Sosyal Medya

Özel / Analiz Haber

Milli şef 27 Mayıs idamlarını engellemek için gerçekten çalıştı mı?

Dönemin hatıralarında herkes birbirini suçluyor. Hatta bu sonucun DP'lilerden kaynaklandığını söyleyenler de var. Dönemin siyasi ve askeri şartları içinde CHP lideri İnönü, idamları engellemek için gerçekten her şeyi yapmış mıydı? Meclis kürsüsünden DP'lileri azarlarken “Sizi ben bile kurtaramam!” diyerek neyi kastetmişti?



Bir ülkede demokrasinin kökleşebilmesi, asker ve sivillerin demokrasiyi iyice benimseyebilmeleri için geçmişte yaşanan darbelerle yüzleşmek gerekir. Son 60 yılda sekiz darbe gerçekleşti. Bu darbeler süreci 27 Mayıs’la başladı ve en son 15 Temmuz’la sona erdi. Gömleğin ilk düğmesini doğru iliklersek gerisi de doğru gelir. Darbelerle tamamıyla hesaplaşabilmek için öncelikle 27 Mayıs’ı tarihsel bir olgu olarak kabul ederek gereken dersleri çıkarabilmeliyiz. Hiçbir ideolojik ve siyasi etki altında kalmadan bütün darbelere aynı tavrı ve tepkiyi koyabilmeliyiz.
 
27 Mayıs’ın çelişkileri
 
27 Mayıs askeri darbesi kendi içinde pek çok çelişkileri barındırır. Planı, programı, belirli kadrosu ve geleceğe yönelik vizyonu olmayan bir harekettir. Olaylar günlük gelişir, anlık önerilerle ve deneme yanılma yöntemiyle çözüm bulunur. Örneğin DP Anayasaya uymadığı için iktidardan uzaklaştırıldı fakat kendileri aynı anayasaya karşı darbe yaptılar. Yassıada da Menderes ve arkadaşları anayasa hesabı verirken Ankara’da askerler, kendi yayınladıkları geçici anayasayı da çiğneyerek 14 arkadaşlarını cezalandırdılar.
 
Ordu içinde cuntalar ve siyasal iktidara yönelik eleştiriler her zaman olmuştu. Önemli olan bu eleştirilerin fikirden çıkarak fiile dönüşmesiydi. Hiçbir zaman sivillerden destek alamayan askeri cuntalar harekete geçemez geçse de başarılı olamaz. 27 Mayıs’a giden süreçte de cuntacılara, verilen sivil destek çok önemlidir. Bu cuntaya bir de lider gerekiyordu. Askerlerin aklına ilk General İsmet İnönü geldi. Askerler CHP lideri İnönü’ye farklı kanallardan liderlik teklifi ettiler. CHP lideri, bu önerileri çeşitli nedenlerle kabul etmedi. Fakat İnönü, darbecileri ihbar etmediği gibi uzaktan izlemeye de devam etti. Aynı dönemde CHP teşkilatlarından pek çok kişi, bazı CHP’li milletvekilleri ve gençlik kolları cuntacılarla yakın ilişki içinde DP ve Menderes’i devirmenin hesaplarını yapıyorlardı.
 
Askere güveniyordu
 
Ankara’da herkes yaklaşan darbeyi hissediyordu. Başbakan Menderes de darbenin ayak seslerini işitiyordu fakat böyle bir eylemi çok güvendiği askerlerin yapabileceğine ihtimal vermiyordu CHP’den şüpheleniyordu. Başbakan Menderes Tahkikat Komisyonunu CHP’nin darbe hazırlıklarını ortaya çıkarmak için kurdurdu. Fakat İnönü ve CHP’liler Tahkikat Komisyonunu; Hükümetin anayasal düzeni yıkarak mutlak monarşiye giden despot bir idare kuracağının kanıtı olarak gösterdiler. Bu komisyona karşı mecliste başlayan muhalefet sokaklara taşırıldı. İnönü sokaklara inen bu gençlere sahip çıktı ve darbe sürecinin arkasında gölge bir lider gibi ülke yönetiminde en etkin aktör haline geldi. CHP lideri İnönü, askerlere yeşil ışık yakarcasına “Şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır” dedi. Ayrıca CHP lideri, Güney Kore’de devrilen dikta yönetimi üzerinden Hükümete yönelik ciddi tehdit mesajları veriyordu fakat bu sözler yeterince iyi değerlendirilemedi.
 
Cuntacı askerler, 27 Mayıs askeri darbesinde ciddi hiçbir dirençle karşılaşmadılar. Çünkü askerler, kardeş kavgasını sona erdirmekten ve partiler üstü tarafsız olmaktan söz ediyorlardı. DP’lilerin orduya güveni tamdı. Bu açıklamalarda yüreklerine ferahlık verdi. Fakat askerlerde DP’lilere karşı büyük bir öfke ve düşmanlık vardı. Bu öfke patlaması tutuklamalarda hakaretler, linç girişimleri ve fiili saldırılar şeklinde kendisini gösterdi. Askerler CHP lideri İnönü’nün darbeye nasıl tepki vereceğini bilemiyorlardı. Gürsel bu tedirginlikle telefonda, “Emirleriniz bizim için daima peygamber buyruğudur Sayın Paşam” derken, İnönü, “Asıl başarınız için ben sizin emrinizdeyim Paşa Hazretleri” cevabını veriyordu. 27 Mayıs sabahı askerlere karşı koyabilecek, meşru ve etkili tek güç olan İnönü’nün askeri yönetime destek vermesi askerleri çok rahatlatmıştı. Meydanlarda CHP’lilerin sevinç ve kutlama gösterileri vardı. Askerler ilk günlerde seçim sözlerini ağızlarından düşürmüyorlardı. Fakat seçime gitmek için de bir hazırlık yapmıyorlardı. Askeri idarenin uzamasından rahatsız olan İnönü, seçimlere gitmekte sayısız fayda var diyerek askeri seçimlere zorlamaya başladı. Çünkü CHP lideri İnönü, olası ilk seçimlerde, tek başına iktidara rahatlıkla gelebileceğini düşünüyordu. Böyle bir zamanda İnönü’yle görüşen General Gürsel, “İhtiyar lider, gerdeğe girmeye hazırlanan ve hiç kız yüzü görmemiş bir delikanlı gibi hemen iktidara oturmağa arzulu” demişti. Yassıada’da farklı bir zulüm vardı. Başta Celal Bayar ve Adnan Menderes olmak üzere bu yapılanları kabul etmeyen DP’liler intihara teşebbüs ettiler. Bu süreç içinde işkencelerden geçirilenler ve hayatını kaybedenler oldu. Savcı Egesel mahkeme salonunda rencide edici hakaretlerle geçmişin intikamını almaya çalışıyordu. Mahkeme Başkanı Sarol’da “Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor” diyerek bu gerçeği itiraf ediyordu.
 
‘Köpek’ ve ‘bebek’ davaları
 
Yassıada Mahkemeleri kurulmadan evvel askerlerin ve siyasi muhaliflerin beklentileri çok yüksekti. Bu mahkeme sürecinde askerler, DP iktidarının yolsuzlukları ve hırsızlıkları ortaya saçılarak, ülkeyi ne kadar büyük fenalıklardan kurtardıkları halk tarafından daha iyi anlaşılacağını düşünüyorlardı. Bu amaçla Yassıada’da yargılanan 592 tutuklunun hepsi hakkında kapsamlı bir idari ve mali incelemeler yapıldı. Fakat mahkeme “Köpek Davası” ve “Bebek Davası” gibi DP’lileri rencide etmeyi amaçlayan davalarla halk nazarında kendi itibarını zedeledi. Mahkemeler başladığı ilk günde itibaren herkes, bu mahkemelerden idam kararı çıkacağını bekliyordu. Kamuoyunda ve Savcının söylemlerinde 107 kişi gibi rakamlardan söz ediliyordu. Mahkeme ilerledikçe bu rakamların abartılı olduğu fakat idam kararlarının da mutlaka geleceği anlaşıldı. Kamuoyunda Mahkeme sonuçlanmadan bu idam kararlarına 22 kişilik Milli Birlik Komitesinin onay verip vermeyeceği tartışılmaya başlandı.
 
Milli Birlik Komitesi üyeleri idamı savunanlar, idama karşı olanlar ve tarafsızlar olmak üzere üçe bölündü. Ordu içinde kurulmuş farklı bir cunta, idamların gerçekleştirilmesi için MBK üyelerini tehdit ediyordu. Ordunun zirvesi bu karara doğrudan müdahale etmemekle birlikte idamların onayından yanaydı. Bakanlar Kurulu mutlak surette idamların yapılmasına karşı çıkıyordu. Siyasi parti liderleri de idamlara karşıydılar. Başta ABD Başkanı Kennedy ve İngiltere Kraliçesi Elizabeth olmak üzere pek çok devlet başkanı idamların durdurulmasını istiyorlardı. Devletin zirvesinde de bir mutabakat yoktu. Ankara’da her evde idamların yapılıp yapılmayacağı tartışılıyordu.
 
İdam sürecinde CHP lideri İnönü’nün tavrı ve süreci yönetme tarzı çok önemliydi. CHP lideri İnönü idamlara karşıydı. Gürsel ile İnönü bu konuyu birkaç kez daha görüştüler. Gürsel İnönü’ye mahkeme idam kararı verse de kendilerinin onaylamayacaklarını bildirdi. Fakat İnönü, mahkeme kararları belli olmadan görüşlerini kamuoyuyla pek paylaşmak istemedi. Ülke idamlar konusunda kaynarken CHP içinde farklı sesler duyulurken İnönü sessiz kaldı. Ülkenin bu kadar idamlara odaklandığı böyle bir zamanda CHP lideri İnönü de mahkeme kararını beklemeden 13 Eylül’de Gürsel vasıtasıyla MBK üyelerine idamı durdurma çağrısı yapan bir mektup gönderdi. Mahkeme 15 Eylül’de beklenen kararını 15 idam kararı vererek açıkladı. Gözler MBK üyelerine çevrildi. Kurul, 15 idam kararından 3’ünü onayladı gerisini ömür boyu hapis cezasına çevirdi. 16 Eylül sabahı Polatkan ve Zorlu infaz edildiler. Sağlık sorunları nedeniyle geride kalan Menderes’i kurtarma girişimleri devam etti. Menderes’in eşi Berrin Hanım ve oğlu Aydın, CHP lideri İnönü’nün kapısını çalarak yardım istediler. İsmet İnönü, “Çıldırmış vaziyetteler. Söz dinlemiyorlar. Her şeyi yapmaya çalıştım” dedi. Menderes ailesi için umutlar tükenmişti. 17 Eylül öğle vakti Menderes de alelacele ipe çekildi. Daha sonra da idamda kullanılan bu ipin parası aileden tahsil edildi. 60 yıl sonra Menderes ve arkadaşlarının idamı yeniden değerlendirildiğinde “Bu idam engellenebilir miydi?” sorusu hala zihinleri kurcalıyor. Dönemin hatıralarında herkes birbirini suçluyor. Hatta bu sonucun DP’lilerden kaynaklandığını söyleyenler de var. Dönemin siyasi ve askeri şartları içinde CHP lideri İnönü, gerçekten her şeyi yapmış mıydı?
 
İnönü, asker için efsaneydi
 
Dönem içinde CHP lideri İnönü, askerler için rol modeli ve yaşayan bir efsaneydi. Böyle bir durumda İnönü, gerçekten her şeyi yapsaydı mutlak surette sonuca tesir edecekti. Fakat İnönü uzun süre sessiz kalarak mahkeme sonucunun açıklanmasını bekledi. Baskılar ve kamuoyunun tavrı ağır basınca İnönü, daha evvel sarf ettiği mahkeme kararlarını bekleyelim söyleminden de ayrılarak darbecilere mektup gönderdi. Şüphesiz askeri ve siyasi bir deha olan İnönü’nün idamları engellemek için izleyebileceği farklı politikalar da vardı. Örneğin darbeci bu subayların karşısına çıkabilirdi. Ayrıca Yassıada mahkemeleri sürecinde İnönü’nün en yakını ve damadı gazeteci M. Toker’in sahibi olduğu mecmuanın izlediği yayın politikalarına da bakmak gerekir. Toker, Menderes ve arkadaşlarının mahkemeden en ağır cezayı alması için çok çabaladı. Şüphesiz Toker’in İnönü’den ayrı ve bağımsız hareket etmesi mümkün değildi. Kısacası İnönü’nün siyasi çaba ve girişimleri, damadı Toker’in izlediği yayın anlayışına bakarak; idamları engellemek için yeterince çaba göstermediği sonucuna ulaşabiliriz. Darbeden evvel CHP lideri İnönü, Meclis kürsüsünden DP’lileri azarlarken “Sizi ben bile kurtaramam!” dediğinde belki de bu günleri görerek söylemişti.
 
 
Doç. Dr. Şerif Demir / Siirt Üniversitesi
 
Kaynak: Açık Görüş
 

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.