Sosyal Medya

Yazarlar

Güç ve Hakikat Sorunsalının Oluşturduğu Sorunların Paradoksundan Çıkmak

GİRİŞ

Resuller, seçilmeden önce, kurulu bir düzen içerisinde, sosyal ilişkiler sistemi oluşturmuş biçimde sosyolojilerini yaşarlarken seçilirler ve sonra bu düzeni değiştirme mücadelesine girişirler. Resule indirilene ve elçiye inanan her kişi, iman iradesini oluştururken, elçiler gibi doğal bir sonuç gereği bu mücadeleye söz vermiş olarak elçinin yanında yer alırlar. Bu sosyoloji tüm zaman ve dönemlerde iman iradesi gösteren her inanan için geçerli bir durumdur. Mevcut düzen içerisinde imanı ile var olma iradesi gösterenlerin imtihanının en ağır kısmını iman öncesi hayatı, ilişkileri ve mevcut düzen içerisindeki aidiyetlerinin iman düzleminde yeniden düzenlenmesi oluşturur. Süreç ilerlediğinde düzen ile gerilimler, çelişkiler, çatışmalar ve paradokslar çoğaldığında ve yönetilemez hale dönüştüğünde cevapsız kalan sorular çok önemli şeyleri flu hale getirmeye başlar. Mevcut düzen, mücadele edilmesi mümkün olmayan bir sisteme dönüşür. Sistemin muktedirleri, sahip oldukları imkanlar, önce gözü, sonra aklı, sonra kalbi dönüştürür.

Kısaca koşulların aşılamaz olduğu algısı, her çağ müslümanlarının temel düşünsel sorunudur.

*. Risalet tarihinin özelde Mekke döneminin hemen hemen her aşamasında zihinleri kurcalayan paradoks; “biz hak üzerindeyiz ama zayıfız, yoksuluz, eziliyoruz ve zulme uğruyoruz ve hak ettiğimiz yardımı göremiyoruz” sorunsalı her dönemin sorunsalı olarak mutlaka imtihan olgusu ile geçiştirilmeden cevaplandırılması gereken kadim bir sorundur. “Buna karşın müşrikler ise; batıl üzere ama hala güçlüler, zenginlikleri yerinde duruyor, yok olmuyor ve iktidarları devam ediyor… Neden Allah’ın müdahalesi gerçekleşmiyor?” soruları dün Mekke döneminde bugün ise çağımızda çoğalıp akıldan akıla dolaşıyor ve sosyolojiyi derinden etkilemeye devam ediyor.

*. Hakikatin neden bu kadar zayıf, savunmasız, sahipsiz görünüyor olmasının cevabı tüm zamanların inanç sahiplerinin imanlarını sarsan yıkıcı bir sorun olarak 21. yüzyılda da tüm yıkıcılığı ile önümüzdedir. Buna yönelik bir kuram geliştirilmeli ve bu kuram bir öğreti sistemine dönüştürülmelidir.

*. Mevcut gerçeklik ve Hakikat, asla algılandığı ve bu algı ile göründüğü gibi olmadığı öğretinin temel paradigmasına dönüştürülmesi, kuramın bu dünyada görünen gerçeklik ile hakikat arasındaki ayrımın yapılması / yapılabilmesi düşüncenin odağını oluşturması gerekliği açıktır.

*. Bu ayrımı gerçekleştiremeyen her kim (inanan-inanmayan-seküler ya da dindar) olursa olsun düşüncenin / düşünmenin odak noktasını kaybetmiş demektir.

Bu akıl / bakış, kalp ve yöneliş için hakikat muhal, mevcut rasyonel durum ise gerçeklik olarak algılanır. Hakikat, gerçeklik ayrımı ve anlamı belirsizleşir. Bu tür varoluş sergilemede dünya ve ahiret dengesi de tamamen kaybolur ve ibre / yöneliş / odak nokta dünya olur.

Bu akla göre şimdi olan en değerlidir. Şimdi olan öncesinden ve sonrasından koparıldığında tüm anlamları temsil eder hale gelir. İnsanın / insanlığın sosyolojisi kaos haline döner. Bu dönemde varoluşsal olarak belirlenen düşünceler ile mevcut durum arasındaki çatışmalar yönetilmez hale gelir. Tıpkı bugün olduğu gibi.

İbrahim suresi bu kaosu yönetmek üzere nazil olmuş olmalıdır. Müntesiplerine durmaları gereken konum ve yer belirlemesini, buradan nasıl bakmaları gereken yeri yeniden göstererek, gerçekliği belirgin hale getirir.

24. Allah’ın güzel bir söze nasıl bir örnek / benzetme yaptığını görmez misin? Güzel söz, kökü yerde sapasağlam, dalları göğe doğru uzanan güzel bir ağaca benzer.

25. O ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini ve­rir. Allah, insanlara böyle örnekler verir ki, değişmeyen gerçeği düşünüp kendilerine ders çıkarsınlar.

26. Ve çirkin bir sözün örneği / misali ise, kökünden sökülmüş bir ağaç gibidir.

27. Allah, iman edenleri sapasağlam ve dosdoğru bir sözle sebat vererek hem dünya hayatında ve hem de ahirette durumlarını sağlamlaştırır. Haksızlık yapanları ise, Allah sapıklık içinde bırakır çünkü Allah dilediğini yapar.

28. Allah’ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve toplumlarını helak yurduna sürükleyenleri görmüyor musun?

29. Onlar cehenneme girecekler. O, ne kötü ikametgahtır. (14 / İbrahim 24-29)

Gerçeklik ve Hakikat arasındaki ayrımın iki ağaç (ayet 24-26) metaforu ile gösterilerek kısır döngüdeki akla, gerçeklik karşısında hakikatin inşasının mümkün olduğunun kabullendirilmesinin eğitimi verilir. Tüm zamanların dava adamlarına Muhammed (sav) örneğinde şöyle seslenilmektedir: “Ey Muhammed! Gözünün gördüğü o müşrik saltanatın ve oligarşik yapının / kurucu adamların ihtişamına bakıp umutsuzluğa düşme. Ey Musa! Firavunun saltanatına ve Karun’un zenginliğine bakıp aldanma. Onlar devasa görünseler de kökleri yoktur, onlar Kelime-i Habisedir ve en ufak bir rüzgarda göreceksiniz ki devrilecekler. Senin davan ise şu an cılız bir fidan gibi görünebilir ama O, Kelime-i Tayyibe’dir ve kökü derinlerde her an meyve veren muhteşem bir ağaç / yapı olarak sunulur. Batılın Güçlü, Hakkın Zayıf Görünmesi: Görünüşe aldanma, kökü olmayan gösterişli batıl yıkılır, kökü derinlerde olan ama cılız görünen hak / hakikat büyür. Bu hakikat doğru kuram üzerine oturtulur ve fikriyata dönüştürüldüğünde hakikat: Yer ve göğün Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi gerçektir. (51 / Zariyat 23)

İbrahim suresinde bildirilen bu hakikat üzerine buluşmak ve konuşmak üzere:

Selam ve Dua ile

Veysel OCAK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM