Sosyal Medya

Makale

Batıyı Korkutan Nedir?

İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı sorunlar canımızı acıtsada ümidimizi kaybetmeden bu durumun değişmesi için çalışmamız gerekiyor. Çünkü içinde yaşadığımız dünya tarihine baktığımızda tarihin ana eksenini sürekli değişim oluşturmuştur.

Heraclitus ne güzel söylemiş: 'Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir' Portekizlilerinde bu konuyla ilgili güzel bir atasözü vardır 'Sen değiştiğinde, talihin de değişir'

Nasıl ki bir gölgenin olması için, bir ışık kaynağına ihtiyaç varsa İslam dünyasında da müslümanların lehine bir değişimin olabilmesi için sorunlarımızın sebepleri üzerinde kafa yormamıza ihtiyaç vardır.

İslam dünyasının bu acıklı durumunun değişmesini engelleyen iki sebep vardır. Birincisi, mevcut dini algılarımız ve egolarımızdır. Çünkü mevcut din anlayışlarımız farklı farklıdır. Bu farklılıklar üzerinden ayrışmalar olunca doğal olarak egolarımız devreye giriyor ve parçalanıp dağılıyoruz. Oysa ortak değerler etrafında birleşip kanımız ve kaynaklarımız üzerinde saltanat kuranlara karşı topluca mücadele edip değişimin önünü açmamız gerekiyor.

İslam dünyasının değişmesini engelleyen ikinci sebep ise Batı dünyasıdır. Batı dünyasının İslam dünyasında ki uygulamalarının sonuçları üzerinde değil sebepleri üzerinde durmak istiyorum. Çünkü bu devletlerin hangi felsefi temeller üzerinde yükseldiğini anlamazsak sonuçları üzerinde söyleyeceklerimiz hamasetin ötesine geçmeyecektir.

Günümüzdeki Batılı devletler kendilerini merkez, dışındaki ülkeleri ise çevre olarak tanımlar. Bu açıdan bakıldığında Batılı devletlerin kendi dışındaki devletlerle kurduğu ilişkileri, etkileşimleri ve ortaya çıkan yapıları egemenlik temeline değil merkez ve çevre ilişkisine dayandırırlar.

Hal böyle olunca 'Çevre' olarak tanımladıkları ülkelerde en ufak bir değişim ihtimali onları çok ciddi endişeye sevk etmektedir. Çünkü Batılılar açısında 'Çevre' ülkeleri onlara sadece ucuz hammadde sağlayan kaynaklardır. Ama eğer bu ülkeler kendi kaynaklarını kendileri işlemek için teşebbüste bulunurlarsa bunu engellemek için her türlü hilekârlığa başvururlar.  Böyle bir durum güç dengesinin değişeceği anlamına gelir.

Bir örnek vermek gerekirse; Afrika ülkelerinin en kalabalık nüfusa sahip ülkesi Nijerya’dır. Nijerya, dünyanın en büyük 7. petrol kaynaklarına sahiptir. Ancak kendi petrolünü ham olarak Amerika ve İngiltere’ye ihracat ediyor sonrada işlenmiş petrol olarak ithal ediyorlar. 2000’li yıllarda Nijerya’nın aydınları 'Biz kendi petrolümüzü kendimiz işletelim' deyince 2002’de Boko Haram diye bir örgütle Nijerya’yı istikrarsızlaştırdılar. O gün bugündür Nijerya rahat yüzü görmemiştir.

Milattan önce Antik Yunan’da yaşamış Tukidides zayıf Melian ada devletine söylediği şu söz bugünkü Batı Medeniyetinin temel düşüncesini çok güzel yansıtıyor 'Dünya döndükçe, doğru sadece eşit olanlar arasında bir konu olmuştur güçlerin eşit olmadığı durumda ise güçlüler ne isterse onu yapar zayıflarsa çekmek zorunda olduklarını çekerler'

Yunan şehir devletleri arasında M.Ö. 431-401 yılları arasında patlak veren savaşın en yakın sebepleri konusunda detaylı bir analiz sunan Tukidides’e göre savaşın en yakın ve görünen nedeni taraflar arasındaki çıkarların çatışması olsa da savaşın daha derindeki asıl nedeni Atina’nın aşırı güçlenmesi ve bunun Sparta’da yarattığı korkudur. Böylelikle Tukidides 20. yüzyılda realizm ile özdeşleşen temel akıl yürütmenin de öncülüğünü yapmıştır.

Batı devlet düşüncesinde etkili düşünürlerden biride Machiavellidir. Devlet yöneticisinin yeteneğini belirleyen dünya siyasetindeki değişen siyasi güç dengelerini kabullenmesi ve bunlar doğrultusunda siyasetini sürdürmesi olduğunu söyler. Ona göre 'Her kim ki olana gözlerini kapar da yalnızca olması gerekeni görürse nasıl yaşayacağını değil, nasıl canından olacağını öğrenir' Bu durumda Batı devlet düşüncesinde yönetici, ideal ahlaki ilkelere göre değil olana bakıp reel politik ilkeye göre hareket eder.

Dolayısıyla Batı devlet düşüncesinde, devletlerin davranışlarını belirleyen temel dinamik, sistem içindeki güç dengesinin değişim görüntüsüdür. Güç dengesinde yaşanan değişime ve bu değişim sonucunda ortaya çıkan potansiyel tehdide göre hâkim devletler hemen pozisyon alırlar.

Mısır’daki darbe, Türkiye ile bu kadar uğraşmaları, Katar krizi ve Pakistan’da ki girişim hep bu Güç Dengesinin değişme ihtimaline duydukları korku nedeniyledir.

İslam medeniyeti adaleti esas alırken, Batı medeniyeti ise güç ve çıkarı esas alır.

Oysa adaletin esas alındığı bir medeniyette, Batının endişe duymasına gerek var mıdır?

Not: Değerli arkadaşlar yarın (02.08.2017) Resul Demir'in konuğu olarak Akit Tv'de bulunacağım inşallah. Gündem Özel programında dünya gündeminde bahsedeceğiz. Saat 20.45'de Akit Tv'den izleyebilirsiniz.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');