Sosyal Medya

Makale

Şeytan’ın Müdahalesinin Hac Suresi Bağlamında Kazandığı Mana

-Allah’ı Doğru Tanımak-

Hac suresinin 52. ayetinin meali Diyanet Vakfı Mealinde şu şekildedir:

“Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi ayetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Buradan ilk bakışta çıkacak sonuç şeytanın vahye müdahale etmesi, ama Allah’ın buna müsaade etmemesidir. Ayetin ilk cümlesi, Peygamber (sav)’in temennisinden söz ettiği hâlde ikinci cümlesi, Allah’ın ayetlerini sağlamlaştırdığından/koruduğundan bahseder. Şeytan, Rasulullah  (sav)’ın sözüne bir şeyler katmayı başarsa da bunun ayetlere girmesine/karışmasına izin verilmemektedir. Buna göre güya Şeytan’ın müdahalesinden etkilenmiş bulunan Elçi’nin temennileri, ayetlere karıştırılmamıştır. Ancak surenin bağlamında mesele, Nebi (sav)’in sözleriyle ayetler arasındaki farka dikkat çekmek ve vahye onun bir müdahalesinin olmadığını dile getirmek değildir.[1]

Hâlbuki surenin bağlamı yukarıda verilen manayı desteklemez.

Şöyle ki:

Sure en başında bir gün kıyametin kopacağını ve insanların hesap vermek zorunda kalacağını bildirir. Hesap günü çok korkutucu olacaktır.

O gün;

Her kadın emzirdiği çocuğu unutur,

Gebe kadınlar [vaktinden önce] yükünü bırakır,

Ve insanlar sarhoş olmadıkları hâlde öyle gözükürler.

Üçüncü ayet;

“İnsanlardan, bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışmaya giren ve her inatçı şeytana uyan birtakım kimseler vardır.” der.

Böylece hesaba konu olacak asıl mesele gündeme gelir.

Allah hakkında konuşmak…

Fakat daha önemlisi, bu asılsız konuşma ve tasavvurlara şeytan olarak nitelenen kötü insanların sebep olmasıdır. Suç işleyen kişiler, yaptıkları işleri meşru göstermek ya da örtmek gayesiyle bu yola başvurmaktadırlar.

Bilindiği gibi bütün sâlih amellerin temelinde iman yatar. Doğru bir Allah anlayışına sahip olunmadan sâlih amel işlemek mümkün değildir. Amelleri sâlih yapan zemin ise imandır. Ki bunun ilk adımı da Allah’a doğru-dürüst iman etmektir.

Devam eden ayetler şu şekildedir:

  1. Şeytanî güçler ki, kendilerine yönelen kimseleri yoldan çıkarırlar.
  2. Ahiretten şüphe edilmemelidir.
  3. ilk yaratılış örneklerinden hareketle Allah ölü olanı dirilten ve her şeye gücü yetendir.
  4. ayet, Son Saat’in şüphe götürmez bir biçimde gelip çatacağından bahseder. Ve böylece Allah mezarlarda yatan herkesi kaldıracaktır, diyerek Allah hakkında ileri sürülen bu asılsız iddiaların hesap konusu edileceğini hatırlatır.

O hâlde;

Hesabın konusu özellikle Allah hakkında düşünülenlerdir.

Bunlardan biri O’nun suç işleyenlerle teslim olanlar arasında ayrım gözetmediğidir.

Bu da ahiretten şüphe etmeye yol açmaktadır.

Yani kişiyi zor durumda bırakacak bütün kötülüklerin temelinde Allah hakkında beslenen kötü zanlar yatmaktadır.

Surenin 8. ve 9. ayetleri, yine Allah hakkında ileri-geri konuşmalara değinir.

“İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve (vahye dayanan) aydınlatıcı bir kitabı olmadığı hâlde, sırf Allah yolundan saptırmak için kibir içinde Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.”

  1. Bu şekilde asılsız zanlarla başkalarını Allah yolundan saptırmak isteyenler vardır. Bunlar, dünyada gözden düşecek, Kıyamet Günü’nde ise yakıcı azabı tadacaklardır.
  2. Elleriyle kazandıkları bu olunca;
  3. Onlara tabi olanlar da Allah’a imanla küfrün sınırında kulluk ettikleri için dünyayı da, ahireti de kaybedeceklerdir.
  4. Bu şekilde taptıkları kişiler onlara fayda sağlamayacaktır.
  5. Ve bu ne kötü bir ilişkidir.

Buraya kadar ayetler tabi olunanlarla tabi olanlar arasındaki ilişkiyi ve bunun kötü sonuçlarını bildirir.

  1. Buna karşılık doğru dürüst iman edenler cennete girecektir.

Başkalarının etkisi altına giren kişiler, kendilerine yardım edileceği zannıyla hileli ilişkilere girmektedirler.

  1. Oysa Allah’ın yardımından başka gerçek bir destek hiçbir zaman bulamayacaklardır.
  2. Allah, indirdiği mesajlarla ancak doğru yola ulaşmayı isteyen kimseyi doğru yola yöneltecektir.
  3. Bu daha önce Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yakıştıran Yahudiler, Sabiiler, Hristiyanlar ve Mecusîler de de böyle olmuştur.

Yani;

Başkalarını doğru yoldan saptırmak için Allah hakkında ileri geri konuşanlar vardır.

Bazıları onları dinleyerek etkilenip başına gelen musibetleri O’ndan sayıp kendisine yardım edilmeyeceğini zannetmektedir. Oysa Allah’ın indirdiği mesajlar yardımın daniskasıdır. Ve tarih de buna şahittir.

Sonuç olarak kişiye Allah’ın yardımı dışında kendisini hayra çıkaracak hiçbir gücün bulunmadığı ifade edilir.

  1. ayet şöyle der;

“Ey İnsanoğlu göklerde ve yerde var olan her şeyin, Allah’ın (gücü) önünde teslim olduğunu görmüyor musun? Ve insanlardan birçoğunun da. Nicesi de azabı hak ediyor.  Allah’ın alçalttığı kimseyi onurlandırabilecek kimse yoktur.”

Yani, Allah’ın gücünün delili, her şeyin onun koyduğu yasalara tabi olmasıdır. İnsanın bu güç karşısında teslim olmaktan veya yardımı O’ndan beklemekten başka çıkar yolu yoktur.

  1. ayet, Allah hakkında birbirine karşıt bu iki tarafın Rableri hakkında (her zaman) birbiriyle çatışma, tartışma içinde olduklarını bildirir. Onlardan hakkı inkâra kalkışanlara, Yani Allah hakkında bilir-bilmez konuşanlara ateşten giysiler biçilecektir.
  2. Derileri eritecek bir azap görecek,
  3. Demir kıskaçlarla bağlanacak,
  4. Kurtulamayacakları bir bağ ile bağlanacaklardır.
  5. Cennet ehli ise altın ve ipekle karşılanacaktır.
  6. Zira onlar, sözün en güzeline, övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna iletilmişlerdir.

Sözün en güzeli, Allah’ın tek olması yani kelime-i Tevhid’dir. Ve müminler, sanal ve sahte güçlerin değil, övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna iletilmişlerdir.

  1. Başkalarını Allah’ın yolundan çeviren, Mescid-i Haram’dan alıkoymaya çalışanlara ve bile bile haksızlık yaparak oranın saygınlığına gölge düşürmeye kalkışan kâfirlere, öte dünyada can yakıcı bir azap tattırılacaktır.
  2. Nitekim geçmişte İbrahim (as)’e de bu İbadet Evi’nin (Kâbe’nin) kurulacağı yer gösterildiğinde ona “Allah’a kimseyi ortak koşma! Ve orada saygıyla eğilenler için putları temizle.” denilmiştir.[2]
  3. Muhammed (sav) de bütün insanları hacca çağırmalı ve insanlar yaya veya binek üstünde oraya ulaşmalıdırlar.
  4. İnsanlar, Hacc’ın kendilerine sağlayacağı yararları görmeli, kurbanlarını kesip Allah’ın ismini anmalı ve darlık içindeki yoksulları da doyurmalıdırlar.
  5. Adaklarını yerine getirmeli ve dünyanın bu en eski Mabed’ini tavaf etmelidirler.
  6. İnsanlar, bütün bunların kendi iyiliklerine olduğunu görmelidirler. Yasak oldukları bildirilenler dışında bütün hayvanlar onlara helal kılınmıştır. Öyleyse Allah’ın yasaklamış bulunduğu her şeyden ve en çok da inanç ve uygulama olarak puta tapmanın her türlü bayağılığından uzak durup Allah hakkında asılsız her türlü sözlerden kaçınmak gerekir.

Bağlam, tamamen bu minval üzere ilerler. Ve surenin sonuna kadar Allah hakkında bilgisizce konuşmanın doğru olmadığı üzerinde durur. Allah, kulları için sadece hayır istemektedir. Hac ve kurbandan insanların elde ettikleri faydalar, Allah’ın insanlar için ne kadar lütufkâr/cömert davrandığının en güzel örnekleridir.[3]

  1. Şirk koşmadan yalnızca Allah’a yönelmek zorunludur. Zira Allah’tan başkasına tanrılık yakıştıran kimse, gökten savrulup düşen, kuşların didikleyip kapıştığı yahut rüzgârın uzak, ıssız bir yere savurduğu kimseye benzer.
  2. Bu şekilde Hac ve kurban gibi Allah’ın şiarlarını saygıyla gözetenlerin kalpleri suç işlemekten korunur.
  3. Hac ve kurban da insanlar için sayısız faydalar vardır. Zira haccettiklerinde insanlar her türlü saldırıdan korunacakları Kâbe’ye varırlar.
  4. Kurban kesmek bir kulluk eylemidir. Onları keserken Allah’ın ismi anılmalıdır. İnsanların İlah’ı tekdir. Öyleyse insanlar bütün varlığıyla O’na teslim olmalıdır. Elçi de bu şekilde davranan tüm iyi yürekli, alçak gönüllü kimseleri, Allah’ın hoşnutluğuyla müjdelemelidir.

Burada;

Hac ve onun faydaları,

Yenilen hayvanlar,

Ve kurban,

Allah’ın kullarının iyiliği için yaptığı yardımlardır.

Ayetler bağlam çerçevesinde şu şekilde devam eder:

  1. Onlar ki, ne zaman Allah’tan söz edilse kalpleri saygı ve sakınmayla titrer; (onlar ki) başlarına gelen her türlü darlığa, sıkıntıya göğüs gererler; namazlarında devamlı ve duyarlıdırlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için de harcarlar.

O hâlde;

Allah’a saygı duymak

Sıkıntıya göğüs germek

Ve infak etmek de

Allah’ın insanlara lütfettiği kazanımlardır.

Ya da bu vasıflara sahip olan kişi, Allah’ın kendisi için iyilikten başka bir şey istemediğini anlar.

Yan, Allah, insanlara dert değil, deva sunmaktadır.

  1. Hayvanların kurban edilmesinde insanlar için nice yararlar vardır. Onların üzerine Allah’ın ismini anılır; kesen ondan yer; istemeyen de, istemek zorunda kalan kimse de (onunla) doyurulur.
  2. Onların ne etleri Allah’a ulaşır, ne de kanları; lakin O’na ulaşan, yalnızca kişilerin O’na teslimiyette gösterdikleri bilinç ve duyarlıktır. Bunları kullarının faydasına sunan Allah’ın yüceliğini saygıyla anmak gerekir.

Yine;

Kurban kesmek ve başkalarına da yedirmekle Allah’ın insanların iyiliğini gözettiği yeterince açık bir şekilde ortaya çıkarılır.

  1. Allah, inananları bütün kötülüklere karşı mutlaka koruyacaktır; çünkü Allah, hangi türden olursa olsun, hainleri ve nankörleri asla sevmez.

Allah sizin iyilik yaparak korunmanızı ister. Ve yukarıda yardım görmeyeceği zannıyla başkalarının (şeytanlaşmış insanların) telkiniyle bir uçurumun kenarındaymış gibi tavır takınan kişiye doğru ve dürüst davrandığında mutlaka yardım göreceği söylenir. Allah’ın yardımı iman edenler, yani O’nun emirlerini yerine getirenler içindir.

  1. Kendilerine haksız yere saldırılan kimselere [savaşma] izni verilmiştir ve şüphesiz Allah, onlara yardım ulaştıracak güçtedir.
  2. Onlar ki, sadece “Bizim Rabbimiz Allah’tır!” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. O, asla insanları birbirlerine karşı savunmasız bırakmaz. Yoksa içlerinde Allah’ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler çoktan yıkılıp gider.
  3. Galip gelindiğinde de namaz kılmaya ve infak etmeye devam edilmelidir.

Yani;

Allah her zaman yapılması iyi ve doğru olanı emreder, yanlış ve kötü olanı yasaklarlar. Kendini savunmak zorunda kalanlara da izin verir. Galip geldiklerinde de insanların kibre kapılmalarına müsaade etmez.

  1. Yalanlayanlara Nuh, Ad ve Semud toplumlarını hatırlatılır.
  2. İbrahim ve Lut halkının başına gelenler,
  3. Medyen halkını ve Musa’nın yaşadıklarını da. Allah, her seferinde hakkı inkâr edenlere belirli bir süre için fırsat vermiş ama günü gelince onları kıskıvrak yakalamıştır ki böylece, onları hiçliğe mahkûm etmiştir.
  4. Geçmişte hepsi yok edilmişlerdir.
  5. Tarihte yaşananlar görülemiyorsa gözler değil, göğüslerdeki kalpler körelmiştir.

Tarih, Allah’ın yardımının ya da azabının kime nasip olduğunu göstermektedir.

  1. Onlar, azabı hemen isteyerek elçiye meydan okurlar: Oysa Rabb’in ölçüsüyle bir gün, insanların hesap ettikleri bin yıla bedeldir.
  2. Sonunda herkes Allah’a dönecektir.
  3. Elçi onlara sadece uyarıcı olduğunu söylemelidir.
  4. İmana erişip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanları, bağışlanma ve çok üstün, çok büyük bir rızık beklediğini de herkes bilmelidir.

Zira

İmana erişip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanlar, hep başarı kazanmışlardır.

  1. Ama Allah’ın mesajlarını ve bununla amaçladığı ölçü ve esasları zaafa uğratmaya çalışanları ateş bekler.[4]
  2. Bununla birlikte, ne zaman bir elçi ya da haberci gönderilse şeytanca insanlar mutlaka nihaî amaca gölge düşürmeye kalkışmıştır. Ama Allah buna izin vermeyecektir.

Görüldüğü gibi konu, Allah tasavvuru üzerinden ilerlemeye devam eder. Ve tam burada yukarıda meali verilen 52. ayetten ne kastedildiğini doğru anlaşılmalıdır.

Bazı kötü düşünceli şeytanlaşmış insanlar, Allah hakkında ileri geri konuşarak onun vahiyle amaçladığı konuları saptırmaya çalışmaktadırlar. Allah, herkesin iyiliğini istediği hâlde bir takım iddialarla insanları yanlış yönlere sürüklemektedirler.

Mesela ayetlere bir şey karıştırmak değildir. Ayetlerle kastedilen amaca gölge düşürmektir. Allah’ın kullarının sadece iyiliğini istediğini görmemek ve göstermemektir. Peygamber (sav)’in temennisi de kendisine indirilen vahiyle amaçlanan bu iyiliklerin insanlar arasında yayılmasıdır. Fakat kâfirlerin abuk-sabuk konuşmaları, asılsız sözleri ve bir temelden yoksun yorumları sebebiyle bir karışıklık ve zan oluşmaktadır. Nihayet Allah, buna müsaade etmeyeceğini ilan eder.

  1. Kalplerinde bir eğrilik, bir hastalık bulunan, kalpleri katılaşmış olan kimseler, bu türden kötü çabalardan etkilenir. Ve böylece şüphelere kapılarak kendilerine yazık eden kimseler, çok derin bir yanılgı içindedirler.
  2. Allah, bu çabaları boşa çıkarır ki iman edenler doğru yolu bulabilsin.

Allah, her seferinde kâfirlerin çabalarını boşa çıkarır ve çıkaracaktır.

  1. Kâfirler ise son ana kadar Allah ve amaçladığı şeyler hakkında kapıldıkları şüpheden sıyrılmayacaklardır.

Nitekim Allah hakkında şüphe etmek onları azaba duçar edecektir.

  1. O Gün, tüm egemenlik yalnızca Allah’ın elinde olacak, dürüst ve erdemli işler yapan kimseler, kendilerini nimetlerle dolu has bahçelerde bulacaklardır.
  2. Kâfirleri ise alçaltıcı bir azap bekleyecektir.

Allah, asla suç işleyen kâfirlerle, müminlere yanı şekilde davranmaz, davranmayacaktır da.

  1. Zulüm diyarını terk eden ve Allah yolunda ölen ya da öldürülen kimselere gelince: Bu da bir başarısızlık sayılmaz. Çünkü Allah, onları ahirette güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır.
  2. Onları razı edecektir.
  3. Kendisine yapılan saldırıya denk bir tepkiyle karşılık verene, Allah yardım edecektir.

Yani;

Allah, doğru olanı yaptığı sürece kişiye yardım edecektir.

  1. Nitekim gündüzü kısaltarak geceyi uzatan, geceyi kısaltarak gündüzü uzatan Allah olup biten her şeyi görür ve işitir.

Allah her şeyi bilir. Tabiatta koyduğu ölçüler, O’nun gücüne işaret eder.

  1. Allah, gerçek bir İlah’tır. Onların uydurdukları tanrılar ise sahtedir.
  2. Allah, gökten yağmur indirir de bu sayede yeryüzü yeşerir. Gerçekten Allah çok lütufkârdır, (her şeyden) haberdardır.

Yani;

Allah, ilk defa yarattığı gibi bunu tekrarlayarak insanlardan hesap soracaktır.

  1. Göklerde ve yerde var olan her şey O’na aittir; Yalnız O’dur, bütün övgülere layık ve kendine yeterli olan.
  2. Yeryüzünde var olan her şeyi koyduğu (fizikî) yasalara tabi kılan O’dur. Denizde seyreden gemiler de O’nun var ettiği ölçüler sebebiyle yüzerler. Ve gök cisimlerini, kendi izni olmadıkça yeryüzüne düşmemeleri için, yerlerinde, yörüngelerinde tutan da O’dur. Gerçekten Allah, insanlara karşı çok merhametli, çok şefkatlidir.

Sizin faydalanmanız için dünyada koyduğu ölçüler, onun gücünü ve merhametini gösterir. O’na teslim olmak tek çıkar yoldur.

  1. Nitekim hayat veren, sonra öldüren ve en sonunda sizi yeniden hayata döndürecek olan O’dur; bütün bu gerçeklere rağmen, yine de insan, gerçekten, çok nankördür.
  2. Allah, her ümmete, kulluklarını göstermeleri için ayrı bir ibadet tarzı tayin etmiştir. Dolayısıyla bu konuda tartışmak yersizdir.
  3. Tartışmak istediklerinde onlara, “Yapıp-ettiklerinizi en iyi bilen Allah’tır.” denilmelidir.

Yani;

Allah’ın onların yaptığı her kötülükten haberi vardır. Ve onların teslim olmamasının nedeni de suçlu olmalarıdır.

  1. Ayrılığa düşülen tüm konularda Kıyamet Günü hüküm verecek olan Allah’tır.
  2. Allah, göklerde ve yerde olup biten her şeyi bilir.
  3. O hâlde Allah’ı bırakıp, hileli yollarla başka varlıklara kulluk edilmemelidir

İmanla küfür arasında gidip gelmek, bir yarın kenarında durarak kulluk etmek, sıkıntı anında Allah’tan başka veya yanı sıra otoriteler üretmek, zulümdür. Zira bu şekilde şirk koşarak zulmedenler, kendilerine asla yardımcı bulamayacaklardır.

Burada yine;

Allah hakkında yanlış düşünmek zulümdür. Ve zalimler asla yardım görmezler, denilmektedir.

  1. Buna rağmen kendilerine mesajlar okunanlar neredeyse saldıracak gibidirler.
  2. Allah’tan başka yalvarıp-yakarılan bütün o (düzmece) varlıklar, hepsi bir araya gelseler dahi, bir sinek bile yaratamazlar, sinek onlardan bir şey kapacak olsa, onu bile geri alamazlar!

Nitekim

  1. Onlar, Allah’ın gücünü gereği gibi kavrayıp değerlendirememektedirler.

Yine söylemek gerekirse;

Kâfirler, Allah’ın gücünü gereği gibi kavrayamamakta, O’nu şanına yaraşır şekilde takdir edememektedirler.

  1. Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Her şeyi gören, her şeyi işiten sadece Allah’tır.
  2. O, onların gözleri önünde olanları da, onlardan gizli tutulanları da bütünüyle bilir.

O hâlde

  1. İman edenler Allah’a teslim olmalı, huzurunda eğilip yere kapanmalı, yalnızca Rablerine kulluk etmeli ve iyi işler yapmalıdırlar ki, kurtuluşa ve esenliğe erişsinler.

Allah ‘a gereği gibi teslim olmak yardım görmenin en önemli adımıdır.

Ve sonuç itibariyle konu 78. ayetle şu şekilde bitirilir:

“Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim’in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size ‘Müslümanlar’ adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı sarılın. O, sizin Mevla’nızdır. Ne güzel Mevla’dır, ne güzel yardımcıdır!”

Burada mana;

Allah yolunda gösterilmesi gereken en zorlu çabalara girişmek,

Atamız İbrahim’in yolunu izlemek,

İnsanlara şahit olmak,

Müslüman ismine razı olmak,

Namaz kılmak,

İnfak etmek,

Allah’a sımsıkı sarılmak,

Sadece O’nu Efendi (Mevla) edinmek…

Ve işte o zaman;

O’nun yardımını hak edecek ve ne güzel yardım ettiğini göreceksiniz, demektir.

Netice olarak 52. ayetin meali, sure bağlamı dikkate alınarak şöyle verilmelidir.

“Senden önce ne zaman bir elçi ya da haberci göndersek ve (o) ne zaman (ayetlerin kendisine gösterdiği amaç doğrultusunda) bir temennide bulunsa, şeytan(laşmış insanlar), O’nun güttüğü nihai amaca gölge düşürmeye kalkışmıştır; ama Allah, Şeytan’ın bu katkısını iptal edip ayetlerini açık ve anlaşılır kılar. Zira Allah, her şeyi bilir ve her yaptığı yerindedir.”

Temenni (تَمَنّٰى  ), bir şeyin gerçekleşmesini dilemek, arzulamaktır. Burada Elçilerin temennisinden kasıt, ayetlerin gösterdiği yolda ferdi ya da toplumsal fayda sağlayacak meşru bir amacın gerçekleşmesini arzulamaktadır.

Ayette şeytan, söz konusu beşeri müdahalelerin kötü ve yoldan çıkaran karakterini açığa çıkaran bir nitelemedir.  Onun ilkası, ( اَلْقَى الشَّيْطَانُ ), bir takım kötü niyetli insanların kendi çıkarlarını korumak maksadıyla giriştikleri çabaları anlatır. Zira bu kişilerin Allah hakkında ileri sürdükleri zanlar, sonuç itibariyle elçilerin iyi niyetli gayretlerini boşa çıkarmayı hedeflemektedir.

Allah, indirdiği ayetlerin doğru anlaşılması için yeterince doğru ve açık bilgi vererek akıl ve vicdan sahibi insanların kendilerine zara verecek şekilde etkilenmesini önler. Böylece dürüst davranan ve doğru yolu arayanlar için ayetlerin yanlış bir yere çekilmesi engellenmiş olur. Nitekim Allah’ın hangi ayeti olursa olsun müminler bununla insanların faydasının gözetildiğini bilirler. Sure bağlamında bu kötü etkilenme, Allah hakkında asılsız konuşmalar ve kötü zanlardır. Dolayısıyla indirilen ve kendi içinde açık ve anlaşılır kılınan ayetler marifetiyle, kâfir ve müşriklerin Allah hakkında olumsuz bir yargı oluşturmasına izin verilmemiş ve verilmeyecektir.

Allah’ın ve dolayısıyla mesajlarının, amacı, bütünüyle tertemizdir. Buradan hareketle Hac suresi bağlamı, Allah hakkında doğru düşünmeyi telkin/tavsiye eder. Surede Şeytan’ın müdahalesinden kasıt, kötü niyetli kişilerin Allah hakkında kötü zan oluşturacak şekilde konuşmalarıdır. Bilindiği gibi sürekli iyiliklere kapı aralayan sâlih amellerin doğru bir imanla çevrelenmesi bir zarurettir. Aksi hâlde bütün iyilikler karşılıksız kalmakta ve saçılmış toz zerrelerine dönüşerek sahibine bir yarar sağlamamaktadır.

O hâlde Allah’a, O kendisini nasıl tanıtıyorsa öyle inanmak ve olumsuz yaklaşımların ve kötü zanların O’nunla bir ilgisinin olamayacağını unutmamak gerekir.

 

[1] Elçinin vahye müdahale edemeyeceği başka yerlerde açıkça dile getirilir. Mesela Necm suresi, bu hususta yeterince bilgi vermektedir. Ayrıca Hakka suresi, 44-47. ayetleri de bu konuda çarpıcı bir yaklaşım sunar.

[2] Burada söz konusu temizliğin maddi değil, manevi olduğu hatırlanmalıdır.

[3] Dikkat edilirse burada Hac ve Kurban, Allah’ı tanıtmakta kullanılmaktadır. Bu ibadetlerden doğacak faydalar, Allah’ın kullarına ne derece lütufkâr davrandığının kanıtı durumundadır.

[4] Burada da görüleceği gibi başından beri Allah ve mesajlarının içeriği/amaçları hakkında insanları yanıltan kişilerden bahsedilmektedir.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.