Sosyal Medya

Yazarlar

Ayetlerin Şekillendirmediği Adetlerin Kıskancında

İnsan, doğası gereği bir aidiyet ve anlam arayışı içinde var olur. Bu arayış, bireyin hayatını düzene sokacak, ona kılavuzluk edecek bir değerler sistemi ihtiyacını beraberinde getirir. Tarih boyunca bu ihtiyacın iki temel kaynağı olmuştur: Vahiy (ilahi kılavuzluk) ve gelenek (toplumsal adetler). Vahiy, insanı özgürleştirmeyi, adaleti ve hakikati hâkim kılmayı hedeflerken; gelenek ve adetler zamanla donuklaşabilen, çoğunlukla "atalardan nasıl görüldüyse öyle" sürdürülen bir pratikler bütününe dönüşebilir.

Bir toplumun yaşam tarzı ayetlerin süzgecinden geçmediğinde, gelenekler masum birer alışkanlık olmaktan çıkarak insan hayatını kuşatan görünmez birer pranga, yani bir kıskaç haline gelir.

Vahyin Rehberliği ve Gelenek Arasındaki Temel Açı : İlahi kelam, insanı hayatın geçici kabullerinden ve körü körüne taklitçilikten (taassuptan) kurtarmak için gönderilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de sıkça eleştirilen tutumların başında, akıl ve vahiy süzgecinden geçmeyen toplumsal kabullerin dogmalaştırılması gelir. Nitekim Kur'an, bu zihniyeti şu çarpıcı örnekle gözler önüne serer:

"Onlara: 'Allah’ın indirdiğine uyun' denildiğinde, 'Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız' derler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğru yolu bulamamış idiyseler de mi?" (Bakara, 170)

Ayetlerin şekillendirmediği bir hayat tarzında, hak ve adalet ölçütlerinin yerini "bizim oralarda böyle yapılır", "elalem ne der?" veya "geleneklerimiz bunu gerektirir" gibi sorgulanamaz kabuller alır. Bu durum, zamanla dinin özünün unutulmasına ve şekilsel, hatta dine aykırı ritüellerin din gibi benimsenmesine yol açar.

Adetlerin Kıskacında Kaybolan Hakikatler : Vahyin ahlaki ve hukuki ilkelerinden kopan geleneksel yapılar, birey ve toplum hayatında çeşitli açmazlar doğurur:

Şekilcilik ve Özün Yitirilmesi: Adetler, özü barındırmayan kabuklara dönüşebilir. Düğünler, cenazeler, bayramlaşmalar veya komşuluk ilişkileri ilahi ölçülerle değil, tamamen gösteriş, statü ve sosyal baskı üzerine inşa edilir. Özünde sadelik, yardımlaşma ve samimiyet olması gereken durumlar, bireyleri maddi ve manevi olarak ezen birer yüke dönüşür.

Ayrıcalıklar ve Hak İhlalleri: İlahi Adalet; zayıfın, yetimin, kadının ve ezilenin haklarını korumayı esas alırken; birçok geleneksel yapı bu grupların haklarını kısıtlayan ya da yok sayan uygulamaları meşrulaştırabilir. "Töre", "örf" veya "adet" adı altında sürdürülen pek çok haksızlık, vahyin adalet anlayışıyla taban tabana zıttır.

Düşünce Konforu ve Taklitçilik: Ayetlerin inşa ettiği eleştirel akıl, yerini körü körüne bir kabullenişe bırakır. Sorgulama yeteneğini yitiren birey, ezberlenmiş kalıplarla düşünür ve yaşamaya mahkûm olur.

Çözüm: Hayatı Vahyin Kalibresiyle Okumak.

Gelenekleri bütünüyle reddetmek ya da kültürel mirası tamamen yok saymak gerçekçi bir yaklaşım değildir. Her toplumun iyi, güzel, adil ve insani değerler barındıran örfleri ve adetleri vardır. Ancak mesele, bu adetlerin hangi süzgeçten geçerek yaşatıldığıdır.

Bir toplumun adalet, merhamet, ahlak ve insan ilişkileri alanındaki tüm pratikleri ayetlerin ışığında yeniden okunmalıdır. Eğer bir gelenek insanı onurlandırıyor, toplumsal barışı pekiştiriyor, adalet ve vicdan duygusunu besliyorsa baş tacı edilir. Lakin vahyin ruhuna aykırı düşen, insanı bunaltan, adaletsizliği ve ayrımcılığı körükleyen her türlü adet ise cesaretle sorgulanmalı ve terk edilmelidir.

Ayetlerin şekillendirmediği adetlerin kıskacı, insanı kendi elleriyle ördüğü kalın duvarlar arasında sıkıştırır. Özgürleşmenin ve sahici bir hayat sürmenin yolu, geleneklerin ezberine teslim olmak değil; hayatı vahyin evrensel ilkeleriyle yeniden imar etmekten geçer. Unutulmamalıdır ki, gelenek insanı yaşatmak için vardır; insan ise sadece ilahi hakikatin kılavuzluğunda hakiki anlamını bulur.

Yasin AYDOĞAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM