Sosyal Medya

Makale

Müslüman halklar çok yönlü kuşatma altındalar

Kendimizi, savunduğumuz hakikatle tanımlamamız gerekiyor. Hakikatle örtüşmemiz, kendimizi hakikatin güzelliğiyle uyumlu kılmamız gerekiyor.

Dindar görünen çok sayıda insanın, ahlaki bozulmaya, dini zafiyet içinde, ruhi çöküntüde olmaları ayrıca derin düşünceden ve anlayış genişliğinden fakirlik çekmeleri üzücü bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.

Dünya  hayatını -Allah için olma- şeklinde izah edip anlamlandıranların bile çıtayı sürekli düşündüklerini mücadelenin dik ve zorlu yamaçlarından yuvarlanmaya başladıklarını risksiz kolay olanı tercihe yöneldiklerini rahatça gözlemliyoruz.

Salgın bir hastalık gibi yayılıyor, düşkünlük, umutsuzluk, inanç kirliliği, muhafazakarlık, ufuksuzluk, keyfiyetsizlik ...

Tutunamayanların hanesine katılıyor ,kopması mümkün olmayan sapasağlam kulp bulamayanlar, Allah’ın ipine bağlanmayanlar.

Hiçbir şey göründüğü gibi değil , toplumsal hayat yapay bir cinnet içinde.

Ucuz din anlayışıyla , çilesiz , bedelsiz bir İslami hayat yaşamaya arzusu dünyaya ölçüsüzce bağlanmayı ve ölümden korkar hale gelmeyi içten içe beslemektedir.

Her alanda çoklukla övünme arzusu ( tekasür) en yüce en temiz hedefleri yönelişleri bile  zamanla ifsad etmektedir

Çözülüş ve umutsuzluğa başat olarak palazlanan kapitalist egoizme dayalı mülkiyet ve güçlenme anlayışı İslami değerleride hayatımızda bir garnitür mesaberine düşürmektedir.

Bugün, Müslümanların hayatını , islami ilkeler yerine vahşi finansal kapitalizmin oluşturduğu acımasız bir kültür şekillendiriyor.

Bugün hiçbir referans , hiçbir meşruiyet kaynağına sahip olmadıkları halde , Amerikan- İngiliz-İsrail çıkarlarına hizmet edebilecek bir zeminde konumlanan , kendi kendilerini kainat imamı, mehdi ya da halife ilan eden, Mısır örneğinde yaşandığı üzere faşist zalim askeri diktatörlükleri örneğinde yaşandığı üzere faşist zalim askeri diktatörlükleri destekleyen tasavvuf önderi mübarek zatlar , toplumlarımızda kalabalıkların zihin dünyalarını, ruh dünyalarını kontrol edebiliyor.

Dünyevileşme ,sekülerleşme ile birlikte değersizleştirme , itibarsızlaştırma , algı operasyonları Müslüman halklar üzerinde yürütülüyor…

Augeste Comte‘un o ünlü üç hal kanunu yürürlükte sanki; insanlık artık teolojik ve metafizik  merhaleleri geride  bırakarak pozitivizm merhalesine ulaştı. İşte sekülarizm bu sözün açılımıdır. Bu teze göre – yüksek modernlik – zaten sekülerleşmeyi içeren evrensel bir süreçtir.

Modernleşme sayesinde insanla ilgili her faaliyet alanında , dini düşünce ve pratiklerden hatta metafizik anlayışlardan bir uzaklaşma olur .Evvela insan  zihni bir süreçten  geçer ve sonra din sosyal sistem / üzerinde belirleyici ve inşa edici ilke olmaktan çıkar… İşte Müslüman halklar  hızla sekülarizmin  kucağına kayıyor, Allah ‘ ın gösterdiği yerde durmuyorlar…

Müslüman, halklar arasındaki ilişkiler  ahlaki olmadığından  çabuk çürümektedir…

Müslüman halklar,  büyük tarihsel sorunlar sıkıntılar bunalımlar ve tıkanma karşısında bulunduğu halde , modern seküler, kapitalist,  liberal gerçeklik ve bu gerçekliğin aşağılayıcı tahakkümü karşısında islami çözüm ve model üretmek yerine çaresizliği ve teslimiyetçiliği seçmiştir.

Müslüman halklar arasında köklü bir dayanışma ve siyasal bir bilinç bulunmadığı için emperyalist güçler tarafından yürütülen resmi terörizm büyük ölçüde Müslüman halklar üzerinde uygulanıyor.Emperyalistler, İslam halklarının vicdanını yaralayan baskı ve işgallerini sürdürüyorlar. Dünya genelinde büyük bir siyasal hareketlilik yaşanırken Müslüman kitleler kendi geleceklerini belirleyebilecek siyasetleri üretecek dinamikleri kullanamıyorlar…

Müslüman halklar bir türlü kendi haklarına, ilkelerine sahip çıkamıyorlar. İslam dünyasının kültürel ve siyasal havası puslu ve her geçen günde kötüye gidiyor.İslam ülkelerindeki siyasal zeminler çoğunlukla yapay zeminlerdir. Bu yüzdendir ki İslami anlamda egemenlik halkları açıkça çiğnenen toplumlar çok yönlü istila ve işgallere uğruyorlar.

Müslüman halklar, yoğun bir toplumsal yabancılaşma süreci içerisinde bulunduklarından uluslararası düzlemlerde ağırlıklı politikalar üretemiyorlar.Müslümanlar, İslam ile bağlarının duygusal bağlar olmaktan çıkarılarak fiili bağlar haline dönüştürülmesi zorunludur.Geleneksel yapılar hemen her dönemde Müslümanlara kendi  özel dünyalarına kapanmalarını tenkil etmektedir. Halbuki İslamın hakikatine dönmek bir toplumun kendi içine kapanması demek değildir.

İslamın hakikatine dönmek demek bütün bir yeryüzü gerçeğini kavrayabilmektir, böyle bir bilince – şuura sahip olmak demektir.

Müslüman halkların , evrensel tanımlara dayalı anlamlar üzerinde günümüz dünyasını açıklayabilecek tarihsel bir çerçeve oluşturmaları gerekiyor. Varoluşun ve tarihin temel anlamlarını bulmak geleceği ve tarihi yapmak için ortak bir değerler coğrafyası oluşturmak tarihsel bir zorunluluktur.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.