Sosyal Medya

Hristiyan diyarına yapılan Haçlı seferleri

Batı yakasında Endülüs bir yıldız gibi parlıyor. İspanya’dan Avrupa’ya doğru ışık huzmeleri ulaşıyor. Müslümanlar İber Yarımadası’na geldiğinde halk tek tanrıya inanan (üniteryen) Hristiyanlardı. Feodal beylerin ağır vergileri altında medeniyetten uzak bir hayat sürüyordu. İslâm bir kurtarıcı olarak geldi. Az sayıdaki Müslüman öncülerin kısa zamanda ülkeye hakim olmasının sırrı budur. Öyle ki fatihlerin sayısı az olduğundan, fethedilen bazı şehirlere yerli halktan Hristiyan vali atanıyor. Endülüs’te özgün bir medeniyet inşa edilirken, Avrupa’yı etkilemek de gecikmiyor.



Kemal Kahraman / Dünya Bizim

Evet yanlış duymadınız. Haçlı seferleri sadece Kudüs’ü ele geçirmek için yapılmadı. O elbette en büyük hedefti. Fakat tek hedef deÄŸildi. Bu seferler, OrtaçaÄŸ’da papalığın kurumsal olarak hakimiyet kurma sürecini ifade ediyor. Ä°nançsızları, paganları veya Ortodoksluk gibi “yanlış yolda giden” mezhepleri doÄŸru yola yani KatolikliÄŸe dahil etmek için yapılan seferlere Haçlı seferleri deniyor. Papalık öncelikle Avrupa kıtasında hakimiyet kurmaya ve bunu geliÅŸtirmeye çalışıyor. Avrupalı senyörleri, ÅŸövalyeleri, sıradan halkı, günahlarının bağışlanması için sefere çıkmaya teÅŸvik ediyor.

O sırada Avrupa doÄŸusundan ve batısından Ä°slâm alemi ile kuÅŸatılmış durumda. Bu, siyasi olmaktan çok önce bir medeniyet kuÅŸatmasıdır. Ä°slâm alemi, yaÅŸanan krizlere raÄŸmen medeniyet ekseninde yer alıyor. Bilim, kültür, zenginlik, ne ararsanız orada. “Münbit hilal” sürekli yeni filizler veriyor. Papalık yüksek bir medeniyetin siyasi, kültürel ve dini etkilerine karşı kendini savunmaya, otoritesini kurmaya çalışıyor. Bunun için elinde dini ve siyasi otorite ile engizisyon gücü var.

Batı yakasında Endülüs bir yıldız gibi parlıyor. Ä°spanya’dan Avrupa’ya doÄŸru ışık huzmeleri ulaşıyor. Müslümanlar Ä°ber Yarımadası’na geldiÄŸinde halk tek tanrıya inanan (üniteryen) Hristiyanlardı. Feodal beylerin ağır vergileri altında medeniyetten uzak bir hayat sürüyordu. Ä°slâm bir kurtarıcı olarak geldi. Az sayıdaki Müslüman öncülerin kısa zamanda ülkeye hakim olmasının sırrı budur. Öyle ki fatihlerin sayısı az olduÄŸundan, fethedilen bazı ÅŸehirlere yerli halktan Hristiyan vali atanıyor. Endülüs’te özgün bir medeniyet inÅŸa edilirken, Avrupa’yı etkilemek de gecikmiyor.

Akif Emre’nin hazırladığı Ä°spanya belgeselini izlemediyseniz hiç vakit kaybetmeyin. Orada diyor ki, “II. El Hakim’in Kütüphanesi’nde 500 bin kitap varken, Avrupa’nın hiçbir kütüphanesinde 200’ün üzerinde kitap yoktu. Avrupa’da kağıdı ilk üreten Endülüslüler’di. Toledo düÅŸtüÄŸünde (1084) Kastilya kralı buradaki kütüphaneler için bir tercüme kurumu oluÅŸturdu. Kitapları Arapça’dan Latince’ye tercüme ettirmeye baÅŸladı. Bu tercümelerle Avrupa’da bilimde bir kıpırdanma oluyor, ilk üniversitenin temelleri Bologna’da atılıyor (1087). Endülüs, bilim, sanat, edebiyat, el sanatları, tarım, ekonomi, hayatın tüm alanlarında yüksek bir medeniyet. Fatihlerini de etkiliyor. Işığı Batı’dan Avrupa’ya doÄŸru yayılıyor.”

Haçlı seferleri ilhamını Ä°spanya’daki yeniden fetih (Reconquesta) hareketinden almıştır. Papalık için bu çok önemliydi çünkü görüldüÄŸü gibi etkisi Avrupa içlerine, Ä°talya’ya kadar uzanıyor. Venedik mimarisine bakın, Bizans - Endülüs karışımıdır. 1187’de Kudüs’ü Müslümanlar tekrar ele geçirince Papalığın otoritesi sarsılıyor. Avrupa’da güveni, otoriteyi yeniden tesis etmek için çareyi Hristiyan ÅŸehirlerine sefer düzenlemekte buluyor. 1204’te Haçlı ordusu Ortodoks Konstantinopol’ü iÅŸgal etti, yaÄŸmaladı ve bir Latin Devleti kurdu. Arkasından Fransa’nın güneyindeki Albililere, Bosna’ya Bogomiller üzerine, Ä°skandinavya, Prusya, hatta Rusya’ya Haçlı seferi düzenlendi.

Fransa’nın güneyine yapılan sefer, Ä°stanbul’un iÅŸgalinden 5 yıl sonradır. Fransa ile Ä°spanya arasında, Pirene DaÄŸları’nın üst tarafında Albigeois ve Languedoc’u içine alan bir bölge vardır. 12-13. yüzyıllarda, aÅŸağıda Endülüs’ün ışığı parlarken belli ki bu bölgeyi de etkiliyor. Bölge OrtaçaÄŸ’ın kasıp kavurduÄŸu yukarı Fransa’ya hiç benzemiyor. Endülüs’le yakın teması ve alışveriÅŸi var. Kültürel, bilimsel ve ekonomik bir zenginlik içinde.  Okullarında Yunanca, Ä°branice, Arapça, ders olarak okutuluyor. Yukarı Fransa’daki Feodal beylerin keyfi yönetiminden, fanatik monarÅŸiden uzak, özgür bir yaÅŸam var. Kuzeydeki soylular, senyörler isimlerini bile yazamazken buradaki insanlar bilim ve edebiyatla uÄŸraşıyor. Medeni ÅŸehir ortamlarında yaşıyor. Sokaklarında, binalarında Ä°spanya ve Endülüs etkisi söz konusu.

Bölge insanlarının diÄŸer özelliÄŸi, kendilerine özgü inançları. Hristiyandırlar, Hz. Ä°sa’ya inanıyorlar. Fakat onlara göre Hz. Ä°sa Tanrı deÄŸil kendileri gibi bir insandır. Çarmıha gerilerek öldürülmemiÅŸtir. Papalığın ruhani otoritesine, kilisedeki yozlaÅŸmaya, vaftiz uygulamasına, ruhbanların varlıklı olmasına, Papalığa vergi ödemeye karşı çıkıyorlar. Onlara göre Katoliklik yanlış inançlarla doludur. Sloganları; “Ä°nsanlara itaat etmektense Tanrı’ya itaat etmek daha iyidir”. Dünyada ÅŸeytanın hakimiyeti, iyi ile kötünün mücadelesi vardır. Kötülüklerin kaynağı nefsani arzular ve mal hırsıdır. KurtuluÅŸa ermek, maddi dünyanın etkilerinden sıyrılıp nefsin terbiye edilmesiyle mümkündür. Mistik anlayışlarında aynı dönemde yaÅŸayan Ä°bn-i Arabi’nın (1165-1240) etkili olduÄŸu söyleniyor.

Bu inanca Katharizm ya da Katarcılık adı veriliyor. Kaynakları Bosna’daki Bogomillere kadar uzanıyor. Esasen bugünkü Katalanların ataları. “Kathar,” Yunanca bir kelime ve ‘pure’, saf, temiz anlamına geliyor. Hurafelerden arındırılmış saf, özgün Hristiyanlık demek oluyor. Batılı kaynakların birçoÄŸu bu inancı bir “tarikat” olarak niteliyor. Dualizm, Reenkarnasyon gibi özelliklerine bakarak Hristiyanlık’ın dışında sapkın bir yol olarak gösteriyor. Bu ÅŸekilde papalığın OrtaçaÄŸ’daki görüÅŸünü tercih etmiÅŸ oluyor. Roma Katolik Kilisesi bu inancı 1176’da Heretik yani kafir olarak ilan ediyor.   

1209’da Papa III. Innocent, Güney Fransa’nın zengin bölgesindeki bu insanlara karşı kutsal bayrağı açıyor, Haçlı seferi baÅŸlatıyor. Önce halkı “doÄŸru yola” davet etmek için bir heyet gönderiliyor. Fakat kabul görmüyor. Bunun üzerine Fransa kralı öncülüÄŸünde, ÅŸövalye ve piyadelerden oluÅŸan Haçlı ordusu Pireneler’in eteklerindeki bölgeye saldırıyor. Burada Avrupa’nın kendi içindeki ilk büyük soykırım yaÅŸanıyor. Yalnız Baziers ÅŸehrinde 20 bin kadın, erkek, çocuk kiliselere doldurularak katlediliyor.

Haçlı ordusunda bulunan Papalık temsilcisi ÅŸöyle talimat veriyor; “Kadın erkek ve çocuk ayrımı yapmadan herkesi öldürün. Hangisinin günahkar olduÄŸuna artık Tanrı kendisi karar versin.”  

Seferler yıllarca sürüyor. Baziers’ten sonra tüm Languedoc ve Albigeois bölgesi iÅŸgal ediliyor. Toulouse baÅŸta olmak üzere Carcassone, Rodez gibi tüm Albi ÅŸehirleri düÅŸüyor. Papanın emriyle, sapkınlardan kurtulmak ve sonunda ganimet elde etmek için yola çıkan orduyu asıl çeken güneyin zenginlikleriydi. Onlara göre Kathar Bölgesi “günahkarla” doluydu. O zaman her ÅŸey “mübah” oldu. Åžehirler, kiliseler yaÄŸmalandı, tahrip edildi, on binlerce insan kılıçtan geçirildi. Hayatta kalanlar engizisyon mahkemesi tarafından yargılanıp yakıldı. Kaynaklara göre Katharlar’ın son kalesi Montsegur düÅŸtüÄŸünde (1244) katledilenlerin sayısı 500 bini buluyor.

Böylece Albi ve Languedoc Bölgesi kuzeydeki Katolik Fransa’nın egemenliÄŸi altına girdi. Tıpkı iÅŸgal edilen Endülüs ÅŸehirlerinde olduÄŸu gibi sert bir asimilasyon süreci yaÅŸandı. Yine de bölge halkının Fransa kralına ve KatolikliÄŸe karşı direniÅŸi yüzyıllarca devam etti. Fransa içinde bir çeÅŸit özerkliÄŸi korudu. Protestanlık mezhebinin ortaya çıkmasında Kathar inancı etkili oldu. Fransa’da Protestanlığın merkezi burasıydı. Devletin zorla KatolikliÄŸi yayma politikası 18. yüzyılda bile Protestan köylü isyanlarına yol açtı. Bölge özerk statüsünü ancak Fransız Ä°htilali’nden sonra kaybetti. Tabi bu gibi bilgileri bölgenin turistik rehberlerinde bulamazsınız.   

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.