Sosyal Medya

Makale

Elbette Ben de Müslümanlardanım

Yaratılmış olmak eşit olmayı gerektirdiği için en tatmin edici aidiyet, Allah’ın kulu, yani Âdem’in oğlu olmaktır. Zira insanı yaratıcısına tabiiyetten daha iyi kucaklayan bir mensubiyet bulunmaz. Ve herkes Âdem’in oğlu olduğunda hiç kimse üstünlük de taslayamaz.

 

Herhangi bir grup, dernek, vakıf, cemaat veya camia yapısı içinde bulunsa da bunların hiç biri Müslümanın aidiyetini bütünüyle tanımlayamaz. Kabullenilen hiçbir fikir veya ideoloji de bu teslimiyeti tam anlamıyla kuşatamaz.

 

Vahyin muhkem ayetleri, inananların üzerinde ittifak edeceği yegâne ölçüdür. Bunun dışında her şey zan taşır ve yoruma açıktır. Müslümanlar birbirleriyle ilişkilerini bu muhkem ayetler üzerinden kurmalıdırlar. Kalplerinde hastalık olanlar, benzer/farklı manaların çıkarılabildiği yoruma açık meseleleri kendilerini ya da başkalarını tanımlamak için kullanır ve zan taşıyan bu müteşâbih minval üzerinden yol alırlar. İttifak edilebilecek yüzlerce ayeti bırakıp yoruma açık beş-on konu çevresinde dolaşır ve kavga etmeden de duramazlar.

 

Muhkem ayetler, açık seçik herkesin anlayacağı konuları içerir. Bir binanın kolon ve kirişleri mesabesindedir. Asla yerinden oynamaz, oynatılamaz. Ama müteşâbih olanlar, bina içindeki dekorasyona benzer. Burada farklı yorumlar yapılabilir ve bu da normal karşılanmalıdır. Ancak müteşâbih konuları kişinin kendi anlam dünyasının merkezine oturtması ve ilişkilerini bu minval üzere yürütmesi asla sağlıklı değildir.

 

Buna göre Sünni, Şii, mezhepli, mezhepsiz, Vahhabi gibi nitelemelerle insanları kategorize etmek ve parçalamak bir müslümana yakışmaz. Bin seneden fazladır tartışılan konuların bu kadar uzun süre karşılıklı muhalefete, mezheplere ve değişik fırkalara malzeme olduğu düşünülürse bunları tehdit veya tekfir konusu yapmak da caiz olmaz.

 

Musa (as) Tur dağından dönüp kavmini puta tapar görünce kardeşi Hârun’u “Ey Hârun, onların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu (da önlemedin)…? Neden bana uymadın, buyruğuma karşı mı geldin?...” diye sorgular1 Ve kardeşinin sakalından tutup çekmeğe başlar. Bunun üzerine Harun, “Ey anamın oğlu! Saçımdan sakalımdan tutma! Gerçek şu ki, ben senin, İsrailoğulları’nın arasına ayrılık soktun; sözümü tutmadın, demenden korktum...”  diye cevap verir.2

 

İşte bu cevap, hepimize önemli bir ders verir. Puta tapan bir kavme karşı Hârun (as) elinden geleni yapar. Fakat daha ileri giderse kavminin ona taraf olanlar ve olmayanlar şekilde bölüneceğini görünce durur. Bir peygamber hassasiyeti ile toplumu ikiye bölmektense Musa (as)’nın gelmesini beklemeyi tercih eder. Musa (as) da bu cevabı anlamlı bulmuş olmalı ki onu bırakıp hemen akabinde Sâmiri’den hesap sormaya döner.3

 

İslam hakkında konuşanlar, ağızlarından ayet düşürmeyenler, konuşurken ümmeti, milleti bölmemeye dikkat etmelidirler. Kategorize eden, parçalayan ve ötekileştiren bir dil kullanmamalıdırlar. Bu susmak anlamına gelmez. Doğruları söylemenin bir üslubu olduğu da unutulmamalıdır. Hele hele bu ümmetin hocalarının parçalayıcı bir dil kullanması asla kabul edilemez. Zira Müslümanların birbirine düşman olması bir faciadır. O hâlde ümmeti bölen, ayıran bir hususta ayetlerin delil olarak kullanılması çok kötü bir yaklaşımdır ve mümkün mertebe bundan kaçınılmalı, farklılıklar değil benzerlikler üzerinde durulmalıdır.

 

Müslümanların birbirini uyarabilecekleri konular yoruma açık konular olmamalıdır. Bunlar uzmanların kendi aralarında tartışıp belki sonuçlarını halkla paylaşabilecekleri ihtisas isteyen meselelerdir. Müslümanların birbirlerini uyarmaları gereken meseleler imtihan konusu olan, ahlaki zaaflar barındıran, dünyanın aldatmasına sebep teşkil eden hususlardır.


Herkesin bildiği ayette “(İnsanları) Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve ‘Elbette ben Müslümanlardanım.’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” denilir.4 Burada ben Müslümanım değil, (  اِنَّنٖى مِنَ الْمُسْلِمٖينَ  ) “Elbette ben de Müslümanlardanım” denilmektedir. Bu ifade sadece teslimiyeti değil aynı zamanda ümmetin bir parçası olmayı anlatır. Bütün dünyanın müslümanların merhametine ihtiyaç duyduğu şu anda bu şuura gerçekten ihtiyaç duyulduğu ise çok açıktır.

 
 
Dipnot:
 
1-) Tâhâ suresi, 92, 93. ayetler.
 
 
2-) Tâhâ suresi, 94. ayet.
 
 
3-) Tâhâ suresi, 95. ayet ve devamı.
 
4-) Fussilet suresi, 33. ayet. Devam eden ayet şu şekildedir:  “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.”

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');