Sosyal Medya

Yazarlar

Dua İtiraftır, Yoksulluktur ve Umut Etmektir

Dua, bu imtihan dünyasında, nefsimizle, şeytanla olan mücadelemizde, öz gücümüze dayanmak, yaratan Allah’tan yardım dilemek, O’na itirafta bulunmak, O’na dayanmaktır. İnsan güçsüz ve acizdir, Allah’a dayanma ihtiyacı vardır. (Furkan 25/77)

Dua, Allah’ın rahmet kapısını açan anahtardır.

Dua, Allah sevgisinin bir tecellisidir. O’na güvenmenin, O’ndan ummanın yoludur. İnsan dua ile direnç sahibi olur... İnsan “bittim, tükendim” dediği yerde dua ile güç kazanır, gücünü takviye eder. Dua kulluğun özüdür.

“Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim.” (Mümin 40/60) buyurarak, mü’min kulların kendisine yönelmesini ister Rabbimiz.

İnsanın önce Allah’a acizliğini itiraf etmesi gerekir. Rabbine muhtaç olduğunu, O’ndan ümidini kesmediğini şüphe etmeden kalbiyle, samimiyetiyle itiraf etmelidir.

İslam dini, dua eden insanı, Allah’a kulluğa, teslimiyete, alçak gönüllülüğe, kendini Allah’a karşı küçük ve aciz görme noktasına bir çağrıdır. Bu çaba aynı zamanda, Allah’tan başka hiçbir gücün, hiçbir hüküm sahibinin, dayanılacak ve ümit beslenecek hiçbir yerin bulunmadığı sonuç ve gerçeğini de beraberinde dua edene öğretir.

Dua, Allah’a olan sevginin, O’nunla olmaktan huşu duymanın ve O’na sığınmanın hâlidir. Allah’a iltica etmektir. Allah aşkıyla, Allah’ı düşünmektir. Dua, sürekli Allah’ın gözetiminde olduğunun bilincini kazandırır. Dua eden insanlarda önceleri var olan bana necilik, vurdumduymazlık, bencillik, kıskançlık ve kötülük duyguları, yerlerini iyiliğe, güzel ahlaka, başkalarına yardımcı olmaya, onların iyiliklerini istemeye terk eder...

Umutlarını kaybetmiş, aciz bırakılmış, ezilmiş, kendilerini zayıf görmüş halklar, dua ederek isteklerini ele geçirme konusunda maalesef sorumluluktan kaçış yoluna girmişlerdir. Oysa iş; zorluk, sabır, direniş siperlerini kaybetmeden iman, karşı koyma ve tahammül elde edebilme ve bu özelliklere kavuşmak amacıyla duaya bir araç olarak ihtiyaç vardır... Eylemiyle birlikte dua; esas olan dua, sorumluluktan öte imanın, cihadın, eziyetlere sabrın ve eylemin sürekliliğinde hayat bulur. Dua müminin silahıdır gerçeğinden hareket edersek, dua eden mümin; uyanık, silahlı, güvenilir ve sorumludur. Canını feda ederken dahi dua eder. Hayatın tam ortasındadır. Miskinler tekkesinde oturan, inzivaya çekilen, toplumdan kaçan, “ne yapalım kaderimiz buymuş” diyen, sorumluluktan kaçan bir dergâhta ve mabette dua eden kimselerden değildir.

Mümin dua ederken kendini Rabbine verir, her şeyiyle dua eder. Dertlerini Rabbine açar. Araya hiçbir vasıta koymaz. Rabbinin yakın olduğunu bilerek, O’nunla bağlantı kurduğuna inanarak derdini Rabbine açmakla huzur duyar...

Allah, kullarının kendisine dua edip dertlerini açmalarından hoşlanıyor. Dua etsinler ki, kendisine sığınıp güveneni yalnız bırakmaktan hoşlanmayan yüce bir makamla ilişkili olduklarını anlasınlar... Dua, kalbin huzur kaynağıdır. Tatlı bir huzur, sıcak bir sevgi, tatminkâr bir hoşnutluk sağlayan; inanç ve güven dağıtan bir kaynaktır.

Allah’ı anmak, O’nu tesbih etmek, O’nunla ilişkili olmak demektir. Bu bağlantıyı kuran kimse hiç kuşkusuz huzurlu ve razıdır. Rızanın kaynağı ibadettir. Müminin azık ve desteğe, umuda ihtiyacı vardır. Yolun zorluklarını göğüslemeyi sağlayan azığa ihtiyacı vardır. Rabbinden bir desteği bulunmadan bu meşakkatlere dayanması mümkün değildir. Kulun yalnızlık hâlinde umut bağlayarak Rabbiyle buluşması lazımdır.

Kuvvetin kaynağı Allah’tır. Yorgunluk ve bitkinliği huzura, yetmezlik ve çaresizliği güçlülüğe dönüştüren bir buluşmadır.

Dua, dua eden insanın ruh ve fıtratına en derin biçimde etki ederek onu artık çevre ve katılım elbiselerinin kendisine dar geleceği bir olgunluğa ulaştırır.

İstenileni bilmek, istediğini en güzel bir biçimde takdim etmek, zamanı iyi seçmek, korku ve ümit çizgisi arasında olmak, istediğinin elde edilmesiyle gösterilen yola girmek, isteğine kavuşturacak davranışların elinden geldiğince takınılmasının zaruretini bilmek duanın derinliğidir. Sıkıntıların, hüznün tatlı ve ılık bir dağıtıcısıdır. Dua... Bunların dirilişine açılan kutlu bir kapıdır dua...

Dua faziletli işlerin anahtarıdır.

Dua müminin silahıdır.

Dua umut etmektir.

Dua, Âlemlerin Rabbiyle rabıtanın en kutlu, en mübarek anıdır. Dua, kulun kulluğunun itirafı, Allah’ın tüm sıfatlarıyla sindirilmiş bilinçli bir tasdikidir.

Duasız gün eksiktir.
Duasız insan zavallıdır.
Duasından gafil olan insan nankördür.
Duasını dudaklarından kalbine indiremeyen insan olgunlaşmamıştır. Dilin söylediği duayı kalbin doğrulaması gereklidir.
Dilin söylediği duayı hayatın doğrulaması gereklidir.
Dua, insan ruhunun ızdırap, istek ve susuzluğunu duyuran fıtratının derinliklerinde var olan eksikliklere cevap veren bir disiplindir.
Dua şiddetli bir arzuyla sonuçlanmalıdır.
Aracılar katmadan, duayı Allah’a has kılmamız lazım. Dua kapısını çalana Allah bu kapıyı açar.
Dua insanın karakter ve özelliklerine etki eder.
Dua ihtiyacını kendisinde öldüren bir toplum, pratikte fesat ve çöküşten korunabilecek unsurlara artık sahip değildir.
Dua, ruhun Allah’a yükselişi ve O’na açıkça zayıflığını, güçsüzlüğünü, acizliğini, yetersizliğini itiraf ederek, tek umudun Allah olduğunun ispatıdır.
Dua, zekânın karanlık gecesine aşkın yaptığı bir hamle, uzattığı bir ışıktır.
Duada salih amel, eylem ve teslimiyet şarttır...
Dua eylemle, amelle tamamlanır.
Dua ibadetin yarısıdır.
Kur’an bize duanın mahiyetini ve nasıl yapılacağını açıklar. “Gerçek dua ancak O’na yapılır. O’ndan başka çağırdıkları ise kendilerinin hiçbir isteklerini karşılayamazlar.” (Rad 13/14)
“Korkarak ve umarak O’na dua edin.” (Araf 7/56)

Duanın daha kuvvetli ve şiddetli hâllerini ifade eden tezarru ve teevvüh terimleri de birer duadır. Kur’an’da: “Rabbini içinden yalvararak –tezarrûan– ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.” (Araf 7/205)

Teevvüh kelimesi, ism-i fail olarak (evvah) şeklinde geçer. “Gerçekten İbrahim, evvah ve halim idi.” (Tevbe 9/114)
Evvah, asıl itibarıyla çok “ah” eden manasındadır. Bu ah ediş, bir hüzün ve elemden veya korkudan, sevgiden kaynaklanabilir. Dolayısıyla evvah kelimesi, ince kalpli, yanık adam manasına gelir. Çok dua eden, merhametli, çok tevbe eden, Allah’ı çok zikreden, Kitabullah’ı çok okuyan, Allah korkusuyla ah u vah eden, hatalarından dolayı istiğfar edendir.

Dua, Allah’ın kuluna yettiğinin bir somut örneğidir. “Allah kuluna yetmez mi?” (Zümer 39/36)

Kısaca, tüm sahte ilahları reddederek; imanımızın pislik içinde kıvranmasına, esaret altında inlemesine, irademizin elinden alınmasına sessiz kalmadan, şirkin her türlüsünü, özellikle dua ederken Allah ile aramıza hiç kimseyi sokmadan reddetmeliyiz.

Bunu, yüreğimizi ırmak gibi çoğalttığımız gözyaşlarıyla yıkayarak yapacağız. Fikirle, zikirle, dua ile, şükürle, infakla, irfanla, ihsanla, takvayla yapacağız.

Vesselam.

Bünyamin DOĞRUER

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM