Sosyal Medya

Makale

İyiliğin Gücü

Kavramların hayatımızdaki rolünü yeterince kavrayamıyoruz...

 

O yüzden de kavramlarla sahici bir ilişki kurmadığımız gibi ısmarlama kavramlarla bir düşünce inşasına yöneliyoruz. Bu da bizi hem düşünceden uzaklaştırıyor ve hem de eylemimizin içeriğini boşaltıyor. Düşünce ile başımız sorunlu... Ama düşünce diyenlerin bile ağırlıklı bölümü kavramlar üzerinden yeterli düzeyde ilgili olamayınca o sorun devam ediyor. Daha da önemlisi bir kavramın içeriğinin önceden verili olması ve bu kavrama yönelik yeni içerik yükleme çabalarının ne kadar doğru ve verimli olacağı ile ilgili kafa karışıklığıdır. Çünkü verili bir kavramı hele baskın karakterli bir kültürel yapıdan beslenmişse onu yeniden içeriklendirerek anlamını değişime zorlamak imkânsıza yakındır. Bu yüzden kavram deyip geçmemek lazım...

Kavramlara dikkat kesilmek lazım…

Ve kavramla ilişkimizi sürekli derinleştirerek sürdürmek şart...

 

İyilik kavramı iki boyutlu ele alınabilir. Mevcut kültürel birikim üzerinden bir değerlendirme yapıldığında ‘iyilik’ diye tanımladığımız kavrama ulaşırız ki bu da kötülüğün zıttı olarak tanımlanan bir kavramsallaştırmadır. Ve insanın yararlı bir şeyler yapması ile tanımlanabilecek bir düzeyi işaret eder. Hâlbuki ‘İyilik’ kavramı eşyanın mutlak anlamda üzerinde bulunduğu düzeyi işaret eder ve bu aynı zamanda uluhiyetin de üzerinde bulunduğu zemini ifade de kullanılır. O’nun ‘Mahza Hayr’ olarak tanımlandığı ‘bütünüyle iyilik’ kavramı ise varlığın üzerinde bulunduğu zemini betimler. Bu anlamı itibarı ile bir karşıtı yoktur.

 

Yaratılış ve yaratılışın ontolojik zemini bu İyilik üzerine kuruludur. Böylece mutlak anlamda varlık söz konusu olduğunda bir iyilikten bahsedebilme imkânını taşır. Ama iyilik elbette ki ilahi bilgi ile tanımlandığında insanı bir yolculuğa taşır. Ve bu yolculuk sürecinde lehinde ve aleyhinde olan durumları iyi ve kötü olarak bir tasnife tabi kılabiliriz. Ama bu geçici bir durum ve sadece bilgi düzeyiyle ilişkili olduğunu unutmadan…

 

Kemale doğru yol almak, 'İyilik' üzere olmaktır. İyilik üzere olmak ise olumsal bir düşünceye sahip olmaktır. Olumsallık ise her türlü durum ve olgu ile karşılaşıldığında onu iyi ise iyiliğine katılmak kötü ise onu ıslah edip düzeltmek ve yola katılmasını sağlamaktır. Bu yüzden yaratılmış her şey bir şeye karşılık geliyor ve bu karşılık geldiği şey ile onu bütünleştirmek iyilik olarak insana döner...

 

Hayat karşıtlıklar üzerinde kaim değil öyle görünse de... Her şeyin hayatta bir karşılığı var. Önemli olan bu karşılığı doğru bir şekilde algılamak ve uygulamaya taşımaktır... Hayatın zıddiyeti meselenin künhüne vakıf olabilmenin bir imkânı olarak düşünmek evladır. Bu evleviyettir ki eşya ile ‘emr’e uygun bir ilişki gerçekleştirilebilmeyi sağlamaktadır.

 

Varlığın üzerinde yaratıldığı bir fıtratı vardır. İşte varlıkla temas noktası bu fıtrata mugayir olmama halini içermelidir. Varlığı fıtratına uyumlu halde tutmak ve ona yönlendirmek iyiliğin sürekliliğini sağlama ve insana yüklenen misyonun yerine getirilmesinin bir yolu ve yordamını oluşturur.

 

Mevcut olanı (olgu, durum, eşya, hadise), mevcudiyetine sebep her ne ise, o sebeple bütünleştirmektir yani... Var oluş hikmetten azade değildir... Bir şeyi hikmetinden kopuk kılmak "ifsadı"dır... Islahı ise "var olan"ı hikmetine döndürüp bütünleştirmektir...

 

Olumsallığa iyimserlik diyelim... Ayrıca yaratılışın da bir iyilik üzere oluşuna yapılan bir göndermedir bu… Meseleyi doğru kavramak adına olayın ümit ve korku arasındaki denge konumundan ümit boyutunun öne çıkması ve kendi imanına yönelik öz güvenle bağ kurmak gibi belki daha geniş ifadelerle anlatmak lazım... Ama emin adımlarla tanıyarak ve tanımlayarak ama bu tanımlamayı doğru yapacak bir yöntem ile başararak ve sürekli yapılanları eleştirel gözle değerlendirecek bir psikolojik vasatı da diri tutarak olmalıdır.

 

İlişkinin üzerinde bulunduğu zemini bize hüsnü zan üzere olmak ile hatırlatılmaktadır. Bu hatırlatma her şeyi, bizi, kötülüğü müsellem olana kadar iyi olarak betimlenmeyi hak eder yargısına taşır. Böylece varlıkla ilişkimizin temelini salah alır. Fesadı ise bir hastalık ve kaçınılması gerekli bir vasat olarak tanırız. Bu yüzden eşya ile ilişkimizi bozgunculuk üzerinden iyilik üzerinden kurarız. Kurtuluş ve barış aynı zamanda iyiliğe tekabül eder. Ve böylece insanlığın üzerine kaim olacağı vasatı da belirlemiş oluruz.

 

Bu noktada sabır kavramının önemine yapılacak vurgu tam yerinde olacaktır. Sabır, varlığın özünü ve sulhunu açığa çıkarmak için en gerekli eylemlilik halidir. Bu hal ile barışık olan kişi yanlışa düşmekten korunacağı gibi sürekli kemale doğru bir yol alışı da kuvvetlendirecektir. İşte sabır bir aydınlatma görevi göreceği için insan açısından vazgeçilmez bir güç kaynağıdır.

Sabırda olgunlaşmaktır, kemale yol almak…

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.