kurumlar hayatiyetini kaybetti. Birleştirici fonksiyonu olan camiler bile mezheplere göre ayrıştırıldı ve toplumun yüreği olmaktan çıktılar. Ümmet şuuru, İslam kardeşliğinin fiili bir gerçeklik haline dönüşmesiyle anlamını bulur. Ümmet şuuru soyut bir düşünce değildir, yaşayan bir gerçekliktir.. İslam kardeşliğinin gerçek boyutlarıyla hayata geçirilmemesi durumunda bütün Müslüman toplulukların bir bütünlüğe kavuşturmaları mümkün olmaz…

 

Ne yazık ki, ümmet olgusu, ulusal sınırlar tarafından yok edildiler. Ulusal devletler ve sınırlar insanlık ailesini ve dünyasını sayısız parçalara böldü. Ulusal devletler halkları ve insanlığı birbirine yabancılaştırdı, birbirine düşman kıldı. Müslümanlar birbirlerinin kanlarını, canlarını, mezhep ve meşrep fanatizmine, ulus çıkarlarına feda edecek kardeş katilliğine soyundular.

 

Oysa İslam insanları kardeş kıldı.

İslam insanlığı bir ümmet kıldı.

İslamın çağrısı bütün halkları içine aldı.

İslam peygamberi bütün insanlık bir müjdeci ve haberciydi.

 

İslam dünyasında, toplumsal bütünleşmeyi yüzyıllarca İslam sağladı. İslamın siyasal anlamda çekildiği bölgelerde ırkçı, şövenist, kabileci, mezhepçi kavgalar bir türlü önlenemiyor. İslam farklı ırkların renklerin kültürlerin birleştirici ortak dili olarak tarih boyunca varlığını korumaya devam etti.

İslam bütün bir insanlığın aynı ana babadan geldiğini vurguluyor. Bu nedenle İslam bütün bir insanlığı ve halkları kendi bünyesinde toplamak istiyor. İslam nazarında bir halkın, kendisini bir başka halktan üstün görmesi insanlığı parçalayan bir görüştür. İnsanlar arasındaki, halklar arasındaki doğal farklılıklar insanın asli değerini asla değiştirmez.

 

İslam doğuşuyla birlikte, insanlık ailelerini bir ümmet bünyesinde toplayarak bütün halkları evrenselleştirmiştir.

 

İslam ırk, renk, dil farklılıklarını, Müslümanların evrensel kardeşliği lehine kaldırmayı başarmış bir sistemdir.

 

Ümmet bilincinin gerçek anlamıyla temellendirebilmesi için din bilincinin bütüncül bir çerçeve içinde algılanması gerekir.

 

İlahımız tek bir ilahtır

 

Ondan başka ilahımız yoktur

 

Milletimiz tek bir millet yani İslam ümmetidir.

 

Hepimiz aynı anlam ve amaçlara bağlıyız.

 

Ayrıntılara ilişkin konuları sorun haline getirmemeli. Kardeşlik ilişkilerine gölge düşürmemeliyiz. İslamı mücadele hayatımız, kişilerle değil, düşüncelerle temellendirmeliyiz.

 

Ümmet şuuruna sahip olanlar, iyilikleri yaymak, kötülükleri ortadan kaldırmakla yükümlüdür.

Ümmet şuuruna sahip olanlar, müminlere karşı şefkatli kafirlere karşı set, onurlu, izzetli duruş sergilerler.

Ümmet şuuruna sahip olanlar, işlerini şura ile yapmaya özen gösterirler…

Ümmet şuuruna sahip olanlar, zalimin karşısında, mazlumun yanında yer alırlar. Zalim hangi kamptan, mezrebden, mezhepten olursa olsun, ona zalimdir diyebilendir.

Ümmet şuuruna sahip olanlar, Müslüman kardeştir. İlahi emrini yeryüzünde pratize edip, kardeşinin ayağına diken batsa onun acısını yüreğinde hissedendir. Yürek coğrafyasında tüm mazlumları barındırandır.

 

İslam evrensel bir ailenin adıdır. Ama ne yazık ki küresel modern emperyalizm yoluyla sömürge haline getirilen İslam dünyası; ülkelerinde gerçekleştirilen yapısal değişiklikler nedeniyle paramparça edildi.

 

Tüm bu olumsuzluklara rağmen kıyamet kopup insanlığın defteri dürülünceye kadar iyiliği emreden kötülükten alıkoyan Allah’a hesaba, öteye inanmış ölünceye kadar zulme razı olmayacak denli yürekli doğru iyi ve güzelin bayrağını yere düşürmeyecek bir topluluk olacaktır. Aksi halde insanlık hayvanlık derecesine düşmeye devam edecektir. İşte bu numune, damızlık topluluk ümmeti yeniden ıslah ve inşa etme görevini sürdürecektir.

Kalplerin kararıp, ruhların bukalemunlaştığı çağda, İslam coğrafyasının kan gölüne döndüğü bu asırda umutsuzluğa da gerek olmadığının farkındayız. İman varsa umutta şüphesiz vardır. Yeter ki Kur’anı terk etmeyelim. Kur’anın birleştirici ruhunu soluyalım ki sosyal vahdeti gerçekleştirelim. Fatiha süresindeki “ ancak sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım isteriz, bizi dosdoğru yola ilet…” mealindeki yaptığımız duadaki o; biz (ümmet) bilincini yeniden elde etmemiz, Biz’i oluşturmamız gerekir…

 

İslamın bu günkü hamlesindeki zincirin mevcut olmayan halkası kardeşlik ve sevgi bağıdır.

Müslümanların eksiği mal ve insanlar değildir. En büyük ihtiyaçları bir araya gelmek, bloklaşmak, kalplerin birbirine kaynaşması ve bağlanması Allah için birbirlerini sevmesidir.

 

İlk Müslümanlar başarılı olmuşlarsa ancak kuvvetli imanları, temiz İslamları, ümmet bilincine sahip olmaları, söz birliği yapmalarıyla olmuşlardır.

Kalplerimizin Allah’ın kitabından etkilenen canlılar olmasını istiyoruz.

 

Sadece karşılıklı sevgiyle en güçlü problemleri çözeriz. Bu sevginin temeli ise nefislerin Salih olmasıdır. Nefisler bozuk olursa her şey bozuk olur.

Sözlerimizde ve işlerimizde Allah için samimi olmak; sevginin anlamı da budur.

 

İslam insanları hak ve sevgi üzerine toplamak için gönderilmiştir. “ Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrat”

Bu sevginin kaynağı Allah için sevmektir. Bu sevgiyi kuşanırsak, dağılan, parçalanan ümmetin kurumuş çölüne tohumlar atabiliriz. Sevgisiz ve katı kalpli olursak etrafımızdaki kalpler toplanmaz, birleşme, çevremizdeki duyguların tevhidi, vahdet olmaz. Çünkü insanlar sürekli şefkatli üstün bir gözetime, güler yüzlü bir hoşgörüye, kendilerini saran bir sevgi atmosferine ihtiyaç duymaktadır.

 

Biz istiyoruz ki;

Ümmet yeniden sosyal vahdete kavuşsun, başımız dik olsun, serpilip boy atalım, yaşadığımız her zaman ve mevsimde gövdesinin üzerinde boy atan ekinler gibi.

Heyecanlı, azimli, üretken, kabiliyetli, mütevazi ve sıkı müminler olalım.

Değişsin çehresi acılı coğrafyamızın,

 

Sayfamızdaki, suyumuzdaki zehir erisin, göğersin dilimiz ve gövdemiz.

 

Yürüyen ayetler olalım, Allah’ın arzında.

 

Hak etmeden konuşanlardan, oturup kalanlardan, çözülenlerden, tükenenlerden, kınayıcılardan çekinmeden vakfedilen emeğimizi ekmeğimizi insanlara…

Dilimiz çözülsün göğsümüzdeki sıkıntı yok olsun.

 

İslam boyamız, vahdet sevdamız, mücadele huyumuz, şehadet payımız olsun…

 

Kur’an dost ve kardeş kıldığı aynı kavganın çocukları olan yiğitler varlığımız Allah yolunun varlığına armağan olsun…

2 Yorum

  1. Mustafa şimşek

    Nisan 03, 2019 Çarşamba 13:59

    İslam boyamız,vahdet sevdamız olsun.Yüreğine sağlık üstadım.

  2. Mehmet şerifoğlu

    Mart 29, 2019 Cuma 12:00

    DOĞRU SÖZE NE HACET

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.