Sosyal Medya

Yazarlar

Unutulmuş Kavramsal Şemamız

Dünya yeni bir yönelime girmektedir. Bu durumun insanlığın yararına olmayacağı görülmektedir. Basiret üzere meselelere bakan bir insanın, insanlığın gidişatının çok kötüye yönelik bir gidişat olduğu konusunda hemfikir olması beklenecektir.  Müslümanların kendi aralarında bile ‘ahkam-ı şer’iyye’yi uygulama konusunda gösterdikleri zaaf, modern dünya ve kültürünün egemen kültür olarak varlık kazanmasını ve süreklilik arz etmesini mümkün kılmaktadır. Müslümanları temsil liyakati kesbeden bir ‘güc’ün yokluğu önemli bir sorun alanı olarak dururken, Müslümanların İslam ile sahici bir bağ kuramamaları da ayrı bir sorun alanı olarak önümüzde durmaktadır.

Unutulmuş kavramların yeniden gündem olması şarttır. Bu zorlu konumdan ve sorundan kurtulmanın yolu, unutulmuş ahlaki yapıyı, ilkelerini, adabı ve edebi yeniden gündemleştirmek ve insanlığa örneklik teşkil edecek bir düzlemde yeniden yaşanılır kılmanın yolunu ve yordamını bulmakla sorumlu olan müslüman aydın, entelektüel ve âlimler sorumluluklarını kuşanmalıdırlar.

Bize neyi unutturdu bu modern dünya ve kültürü…

Öncelikle, bu dünyanın tek gerçeklik olduğunu ilan ettikleri gibi hayatı da bu temel gerçekliğe dayandırarak var kılmaya her türlü imkânı seferber ederek gerçekleştirme azmini hala taşımakta bir zorluk çekmemektedirler. İkincisi, ilahi bilginin/vahyin, bilinemez oluşuna gönderme yaparak akli olanın gerçekliği inşa etmesine zemin oluşturdular ve bu akıl ise iktidar aklı olarak tanımlanarak belirleyiciliği ele geçirdiler. Bunu diğer bütün kültür ve inançlara da dayatarak onların sağlıklı ve sahih bir bakışa sahip olmalarına engel oluşturacak bir kültürel ve ilişkiler ağını inşa ettiler. Karşı çıkanı ise barbar ve cahil; geri kalmışlıkla itham ederek yokluğa tevdi ettiler.

İşte ilk kavram; bu dünya tek bir yaşam alanı değil, sonrasında ‘Ahiret’ olarak tanımlanan ve mükâfat ile cezanın uygulanacağı daha büyük bir yaşam alanının varlığını idrak etmeli ve gündemleştirilmelidir.  Ahiret, Yaratıcı bir kudretin varlığını ve onun insan ile ilişkisinin mahiyetine dair bir bakışın inşa edilmesine de zemin oluşturur.

Bu noktada ikinci kavramın insanın yeryüzüne gönderilmesinin temelini kuran ‘İmtihan’ olgusudur. İnsan, yeryüzüne imtihan olmak üzere gönderilmiştir ki ahiret hayatı da bu imtihanın mahiyetine dayalı olarak tanzim edilecektir. Bu yüzden insan, yeryüzünde yaptığı her şeyden hesaba çekileceğini unutmamalıdır. Bu temel hakikati temel bir gerçeklik olarak kabul ederek onun insanlar için anlaşılır bir zemine kavuşması için gereken şeyin yapılmasına da katkı sunulmalıdır.

Üçüncü ve dördüncü kavramımız ise doğal olarak her imtihan bir ‘sorumluluk’ ve bir ‘hürriyet’ içerir. İnsan bu hürriyetini doğru bir zeminde ve doğru işler/salih amel üzerinden gerçekleştirmeli ki imtihanını kolaylaştırsın, sorumluluğunu yerine getirebilir olsun…

Beşinci kavramımız ise imtihan sürecinde insana yardımcı olacak birçok şey verilmesine rağmen, o verilen şeylerin yerli yerinde kullanılması için gereken temel ilkeler ve hükümler ‘ilahi bilgi/vahiy’ ile insanlara bildirilmiştir. Bunu bir örneklik üzerinden de Nübüvvet ile de desteklenerek onun kurtuluşuna medar olacak vasatı inşa etmiştir. Bu ilahi merhametin ve inayetin mahiyetini anlamak içinde güzel bir örneklemdir.

Altıncı kavramımızı ise doğal olarak ‘Sabit ve Değişken’ kavramlarıdır. Bu kavramlar, hayatın dinamik yapısını doğru anlamak ve ona uygun bir ilişkiler ağı geliştirmek ve ona göre duruş ortaya koymak için vazgeçilmez bir özelliği taşımaktadır.  Sabit, insan hayatını inşa etmede temel özelliği ifade ederken, Değişken, insanın ilişkilerindeki dinamizmi doğru bir zeminde ve ayağı kaydırmadan yol yürümede olmazsa olmazı inşa eder.

Yedinci kavramımız ise yine bir ikili yapı arz eder: ‘Beka ve Fena/fani’ kavramlarıdır. Beka süreklilik üzere varlığını ikame eden ve ontoloji/varlığın ikamesindeki temel bakışı sunar. Fena ise, episteme/bilgi düzleminde değişen ve yokluğunun bir sonuç üretmediği bir zemini işaret eder. İnsan bu noktada neye yönelmesi gerektiğini ve neye yaslanması gerektiğini idrak ederek yol güzergâhını sağlam bir zemine kurmayı öğrenir.

Sekizinci kavramımız ise ‘Fark’ kavramıdır. Fark, her şeyin yerli yerinde oluşmasına ve doğru bir ilişki ağı kurulmasına zemin oluşturan temel bir kavram iken, insanların kibirlenmesinin/büyüklenmesinin de önünü alacaktır. Kişinin tevazu sahibi oluşunu garanti eden bir kavramdır. Bu çerçeve içinde dünya ahiret denklemi, akıl vahiy denklemi, iyilik kötülük denklemi kendi anlam hiyerarşisini sunacaktır.

Dokuzuncu kavram seti ise insanın bir teklife muhatap oluşu ve bu ‘Teklif’ üzerinden hayatının anlamanı keşfederek ilahi amacı gerçekleştirmek için gereken imkânları elde etmeyi mümkün kılacağını bilmektir. Teklif, aynı zamanda insan ve Rabb ilişkisinin mahiyetini belirleyen temel bir pozisyonu da içermektedir. Bu yüzden insan, insan olabilmenin yolunu, erdemini, adabını bu teklif ile kuracağı ilişkide açığa çıkartabilir olacaktır. Teklif ve Anlam aynı zeminde ve bir bütünlüğü işaret ederler. ‘Anlam’ ise ancak teklife muhatap olmanın sağladığı imkânlar ile anlaşılır kılınabilir. Hem teklif ve hem anlam insanı aşkın bir betimlemeyi de içerdiğini unutmamak elzemdir.

Onuncu kavramımız ise irade’dir. ‘İrade,’ hayatın teklife uygun ve bir anlam dizgesi üzerinden şekillendirilmesini sağlayan insana bahşedilmiş ve insanı diğer yaratılmış varlıklardan farklı kılan bir özelliğe sahiptir. O insanı bütünlüğün saf haline taşıyabileceği gibi esfel-i safiline de taşıma gücünü göstermektedir. O yüzden iradenin ilahi irade ile bağını ve teslimiyetini ele almayan her yaklaşım sorunlu olacaktır. İrade, insanı zelil ve aziz eylemesi bakımından da sürekli üzerinde durmayı hak eden bir kavram olarak yerini almalıdır.

Bu kavramlar ya bambaşka bir zeminde önümüze konulmaktadır. Ya da yok sayılmakta ve akıl üzerinden yok görülmektedir. İspatı mümkün olmayan tutum, davranış ve bilgi türü olarak kodlanarak yok sayılmaktadır. Ama bu temel kavramlar olmadan kişinin yolculuğunu sorumluluğunun gereği olarak yaşamasının mümkün olmadığını yaşadığımız şu son iki yüz yılın kendisi tecrübesi ile bize öğretmektedir.

Kuran, değişmeden bugüne kadar insanlara hakikati ve istikameti dosdoğru bir şekilde öğretmek ve bilgilendirmek için korunmuştur. Elimizdeki Kuran metni Muhammed (sav) inen metin ile aynıdır. O yüzden yeni bir vahiy gönderilmeyecektir. Bu yeni bir peygamberin gelmesine de gerek olmadığını gösterir. Ki zaten peygamberin hayatı ve yaşamı ile yaşadığı süreçte neler olup bittiği konusunda belirli bir gerçekliği bugüne kadar taşına gelmiştir. Ahlaki zeminde ise aradan geçen bin beş yüz olmasına rağmen, az da olsa akış kesilmeden devam ede gelmiştir.

O zaman bugünü yaşayan İnsan’a ve Müslüman’a düşen şey; içinde bulunduğu durumun kötücül boyutunu idrak etmek ve oradan kurtulmanın yollarını aramak için gereken iradeye sahip olmaktır. Bu irade üzerinden de dün insanlığı kurtuluşa taşıyan ilkelerin, prensiplerin ve tavırların ne olduğunu düşünmeye başlamak ve bugünün cehalet ve zulmünden kurtulmanın yollarını keşfetmeye yönelerek iradesini bu işe koşmalıdır(azm-u cezm-ü kast eylemelidir)…

 

 Abdulaziz Tantik

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM