Siyonizmin Arkasındaki Hukuk Skandalı: Abdullah Vedat Altuna
Konuların anlaşılması için bazen şahıslar, bazen mekân, bazen olayın kendisi önem taşır. Tarihe dönüp baktığımızda tozlu raflarda kalmış nice dosyaların Siyonizm'in etkisiyle tozlanmaya, hatta yok edilmek istendiğine tanık oluyoruz. Bu ülkenin tarihinde de Siyonizm'in mağduru olmuş şahıslar, Siyonistlerin aktör olduğu olaylar ve Siyonistlerin at oynattığı mekânların varlığı bilinse de, bu olayların unutturulmak istenmesi çok acı. Aslına bakılacak olsa, isim değişiyor, mekânlar değişiyor, olaylar değişiyor; değişmeyen şey Siyonizm'in nüfuz ve etki alanı, algı oluşturma çabalarının kendisi oluyor.
Dedik ya, bu ülkenin tarihinde Siyonistler tarafından mağdur edilmiş nice şahıslar var. Nice olaylar var. İsimlerini de bilmiyoruz. Belki de yanı başımızda yaşıyor da olabilir. Mağduru biliyoruz da mağduriyetin arkasındaki olayları anlamakta zorluk çekiyoruz.
Bu mağdurlardan biri İzmir'de Sorgu Hâkimi Abdullah Vedat Altuna'dır. Sade ve sıradan bir hukukçudur. Fakat vatanseverdir. Siyasi hareketliliğin yoğun olduğu 1960'lı yılların ikinci yarısında İzmir'de yaşanan kaçakçılık çok daha farklıdır. Olayın arkasındaki bağlantılar ve hedefler çok karmaşıktır. O günler pek anlaşılmaz, hatta kamuoyunda siyasî bir perde olarak gösterilmek istenir. Belki de ülkenin hâkim olduğu siyasî havanın etkisi, belki de medyanın gücü ya da her ikisinin etkisiyle dosya, sorgu hâkiminin itibar suikastı ile sonuçlanarak kapatılmak istenir. Bu dosyaya, şahıstan çok dosyanın içeriği açısından bakılması daha anlamlı olacak; olayların arkasındaki güçlerin kimler olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Sıradan bir sorgu hâkimi iken itibarından ve makamından olan Abdullah Vedat Altuna kimdir? Ve gündem oluşturacak dosya nasıl bir dosyadır?
Abdullah Vedat Altuna, 1925'te dünyaya gelir. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından İstanbul Hukuk Fakültesi'nden 1951'de mezun olur. Hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra farklı şehirlerde farklı idarî görevler üstlenir. 1963'te İzmir'e birinci sorgu hâkimi olarak atanır. Buraya kadar sıradan bir hukukçudur. Bundan sonra önüne gelen dosyaları bir görev bilinciyle inceler ve gerekli kararlara da varır. İzmir'e birinci sorgu hâkimi olarak atanmadan önce, kendi ifadesiyle, farklı yerlerde çetelerle, katillerle, şehir eşkıyalarıyla, kısaca vatandaşın canına, malına saldıranlarla mücadele etmiş bir hukukçudur. İzmir'e geldiğinde çok daha farklı bir dosya ile karşılaşır. İzmir merkezli olsa da Türkiye'yi içine alan bir dosya. Aslına bakılırsa sadece Türkiye'yi değil, işgal altındaki Filistin'deki gelişmeleri de içine alacak boyutta ilişkiler ağının olduğu görülmekte.
Önce, işgal altındaki Filistin topraklarına gitmek gerekiyor. Siyonist çeteler adım adım Filistin topraklarını işgal ediyor. Her fırsatı işgal için kullanırlar. 1967'de 7 Gün Savaşı olmuştur. Geniş bir Filistin toprağı Siyonist çetelerin işgali altına girmiştir. Arap ülkelerinin yenilgisiyle sonuçlanan 7 günlük savaşla birlikte bölgenin geniş zeytin bahçeleri Siyonist çetelerin işgaline geçmiştir. Hem işgal ettikleri Filistin topraklarındaki zenginlikleri değerlendirmek hem de işgali meşrulaştırma yoluna giderek işgal topraklarında zeytin ağaçlarının verimli ve kaliteli yağlarını dünya piyasalarına satma çabasına girerler. Fakat o dönem Avrupa pazarı, özellikle de İtalyan pazarı, Türkiye'nin elindedir. Bu geniş pazarda işgal rejimi İsrail de yer almak ister. Bunun için işgal altına aldığı bölgelerdeki geniş zeytin ağaçlarından çıkarılan zeytinyağına pazar bulunmuş olacaktır. Türkiye'nin İtalyan pazarından çıkarılması amacıyla İzmirli Yahudiler devreye girer. Yerli Yahudilerin oyunu oldukça basit ve etkilidir. Türkiye'nin İtalyan pazarına verdikleri 530 tonluk zeytinyağında yaşanan olaylar ve ondan sonraki gelişmeler Türkiye gündemini olduğu kadar Avrupa gündemini de meşgul etmiştir.
Her şey çok basit. Bu basit dosya hukukî, ticarî yönlü bir dava dosyası gibi dursa da diplomatik ve siyasî yönlü geniş tabanlı bir dosya hâline dönüşür. İstenen de budur. Dosya, İzmir'de bir dönem Musevi cemaatinin liderliğini yapmış olan, aslen Manisalı Bahor Avram Gomel adlı Yahudi iş adamının kurduğu Bağ Yağları Türk A.Ş.'nin 530 tonluk zeytinyağının, İzmir gümrüklerinde yapılması gereken tahlil ve analizler yapılmadan, Yunan bandıralı bir gemiyle İtalya'ya ihraç edilmek üzere gönderilmesi ve İtalya'da yapılan tahlil ve analizlerde zeytinyağının içinde tehlikeli parafin likit isimli mineral yağların varlığının anlaşılması üzerine İtalyan şirketi Sairo tarafından yağların geri gönderilmesiyle başlar. Bir rivayete göre gerçekte Gomeller kendi kendilerini İtalyanlara ispiyonlamışlardır. İtalyanlar durumu anlamış ve geri göndermişlerdir.
Konu basına, basın üzerinden adliyeye intikal eden dosya uzun süreç şeklinde seyretse de dosyaya bakan hâkimler olayın faili niteliğindeki şirket ve şirketlere cezalar da verir. Türkiye, insan sağlığını tehlikeye atan ülke olarak suçlanır. Her şey kılıfına da uygundur. Ülkede yasal süreç işler. Fakat dosyanın bir ucundan ele alan İzmir Birinci Sorgu Hâkimi Abdullah Vedat Altuna, dosyanın basit cezalarla geçiştirildiğini görür. Yeniden açılan dosya bu kez sorgu hâkimi Abdullah Vedat Altuna'nın başına iş açar. Makamını da itibarını da sonlandıracak bir yola girmiş olur. Peş peşe kınama cezaları alan sorgu hâkimi en sonunda İzmir'den orduevine sürgüne gönderilir. Dosya Türkiye gündeminden düşmez. Siyasî partiler de konuyu meclise taşır. Soru önergesi verilir. 1967'de açılan dava, birçok adalet bakanının değişmesi, ülkedeki sıkıyönetim gibi sıkı denetimlerin olmasına rağmen uzadıkça uzar. Zeytinyağına katkı maddesiyle insan hayatını tehlikeye atan Yahudi iş adamları, ülkenin zeytinyağını ihraç edemez hâle getirirler. Asıl hedef de budur. Yıllar sonra Türkiye'nin ekonomik gündemine de girecek olan naylon fatura, hayali ihracatın da aslında altyapısı oluşturulur. O dönemin siyasî kadrolarının masonik ilişkileri de olayı perdelemek ister. Belediye başkanları, hükümet yetkilileri olayın üstünü örtme yoluna gitmeye çalışır. Bütün bunların arkasında ise işgal rejimi İsrail'in Avrupa'daki pazarda yer açma çabaları vardır. Sorgu hâkiminin itibarı ve makamı elinden alınırken, gündemde Gomeller hiç düşmez. Hatta o dönem yapılan uygulama, adalet adına kara leke olarak kalır. Gerçi o dönem yeni yeni siyaset sahnesine çıkan, daha sonraları Millî Görüş hareketi olarak adlandırılacak siyasetin sahibi merhum Necmettin Erbakan ve ekibi konuyu takip etse de yeterli olmaz. 1970'te gündemden düşmeyen konu olduğu için o dönemin gazeteleri hiciv yarışmaları da yapar. Yarışmada dikkate değer birisi birinci gelir.
Geriye, sorgu hâkimi Abdullah Vedat Altuna'nın "Adalet Arıyorum" kitabı (mecvudu yoktur, bilene; isteyene PDF olarak gönderilir) ve o dönem hiciv yarışmalarında ödül alan, bizim camianın abisi Selahaddin Eş Çakırgil'in kaleminden çıkan hiciv, arşivlerde kalmıştır.
Hak ve haklının yanında yer almak dileğiyle.
---
"Gomelnâme"
Yahudiye her dalavere bir icaddır,
Hile, irtikap, [rüşvet] ihtikâr [vurgunculuk] yüksek san attır.
Ticaret hayatını almış tekeline,
Sorsan, anayasa gereği; müsavattır [eşitliktir].
Paşaları, beyleri kul etmiş altınla,
Gâh Mustafa Reşit Paşa'dır, gâh Mithat'tır.
Eşek gibi anırsa da olur melodi,
Şakşakçısı Bab-ı Âdî [matbuattır].
Jakop'ken Yakup olur, Samuel'ken Sami,
Salamon'u olur Selman, Richard Reşat'tır.
İblis'ten feyz almıştır, ahlâksız soyguncu,
Baş kitabı Talmut'tur, muharref Tevrat'tır.
Suç "Şirin" olur, kanun dağlan ardında,
Yahudi o "Şirin" için dağ delen Ferhad'dır.
ZeytinyaÄŸma parafin katar, kefere,
Aksülamelimiz [tepkimiz] kocaman bir heyhattır.
Bir çifte yese on yıl ininden çıkamaz,
İktidar koltuğundaki güya kırat'tır.
Kanunlara göre hile mümkün değildir,
Aksini irtikap eden cezaya müstehaktır.
Lâkin Simon, Mişon, Nisim'in hilesine
O kanunun hükmü bir kuru nasihattir.
Mahkeme kapısı olur komşu kapısı,
Netice malûm: Ya firar, ya beraettir.
Teselli bulduk, tükürdü suratlarına,
"Aferin" o hâkime ki; Altuna Vedat'tır.
Milyonla tükrüğü Nisan yağmuru sanır,
Söverek hicvetse idik, Eşref üstaddır.
Girdiği her cemiyeti içten kemirir,
İbadeti yahudinin sanki ifsaddır [fesattır].
Hâkimiyet milletindir der de dururuz,
Bu yalanladır ki işlerimiz berbattır.
Rical-i devlet nutuk atmakta ustadır:
"Yurttaşın görevi kanuna itaattır."
Moiz'lerin hilesi yalnız yağda sanma,
Her gün yeni hilelere yevm-i küşaddır.
Dostlarım, vatan için nöbete kalkalım,
Kavm-i Yehud'un olduğu her yer serhaddır.
Bu fakirin gayesi hicvetmek deÄŸildir,
Şu satırlar inanın, bir acı feryaddır.
Taife-i çıfıta misal olduğundan,
Feryadım, suçsuz (!) Gomel-Zigna'ya ithaf'tır.
(Selahaddin Abi'nin kaleminden olayların günümüze yansıması; tebessüm niyetiyle değil, düşünmek dileğiyle.)
M. Ali AKBULUT

Henüz yorum yapılmamış.