Sosyal Medya

Makale

Kurban Bayramı ve mahzun coğrafyamız

Bu haftaki yazımız Kurban Bayramı’nın manevi iklimiyle aynı zamana denk geldi. Böyle zamanlarda insan, takvimin sıradan akışına deÄŸil, zamanın kendi içinde taşıdığı derin anlamlara kulak kesiliyor. Çünkü bazı tevafuklar yalnızca günleri yan yana getirmez. İnsanın zihninde ayrı duran anlamları da birbirine yaklaÅŸtırır. Bazen bir yazının baÅŸlangıcı, bir planın deÄŸil, böyle sessiz bir iÅŸaretin içinden doÄŸar.

Kurban üzerine düşünmeye niyet ettiÄŸimde zihnimde ilk beliren ÅŸey, alışıldık bayram manzaraları olmadı. Ne kalabalık sofralar, ne çocuk sevinçleri, ne de tekbirlerin ritmi… Zihnime önce mahzun bir coÄŸrafya yerleÅŸti. Birbirinden uzak ama aynı acıya mahkûm edilmiÅŸ ÅŸehirler, yarım kalmış dualar, tamamlanamamış sabahlar ve bütün bu görüntülerin ortasında deÄŸiÅŸmeyen soru: CoÄŸrafyamız neden bu kadar mahzun? Bu soru, cevabını arayan bir meraktan çok, insanın içinde taşıdığı bir ağırlık gibi kaldı.

Belki de bu, varoluşun en sessiz gerilimidir. İnsan bir yandan kırılmayı görür, eksilmeyi hisseder, dünyanın dağılmış parçalarıyla yüzleşir. Ancak diğer yandan, bütün bu dağınıklığın mutlak olmadığını bilen bir iç sezgi taşır. Sanki hakikat, yalnızca görünenin sertliğine teslim edilmemiştir.

İşte iman, görünenin mutlaklığına teslim olmamayı seçen bir bilinçtir. Görünenin kesinliÄŸine karşı, görünmeyenin ihtimalini canlı tutan bir ÅŸuurdur… Bu, düşmemeye dair içsel bir direnç; varlığı sürdürme iradesidir.

İşte Kurban Bayramı tam da bu bilicin üzerine yerleÅŸir. Zira kurban, yalnızca bir ritüel deÄŸildir. İnsanlığın en eski hakikatlerinden biri olan “yakınlaÅŸma” arzusunun ilahî dile geliÅŸ hâlidir. İnsan, kendi içindeki dağınıklığı Allah’a yaklaÅŸtırmak, parçalanmış benliÄŸini bir bütünlüğe emanet etmek ister. Bu yüzden kurban, bir hayvanın kesilmesinden çok, bir yöneliÅŸ veya bir tamamlanma arayışıdır.

Her türlü zorluÄŸa raÄŸmen, Allah’a yaklaÅŸmak insanın anlamdan vazgeçmemesidir. Bu noktada mahzun coÄŸrafyamız, sadece acılar coÄŸrafyası deÄŸil, aynı zamanda direniÅŸin, dayanmanın ve unutulmamış bir insanlık iddiasının da coÄŸrafyasıdır. Evet, kırılmalar, yarım kalmış hayatlar vardır. Fakat bütün bunların yanında, varlığını hâlâ sürdüren bir ÅŸey daha vardır: Yeryüzü ne kadar kırılırsa kırılsın, insan ruhunun yeniden aydınlığa yönelebilme kudreti vardır.

Zira insan yalnızca yaÅŸadığı acılarla deÄŸil, acıya raÄŸmen taşıyabildiÄŸi anlamla da var olur. Bu bakımdan Müslüman’ın dünyaya bakışı, ne sadece hüznün ne de sadece sevincin bakışıdır. Müslüman, kederi inkâr etmez; fakat onu mutlak bir hakikate de dönüştürmez. Acıyı görür ama acının sonsuz olmadığını da bilir. Karanlığı hisseder fakat karanlığın tek gerçeklik olmadığını da sezer.

Belki de bu yüzden Kurban Bayramı, bize en çok ÅŸunu hatırlatır: Allah’a yakınlaÅŸmak… İnsana, ailene, dostuna yakınlaÅŸmak… Yani bu yakınlık çoÄŸaldıkça, uzaklıkların azalacağına inanmak… İşte gerçek bayram budur.

Önemli olan, bu bayramda dualarımızda yalnızca eksikliklerimizi değil, umudu da büyütebilmektir. Zira her dua, aynı zamanda geleceğe bırakılan bir izdir. Biz inanırız ki Allah varsa, imkân vardır. Ancak o imkân, önce kalpte başlayan bir yakınlıkla ortaya çıkar.

Kurban Bayramı’nın; kalplerimizi birbirine yaklaÅŸtırdığı, hüznü ümide, ümidi de harekete dönüştürdüğü bir zaman olmasını diliyorum.

Hepinizin bayramı mübarek olsun.

Mehmet BEYHAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.