Yazarlar
'Ölçü'süz evlilik
Evlilikte mesele yalnızca iyi davranmak değildir. Davranışın nasıl, ne kadar, hangi şartlarda yapıldığı da ilişkinin kaderini etkileyebilir. Yanlış tavır ve davranışlar evliliğe zarar verir. Doğru tavır ve davranışlar da zarar verebilir. “Doğru davranış nasıl zarar verir?” Doğru olanın yanlış yerde, yanlış ölçüde, yanlış biçimde yapılmasıyla…
Eşinin hedeflerini desteklemek güzeldir. Lakin her kararını sorgulamadan desteklemek, zamanla sorumluluk duygusunu zayıflatabilir. Başarıların arkasında sürekli duran bir eş, bir süre sonra görünmezleşebilir. Desteklenen kişi kendi gücünü tek başına ürettiğini düşünmeye başlayabilir. Dün birlikte kurulan başarı hikâyesi, bugün “Sen olmasan da yapardım.” cümlesine kadar varabilir. Destek, birinin yanında durmaktır; birinin hayatından kendini silmek değil.
Eşine yardımcı olmak güzeldir. Lakin her yükü onun yerine taşımak, yardımı zamanla görünmez hâle getirebilir. Dün teşekkür edilen davranış, bugün “Eş değil mi, yapacak tabii.” cümlesine dönüşebilir. Bir insanın sürekli yaptığı şey, bir müddet sonra yaptığı şey olmaktan çıkar; hayatın doğal akışı kabul edilir. Değeri görülmeyen iyilik, bir süre sonra iyilik olmaktan çok görev gibi algılanmaya başlayabilir.
Fedakârlık değerlidir. Sürekli fedakârlık yapan tarafın emeği görünmez hâle geldiğinde, yaptığı iyilik kendi aleyhine işlemeye başlayabilir. Bir insan kendisini geri plana attıkça karşısındaki onun verdiği şeyleri hayatın olağan parçası sanabilir. “Yaptıklarını mı sayıyorsun? İnsan eşi ve çocukları için yaptıklarını sayar mı?” denebilir. Oysa mesele hesap tutmak değildir. Mesele görülmektir. Bir insanın verdiği emeğin fark edilmesi, yaptığı fedakârlığın alkışlanması değil; o emeğin yok sayılmamasıdır.
Koruyup kollamak güzeldir. Lakin her şeyi eşinin yerine üstlenmek, onu kendi ayakları üzerinde durmakta zorlanacağı bir konuma taşıyabilir. Sürekli koruyan kişi bir süre sonra korunmaya ihtiyaç duyan hâle gelebilir. Başlangıçta sevgi adına yapılan davranış, ölçüsü kaçtığında diğerinin kibre kapılmasına neden olabilir. Güçlü olsun diye verilen destek, zamanla hiç kimseyi beğenmez bir alışkanlığa dönüşebilir.
İyilik vardır, ölçüsü vardır. İlgi vardır, ölçüsü vardır. Fedakârlık vardır, ölçüsü vardır. Destek vardır, ölçüsü vardır. Mesele davranışın kendisinden çok, evliliğin içinde nasıl bir alışkanlığa dönüştüğüdür.
Doğru niyet, yanlış sonuç doğurabilir. İyi niyet kıymetlidir, yeterli değildir. İyi niyetin yanında ölçü, farkındalık, karşılıklılık gerekir. Bir davranışın iyi olması, her şartta aynı sonucu doğuracağı anlamına gelmez.
Bir eş sürekli ilgi gördüğünde, o ilgi zamanla ilişkinin doğal standardına dönüşebilir. İlginin miktarı azaldığında yaşanan değişim, gerçek bir ilgisizlik olmasa bile öyle algılanabilir. Dün olağanüstü gelen ilgi, bugün yetmeyebilir. Beklenti yükseldikçe memnuniyetin eşiği de yükselebilir. Kişi kendisini yeterince önemsenmiyor, sevilmiyor, takdir edilmiyor hissedebilir. Değersizlik duygusu bazen sevgisizlikten değil, alışılmış sevginin azalmasından doğabilir.
Üstelik değersizlik her zaman büyük bir olayla başlamaz. Sürekli eleştirilmekle başlar. Duyguların küçümsenmesiyle derinleşir. Görmezden gelinmekle ağırlaşır. Belirsizlik ve tutarsızlıkla büyür. İhtiyaçların sürekli ertelenmesiyle yerleşir. Sonra insan önce konuşmayı azaltır. Ardından beklentisini. Sonra çabasını. En sonunda kendisini.
Takdir görmeyen emek, bir süre sonra kendisini sorgulamaya başlar.
“Ne yapsam görülmüyor.”
“Ne söylesem anlaşılmıyor.”
“Ne kadar versem yetmiyor.”
İşte evlilikte tehlikeli eşiklerden biri burasıdır. İnsan önce yaptığı şeyleri sorgular. Sonra karşısındaki kişiyi. En sonunda kurduğu evliliği.
Oysa eş olmak, birbirinin hayatını üstlenmek değildir. Birbirinin hayatına omuz vermektir. Birinin bütün yükünü taşımak değil, gerektiğinde yükün altına birlikte girmektir. Birinin bütün kararlarını vermek değil, karar verebilmesi için yanında durmaktır. Evlilikte destek, diğerinin yerine yaşamak değil; onunla birlikte yaşamaktır.
Bu mesele maddi hayatta da kendisini gösterir. Bir eş diğerinin kariyer hedefini destekler. Güzel. Peki kariyer basamakları yükselirken ortak hayatın dengesi korunuyor mu? Birinin işi büyürken diğerinin hayatı küçülüyor mu? Birinin hayali gerçekleşirken diğerinin hayalleri sürekli erteleniyor mu? Birinin kazancı artarken evin yükü diğerinin omuzlarında mı kalıyor? Birinin kanat açması, diğerinin kanadının kırılmasını gerektirmemeli. Destek, bir tarafın yükselmesi pahasına diğer tarafın görünmezleşmesine dönüşmemeli.
Manevi tarafta da aynı ölçü var. Sabır güzeldir. Sonsuz sabır, insanı içten içe kurutabilir. Fedakârlık güzeldir. Yok sayılmak değildir. Merhamet güzeldir. Sınırları ortadan kaldırmak değildir. Bağlılık güzeldir. Kişiliğini kaybetmek değildir. Affetmek güzeldir. Her davranışı cevapsız bırakmak değildir. Bir erdem, ölçüsünü kaybettiğinde zulme dönüşebilir.
İşte evlilikte en çok ihtiyaç duyduğumuz kelimelerden biri bu yüzden ölçü.
Ne eksik.
Ne fazla.
Ne kendini unutturacak kadar çok.
Ne karşısındakini yalnız bırakacak kadar az.
Fazla verilen hiçbir şey değer kazanmaz. Sık tekrarlananın kıymeti olmaz. Fazla ilgi, ilgiyi sıradanlaştırabilir. Fazla fedakârlık, fedakârlığı görünmezleştirebilir. Fazla hoşgörü, sorumluluk duygusunu zayıflatabilir. Fazla kontrol, güveni tüketebilir. Fazla beklenti, sevgiyi göreve dönüştürebilir. Fazla sevgi bile, karşılığını sorgulamayan bir alışkanlığa dönüştüğünde görünmez kılabilir.
İyi olmak yetmez. İyiliğin karşı tarafta neye dönüştüğünü de görebilmek gerekir.
Yaptığın iyiliği değil, o iyiliğin sende ve eşinde oluşturduğu sonucu fark et…
Mesela:
“Ben eşime iyi davranıyorum. Peki bu iyilik, onun hayatında neye dönüşüyor?” diye sor.
Belki destek veriyorum, sorumluluğunu azaltıyorum.
Belki fedakârlık yapıyorum, kendimi görünmez kılıyorum.
Belki seviyorum, sevgiyi sıradanlaştırıyorum.
Belki sabrediyorum, içimde biriktiriyorum.
Belki affediyorum, çözülmesi gereken meseleyi erteliyorum.
Belki de bütün bunları iyi niyetle yapıyorum. Fakat iyi niyet, her zaman iyi sonuç üretmiyor.
Doğruyu yapmak güzel, doğruyu doğru ölçüde yapabilmek daha güzel… Eşlerin birbirlerine ve evliliğe karşı en büyük sorumluluklarından biri de budur!
Evliliğin zarar görmesin, hüsrana uğrama, hayal kırıklığı yaşama, kendi elinle kendine zarar verme.
Dikkat et “ölçü”n “kader”in olmasın…
Mehmet KAMAN

Ali Kaman
Eylül 17, 2026 Perşembe 18:20
Bu yazının “ölçü” vurgusu, günümüz evliliklerinde özellikle düşünülmesi gereken bir konu. Çünkü bazı erkekler evlilik boyunca yalnızca maddi yükü değil; sorumluluğu, fedakârlığı, korumayı, sorun çözmeyi ve çoğu zaman susarak evliliği ayakta tutma görevini de üstleniyor. Fakat bunlar zamanla “zaten yapmak zorunda” olduğu şeyler gibi görülmeye başladığında, erkeğin emeği görünmezleşiyor. Daha da acısı, bazı erkekler evlilik içinde eş değil, adeta bir kaynak, cüzdan veya hizmet sağlayıcı gibi görülmeye başlayabiliyor. Kazanması, ödemesi, koruması, çözmesi ve fedakârlık yapması bekleniyor; fakat onun da sevgiye, sadakate, saygıya, takdire ve anlaşılmaya ihtiyacı olduğu unutuluyor. Elbette bütün kadınları aynı kefeye koymak doğru değildir. Ancak bu sorunların azımsanmayacak kadar çok ilişkide yaşandığını da görmezden gelemeyiz. Erkeğin sürekli vermesi, kadının ise sürekli beklenti içinde olması evlilikte denge değildir. Beklentiler sınırsızlaştığında sevgi zamanla alışkanlığa, fedakârlık ise göreve dönüşebiliyor. Boşanma süreçlerinde de erkeklerin yaşadığı mağduriyetler açıkça konuşulmalıdır. Nafaka, velayet, ortak konut, uzaklaştırma kararları ve boşanma sonrası ekonomik yük gibi konularda erkeklerin yaşadığı sorunlar yok sayılmamalıdır. Gerçek mağdur korunmalı; fakat hukuk hiçbir tarafın haksız yere mağdur edilmesine de yol açmamalıdır. Sadakat de kadın veya erkek fark etmeksizin evliliğin temelidir. Bir eşin ihaneti, diğer eşin yıllarca verdiği emeği ve güveni ağır biçimde yaralayabilir. Çocuk sahibi olmak iki insanın ortak kararıdır. Fakat bir taraf çocuk isterken diğer taraf sürekli erteliyor veya sorumluluğu eşine bırakıyorsa, bunun da dürüstçe konuşulması gerekir. Sosyal medya ve teknoloji de beklentileri sürekli yükseltebiliyor. İnsan gerçek eşini, sanal dünyadaki kusursuz hayatlarla kıyasladığında elindeki hayatın değerini göremeyebiliyor. İsteklerin sonu gelmediğinde ise sahip oldukları değil, sahip olamadıkları görünür oluyor. Asıl mesele kadınları suçlamak veya erkekleri haklı çıkarmak değil; evliliğin ortaklık olmaktan çıkıp tek taraflı beklentiye dönüşmemesidir. Evlilikte hiç kimse diğerinin eşyası, cüzdanı, hizmetkârı veya sınırsız imkânı değildir. Erkeğin de yorulmaya, kırılmaya, anlaşılmaya, sevilmeye, sadakat ve saygı görmeye hakkı vardır. Çünkü ölçü kaybolduğunda fedakârlık sömürüye, anlayış tavize, sabır ise sessiz bir tükenişe dönüşebilir. Evlilik, iki kişinin birbirinden ne koparabileceği değil, birbirine ne katabileceği üzerine kurulmalıdır. Sevgi kadar adalet, fedakârlık kadar karşılıklılık, beklenti kadar sorumluluk da evliliğin temelidir.
Ahmet Erciyes
Eylül 17, 2026 Perşembe 17:23
''Evlilik'' başlıklı tüm yazılarınızı dikkat ile okudum. Hatta bazılarını veya bazı parağrafları defalarca okudum. Sizin tabanı doldurulmuş etkili yazınıza katılmamak mümkün değil. Belki ben yazsa idim daha uzun yazabilirdim ama siznet yazınız ile gerekli ve etkili vurgulamalar ile olayı çok güzel ifade etmişsiniz. Herkesin bir şekilde ama mutlaka yaşadığı bir hastalık veya kötü alışkanlıklara parrmak basmışsınız. Bu konulardan madur , muzdarip veya şikayetci olmayan kişi varmıdır bilemiyorum. Aslında çok uzun ve yaşadıklarımız ve şahit olduklarımızdan dolayı çok uzun yorum yapardım ama ölçüyü kaçırmaktan ve yanlış anlaşılmaktan çekindim. Bu son yazınızda da da hepimizin çok ca yaşayarak tecrübe edindiğimiz gerçeklerden bahsetmissiniz. Bu yazıda şunu gösteriyorki.. Sürekli yapılan fedakarlık, bir süre sonra karşı taraf için doğal bir hak ve sizin asli göreviniz haline gelir sözünün ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Hep idare eden,Altdan alan ve veren taraf olunduğunda, Fedakarlığı yapmadığınız veya ara verdiğiniz anda, karşı taraf bu durumu size ''Görevini Yapmamak'' gibi bir itham ile suçluyor. Sözü özü.. Ölçüyü kaçırmamak ve her zaman altdan alan ve hiç kimseyi Her hali ile kabul etmemek gerekiyor. Bir evlilikte sorumluluk ,Sevgi ve saygı her zaman eşit seviyede ve karşılıklı olmalıdır.. Hiç bir eş karşı tarafın Hizmetcisi veya kölesi değildir. Herkesin sorumluluk alanı ve görevi dinimizce belirlenmiştir. Sanırım birazda Hukuk ve Yasaların pozitif Kadın ayrımcılığından dolayı ''Aile'' müessesesi anlam, Mana ve Kutsiyetini yitirmiştir. Ahlaksızlık ,Şımarıklık ve sorumsuzluğun cinsiyeti olmaz. Maalesef Yasalar ve feminist düzen ,Biraz da özgürlük safsatası Kadınlarımızı caravarlaştırılmış,Erkekler ise köleleştirilmiştir. Kadınların doyumsuzluğu , Bitmeyen istekleri ve nafaka gibi illetleri saymıyorum bile.. Bu yüzdende son yıllarda Türk erkekleri özellikle muhafazakar oldukları için uçak ile 16-17 saat süren bir yolculuk ile Endonezya'ya giderek evleniyorlar.. Yada evlenemiyor veya bir şekilde ahlaksızlığa veya harama bulaşıyorlar. Tabiki erkekler masum demiyorum ama özellikle bayanlarımızın hepsi kraliçe oldukları için ,2025 yılında Türkiye genelinde 193.793 çift boşanmış.. Yuvasını ayakda tutanlara selam olsun...