Sosyal Medya

Yasin Aktay: Arap Baharı ve Türkiye'de darbe

Aslında Arap Baharı’na karşı ilk karşı-devrim adımı Suriye’de atıldı. Suriye’de demokrasi ve özgürlük taleplerinin kaç insanın hayatına mal olursa olsun bir defa püskürtülmesi, değişim taleplerinin silahla, kanla ifsat edilmesi Arap Baharı’nın kışa çevrilmesinde belirleyici bir rol oynadı.



17-25 Aralık 2013’te Türkiye’de giriÅŸilen, bilahare 15 Temmuz’da yine baÅŸarısız kalan darbe denemesini sadece Türkiye’nin kendi iç tarihinde olup biten bir olay olarak göremeyiz. Elbette Türkiye’de altmışlı yılların ortalarından itibaren örgütlenmeye baÅŸlamış, kendi özel hedefleri, tarzı, dini anlayışı olan bir hareketin devletin ve toplumun bütün kademelerine sızarak, örgütlenerek biriktirdiÄŸi bir gücün, demokratik yollarla oluÅŸmuÅŸ iktidarın tamamını ele geçirme denemelerine tanık oluyorduk. Bu darbe teÅŸebbüslerinin faili olarak FETÖ’nün hikayesini Türkiye ile sınırlı bu seyri içerisinde okumak ve izlemek de mümkün. Ancak bu darbe teÅŸebbüsleri ile eÅŸzamanlı olarak bölgede cereyan eden olaylarla bir arada düÅŸünüldüÄŸünde kimin hangi rolde, kimlerle nasıl bir iÅŸbirliÄŸi içinde ne yapmaya çalıştığı çok daha iyi görülüyor.

Arap Baharı sömürgeye, Siyonist bir stratejiye ve istibdada dayalı yüzyıllık bir statükoyu çatırdatan, yıkmaya baÅŸlayan, sosyolojik kökleri olan bir süreçti. Bu sürecin arkasında hemen devreye giren komplo teorileri, bu toplumsal patlamaları yine küresel aklın planı dahilinde cereyan eden yeni bir düzenlemenin adımları olarak algılayıp göstermeye çalıştı. TelaÅŸla kısa süre sonra devreye giren karşı-devrimler bu komplo teorilerinin ne kadar kuru evhamdan ibaret olduÄŸunu göstermeye yetti gerçi. Bu karşı devrimler eski düzenin restorasyon çabasını ifade ederken, yeniden tesis edilen eski düzenin yeni müstebitlerini eskisinden de daha acımasız, demokratik geliÅŸmelere karşı daha hassas ve daha gaddar bir hale getirdi.

Bu sürecin hassasiyetleri dünyanın bir çok ülkesini içine alan yeni bir soÄŸuk savaÅŸ düzenini de tesis etti. Bu soÄŸuk savaÅŸ düzeni demokrasi, insan hakları, bağımsızlık, halkların onuru, refahı ve hukukunu gözeten bir dünya ile buna karşı direnen bir statüko arasında yeni kutuplar oluÅŸturdu. Bu kutuplar arasında tabii ki Türkiye birincinin merkezi olarak görüldü ve bütün saldırıların hedefi haline geldi. O yüzden 7 Åžubat 2012’de MÄ°T MüsteÅŸarı’nın savcılıkça ifadeye baÅŸlamasıyla baÅŸlayan, sonradan Gezi, 17-25 Aralık, 7 Haziran ve 15 Temmuz darbe teÅŸebbüsleri ile devam eden darbeler dizisi Arap Baharı’na karşı önce Suriye’de sonra Mısır’da baÅŸlatılan karşı-darbe giriÅŸimlerinin çok önemli bir halkasını da oluÅŸturuyordu.

Temerrüt hareketi olarak bilinen, Mısır tarihinin ilk doÄŸru-dürüst seçilmiÅŸ CumhurbaÅŸkanı’na karşı baÅŸlatılan hareket ile Gezi hadiseleri eÅŸzamanlıydı ama tek ilgileri eÅŸ-zamanlılıkları deÄŸildi. Gezi hadisesinin birileri tarafından Türk Baharı olarak nitelendiÄŸini, Temerrüd’ün dilinin birbiriyle aynı mutfakta piÅŸmiÅŸ gibi servis edilmiÅŸ olmasını da hatırlayalım. Taksim’den Harbiye’ye bir yol bulunmaya çalışıldığını söylediÄŸimizde bunu komplo teorisi olarak görüp, olayın bir demokratik gösteriden ibaret olduÄŸunu söyleyenler aynı model bir sözümona demokratik gösterinin, yani Temerrüt hareketinin Mısır’da nasıl bir acımasız, vahÅŸi katliamla tamamlanan bir darbeye dönüÅŸtüÄŸünü görmüyordu. Çünkü devrim başında duman, ilk devrim ilk heyecan sarhoÅŸluÄŸu içindeydi. Tam da darbecilerin senaryolarında kendilerinde yazdıkları role uygun olarak.

O zamana kadar bütün Ä°slam dünyasında Türkiye modeli Müslüman halkları demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüÄŸü, iyi yönetim, kalkınma, refah ve insanlık onuru taleplerine dair ayartıcı bir etki yapıyordu. Bu taleplerle Arap istibdat rejimlerinin ve onlara vesayet eden batılı ülkelerin baÅŸetmesi zordu. O yüzden iÅŸe sadece varlığıyla ve pratiÄŸiyle demokrasi, insan hakları ve refah taleplerine ayartıcı etki yapan ülkeden, Türkiye’den baÅŸlamak gerekiyordu.

Aslında Arap Baharı’na karşı ilk karşı-devrim adımı Suriye’de atıldı. Suriye’de demokrasi ve özgürlük taleplerinin kaç insanın hayatına mal olursa olsun bir defa püskürtülmesi, deÄŸiÅŸim taleplerinin silahla, kanla ifsat edilmesi Arap Baharı’nın kışa çevrilmesinde belirleyici bir rol oynadı. Sonra Mısır ve Yemen’de doÄŸrudan darbelerle burada halklar adeta demokrasi, insan hakları istediklerine bin piÅŸman edildi.

Türkiye’de ise Mısır’daki Temerrüt hareketiyle eÅŸzamanlı olarak ve aynı mantıkla düzenlenen Gezi hadiseleri baÅŸarısızlığa uÄŸradıktan sonra darbe teÅŸebbüsü bu sefer 17-25 Aralık’ta hiç beklenmeyen bir kılığa bürünerek geldi. Hükümetin adeta bütün bakanlarıyla birlikte yolsuzluÄŸa gark olduÄŸu imajı ustaca yaratılarak yargı-polis-medya iÅŸbirliÄŸiyle…

Böyle bir kılıkta, böyle bir gerekçeyle ve yargı eliyle kotarılan bir darbeye karşı durmak aslında imkansıza yakın bir ÅŸeydi. Her ÅŸey en ince detaylarına kadar düÅŸünülmüÅŸ, hesaplanmış ve adım adım sahneye konuluyordu. Böyle bir darbe teÅŸebbüsü sıradan, askeri darbe teÅŸebbüsünden çok daha etkili ve meÅŸruiyeti çok daha yüksek olacaktı. Kimse bunu bir darbe olarak bile niteleyemeyecekti. Çünkü arkasında dünyanın her yanında adeta kutsal bir hüviyet kazanmış yargı vardı. Bu yargı mensuplarının olabilecek cunta tarzı bir örgütlenmeyle yargı hiyerarÅŸisine karşı bir darbe yaparak bu iÅŸe giriÅŸmiÅŸ olmalarındaki usulsüzlük, ahlaksızlık ve yolsuzluk nasılsa bu hengamede dikkatlerden kaçmış olacaktı.

Açıkçası, 17-25 Aralık darbe teÅŸebbüsünü ve bu türden yargı-medya yoluyla yapılan darbeleri her zaman normal askeri darbelerden çok daha tehlikeli bulurum. Ä°kincisi, kendi meÅŸruiyetini tesis etmek için çok uÄŸraÅŸ göstermek zorundadır, çünkü dayandığı tek meÅŸrulaÅŸtırıcı nokta askeri gücüdür ve bu güç de aslında ikna edici deÄŸil, sadece bastırıcı ve susturucudur.

Oysa yargı yoluyla gelen darbeye, bir de iyi bir medya kampanyası eÅŸlik etmiÅŸse, ki 17 Aralık’ta fazlası vardı, ona karşı durabilmek istisnai cesaret, basiret, maharet ve ferasette bir liderlikle mümkün olabilir. ErdoÄŸan’ın liderliÄŸini hem pekiÅŸtiren, ama aynı zamanda zaten o liderlik sayesinde böyle sinsi bir darbe teÅŸebbüsünü atlatmış olduÄŸumuzu unutmamamız lazım.

Bu arada dünyanın bir çok ülkesinde halihazırda hiç kimsenin ruhu duymadan yargı yoluyla kotarılmış adı konulmamış darbe düzenlerinin hakim olduÄŸunu görürsek, 17 Aralık, Allah muhafaza kotarılmış olsa, nasıl bir dünyada yaşıyor olabileceÄŸimize dair ne kabuslar hayal edebiliriz.

 

YeniÅŸafak

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.