Sosyal Medya

Makale

Varlık Ve Düşünce

‘Varlık nedir’ sorusunun, ‘hakikat nedir’ sorusu ile birlikte düÅŸünülmesi gerekir. Çünkü varlık bize hakikatin ne’liÄŸi konusunda ipucu veren en önemli gösterendir. Varlık batılı anlamı ile ‘zuhurata çıkan ÅŸey’ olarak tanımlanacak olursa hakikat de aynı düzleme aidiyet kesbeder ki batı zaten varlığı ve hakikati dolayısı ile bilgiyi bu çerçeve içinde anlamlandırır. Hatta batının bir çıkmazı varsa -ki var- o da bu tanımlamada aÅŸikâr olmaktadır. Ama varlık eÄŸer kadim bilgelerin deyimi ile ‘harici ve zihni varlıklar’ olarak kategorileÅŸtirilirse -ki vahiy metinlerinde de bu böyledir- o zaman hakikat ve bilgi somut olandan soyut olanı kuÅŸatacak düzeye yükselmiÅŸ olur. Varlık o zaman hem somut hem soyut bir düzlemi iÅŸaret eder ÅŸekilde konumlandırılabilir. Zaten zuhura çıkmak kavramını salt somut düzlemi iÅŸaret etmekten kurtardığımız zaman soyut zeminde varlıklar kazanmaya baÅŸlarız. Bunun hakikat ve bilgi ile bağını kurduÄŸumuzda ise düÅŸünce ve varlık arasındaki iliÅŸkinin niteliÄŸini de anlamlandırmış oluruz.

 

Varlık eÄŸer gözden süzülen yaÅŸta belirginlik kazanacak kıvamda ise bu noktada insan ve düÅŸünce melekesinin yaratılış sürecine yönelik katkısını iÅŸaret etmenin imkânını yakalamış oluruz. Tabii ki her yaratma edimi ancak ‘izin ile mümkün olur’ ilkesini unutmadan! Çünkü bir Müslüman olarak yaratma eyleminin yegâne sahibinin Allah (Âlemlerin Rabbi) olduÄŸu apaçıktır. Ama Allah, insanı öyle bir meleke ile donatmıştır ki ona verdiÄŸi izinle âlemde sorumluluÄŸu kuÅŸanarak dilediÄŸini –az da olsa- yapabilme istidadını kullanmaktadır.

 

Bu tarz düÅŸünmeye aÅŸina olduÄŸumuzda artık varlığın nasıl bir derinlik ve geniÅŸlik kazandığını hissedebiliriz. Zaten bu durum edebiyat ve sanat çalışmalarında yeterli örneklerini vermektedir. Varlık salt somut bir durum olmaktan kurtulduÄŸu anda –ki bugünün batı düÅŸüncesi de bu evreye varmıştır- hayatın bütün alanlarına yayılma kabiliyetini kazanır ve böylece yaÅŸamın bütün alanlarında varlık ve düÅŸünce eÅŸ deÄŸer bir özellik üzerinden kendi anlam dünyalarını kurmayı deneyebilir hale gelirler…

 

Varlık salt bedensel bir öÄŸeye indirgenirse bu, varlık üzerine yeni bir tartışmayı da baÅŸlatmayı zımnen içermiÅŸ olur. Bu tarz bir varlık tanımı ise batılı düÅŸünce ve felsefede kendine yer edinmiÅŸtir. Hâlbuki varlık zaten daha önceden de var olduÄŸu gibi ete kemiÄŸe bürünmüÅŸ haline deniyor. Ama bu zihinsel varlığı veya daha soyut bir varlığın olmadığını göstermez. Varlık ete kemiÄŸe bürünmeden de var olabilir. Bunun felsefi tartışmaları bir tarafa eÄŸer Tanrı bir tasarımcı ise ve tasarım yaparak zihinsel bir güç sarf ediyorsa bu tarz varlığın izharı anlamına gelir. Yani ben o tasarım düÅŸüncesinden itibaren varlık alanına çıkmış olurum. Bu hayal bile ki -büyük üstat Ä°bn-i Arabî, hayal âlemini ontolojik bir varlık alanı olarak kabul eder- bence bu çok doÄŸru bir yaklaşımdır. Çünkü varlık bir kavramdır ve her kavram gibi sonsuz bir anlam kümesine sahiptir...

 

O zaman düÅŸünme eyleminin kendisini ciddi bir sorgulamaya tabi kılmalıyız... DüÅŸünme eyleminin kendisi nedir? Salt bağımlılık mıdır düÅŸünmeyi öne çıkaran yoksa herhangi bir bağımlılık ya da zorunluluk yoksa da bir düÅŸünme ameliyesinden bahsedebilir miyiz? Ayrıca ben düÅŸünmüyorum deme lüksümüz var mı? Ä°nsan olmakla düÅŸünmek arasındaki sıkı korelâsyonu da ayrıca hesaba katmalı deÄŸil miyiz? DüÅŸünceyi salt bir bağımlılık öÄŸesine indirgemek batının bir hastalığının burada da nüksetmesi anlamına gelmez mi? Bir kavramı öyle kolayca harcama lüksümüz var mı? Hem siz düÅŸünmeden durabilir misiniz? Hiç düÅŸünmem diyen birini doÄŸrulayabilir miyiz? Sorular, sorular, sorular…

Ä°nsan ve düÅŸünce arasındaki iliÅŸki varoluÅŸsaldır. Ve bu yüzden insan olmak demek düÅŸünce ve düÅŸünmek demek olduÄŸu gibi, düÅŸünüyorum demek de hem insanlığıma bir gönderme ve hem de dolayısı ile varlığıma bir göndermedir...

 

Varlık, var ve var olma hallerini ayrı ayrı deÄŸerlendirme meseleyi çözümleme konusunda kolaylıklar sunar. EÄŸer olayı ontolojik zeminde tartışacaksak o zaman söylenenler bu sefer eksik kalır. Çünkü var olmayı ve varlığı vardan bağımsız düÅŸünemeyiz. O zaman gerçek ‘ben’ sadece ‘Mutlak Benlik’ olan Allah’a izafe edilir ki bu konuda hiç kimsenin ÅŸüphesi yoktur. Çünkü bu tam da aynı zamanda bir iman meselesidir... Ama konuyu episteme baÄŸlamına taşıdığımızda o zaman insan da varlık ve var olmaya ortak oluyor. BenliÄŸi ve benliÄŸinin ayniyeti olan düÅŸüncesiyle... Bu çerçeveyi birlikte düÅŸünmek gerekir. Yani analiz olmadan hakikat oluÅŸmaz. Teke irca ettiÄŸiniz zaman bütün varlığın var olmasını boÅŸa çıkarırsınız. Çünkü hiçbiri kendine ait kendiliÄŸinden varlık olamazlar. O zaman tanrıdan baÅŸka ne var ki ya da sufi özdeyiÅŸi ile la mevcude illallah denir...

 

Ben üzerine konuÅŸmanın yararı olacak, o zaman eÄŸer mutlak benlik üzerine eÄŸileceksek düÅŸünceyi ondan bağımsız nasıl anlamlandıracağız. Burada çoÄŸul dünya ile tekil dünya arasındaki farkı fark etmek elzem hale geliyor. Ama benlik zaten bütün bunların ötesinde duran bir ÅŸey deÄŸil mi? Ayrıca düÅŸünce ile varlık aynı olmamakla birlikte insan söz konusu olduÄŸu zaman ayrı bir ÅŸey de deÄŸildir. Tıpkı isim, sıfat ve Allah arasındaki iliÅŸki gibi...

 

Sartre benim anladığım kadarı ile varlığı bir oluÅŸ süreci olarak tanımlıyor. Bunun hakikat payı olmakla birlikte salt bir oluÅŸ süreci olmadığına kaniyim. O zaman sadece oluÅŸun kendi bütünselliÄŸi söz konusu olursa bu insanın insan olma yolunda hep bir zaaf taşıdığını bize gösterir. Ama ÅŸunu kabul ederim; insan bir tarafı ile sürekli bir oluÅŸun içindedir de... Ama sabit bir tarafı da var. Yoksa öbür türlü hem iradesi hem de temyiz etme gücü elinden alınmış olur... Sartre’nin anlamlandırdığı konum önemli ama onu aÅŸkın benliÄŸe uygulamak imkânsız gibi duruyor... O yüzden insan için de benzer bir ÅŸey söz konusu edilmeli... Yani düÅŸünce ontolojik bir varlığa sahip deÄŸil ben’in kendini dışa vurumu ya da zuhuratıdır, tıpkı varlık gibi…

 

Sonuç itibarı ile Allah’ın hem varlığı, hem de kendisinden sirayet edecek bütün edimler mutlak olarak tanımlanacaktır ve ontolojik bir zemini imler. Ä°nsan ise episteme alanında ve çoÄŸulcu bir dünyayı paylaÅŸmakla yükümlüdür, o yüzden onun varlık ve düÅŸünme eylemi de bu çerçevede anlamlandırılmalıdır. BaÅŸka türlüsü muhaldir, yani kapkaranlık bir küfür…

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.