Sosyal Medya

Makale

Bir İnsan Meselesi

Bütün iddialar yerle bir. Bildiğimizi sandığımız her şey askıda; inandığımızı söylediğimiz şeyler yeniden tartıda.

Arayıştı, anlatmaktı çabamız ve yolculuÄŸumuz… Lakin kaybolduk, haddi aÅŸtık. Sınırlarımızı bilmeden sonsuzluk hakkında konuÅŸtuk. Ve en çok da Tanrı’yı anlatırken kendimizi ifÅŸa ettik!

Tanrı’yı konuÅŸur insan…

Ama Tanrı’nın ne dediÄŸini deÄŸil, Tanrı hakkında ne düşündüğünü söyler.

Cümleler uzar, kavramlar çoğalır, tartışmalar derinleşir, oysa anlam derinleşmez. Çünkü insan, anlamadığı bir şeyi savunmaya başladığında hakikati değil, kendini korumaya başlar.

Kendini koruma güdüsüyle Tanrı, hakikat olmaktan çıkar; insanın zihninde kurduğu bir temsile dönüşür.

KorktuÄŸu için sert bir Tanrı icat eder insan. Kaygılandığı için cezalandıran bir Tanrı tasarlar. Güvende hissetmek için sınırlar çizer… sonra o sınırların Tanrı olduÄŸunu söyler.

Oysa kurduğu şey Tanrı değildir. Kendi iç dünyasının yansımasıdır.

İnsan, yaşadıklarını mutlaklaştırır.

Gördüğünü genelleştirir.

Hissettiğini hakikat sanır.

Ve zamanla kendi zihninde bir tanrı imajı oluşur. Bu imaj; korkularla, beklentilerle, kırgınlıklarla, arzularla yoğrulmuştur. İnsanın kendisinden taşan ne varsa, Tanrı diye karşısına dikilir.

Sonra o imaj üzerinden konuşur.

O imaj üzerinden yargılar.

O imaj üzerinden hayatı anlamaya çalışır.

Ama yanlış bir tasavvurdan doğru bir hayat çıkmaz.

Çünkü insan, neyi yanlış anladıysa hayatını da onun üzerine yanlış kurar.

“DoÄŸru olan budur.” derken aslında kendi zannını kutsar. Hakikati deÄŸil, kendi yorumunu savunur.

Ve can yakıcı, hayat yıkıcı yanılgı!

İnsan, kendi zihninde kurduÄŸu Tanrı’yı savunurken, hakikatten uzaklaÅŸtığını fark etmez:

“Onlar Allah’ı gereÄŸi gibi takdir edemediler…”

(Zümer Suresi, 67)

Bu, bir bilgi eksikliği değil; bakış bozukluğudur.

İnsan bildiÄŸini sandığı ÅŸeyle perdelenir. Yanlış bildiÄŸini doÄŸru sanır. Bu yanlışlık zamanla alışkanlığa dönüşür… sonra inanca.

Bir insan düşün:

Kendini doğru sanır. Konuşurken yumuşaktır ama hayatında serttir. Haklı olduğu yerde karşısındakini görmez. Haklı kalmak ister; doğru olmak değil.

Ve savrulur insan…

Çünkü hakikat, haklı olmaya sığmaz.

Tanrı’nın dili nettir.

İnsan ise o dili çoÄŸaltır, parçalar ve yeniden kurar. Ortaya çıkansa Tanrı’nın sözü deÄŸil; insanın yorumudur. Ve o yorum, zamanla kutsallaÅŸtırılır.

İşte kırılma tam burada baÅŸlar…

Çünkü mesele hiçbir zaman Tanrı deÄŸildi. Mesele, insanın Tanrı’yı nereden ve nasıl gördüğüydü.

Ve insan, eÄŸer gerçekten görmek isterse… yukarıya bakmayı bırakıp kendine dönmek zorundadır.

Çünkü vahiy, insanın Tanrı hakkında ne düşündüğünü deÄŸil; “Tanrı”nın insan hakkında ne söylediÄŸini bildirir:

“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz…”

(Kâf Suresi, 16)

Bu, bir tanım değil; bir inşadır.

Allah insanı anlatırken onu küçültmez.

Onu yok saymaz.

Onu deÄŸersizleÅŸtirmez.

Aksine insanı merkeze alır.

Onun zaafını söyler ama utandırmaz.

Sorumluluğunu yükler ama ezmez.

Hesabını hatırlatır ama umudunu elinden almaz.

Çünkü Allah’ın insana dair kurduÄŸu dil; yargılayan deÄŸil, inÅŸa edendir.

İnsana yük verir… ama o yükün içine anlam yerleÅŸtirir.

İnsana sorumluluk verir… ama o sorumluluÄŸun içine izzet koyar.

Ve en önemlisi: İnsan kendini terk etse bile Allah insanı terk etmez.

İşte gerçek tasavvur budur.

İnsanı korkutarak daraltan deÄŸil, hakikatle yüzleÅŸtirerek geniÅŸleten bir tasavvur…

İnsanı bastıran deÄŸil, onu kendine doÄŸru çağıran bir anlayış…

Bu yüzden mesele yalnızca Tanrı’yı anlamak deÄŸildir. Asıl mesele, insanın kendini hangi hakikate göre inÅŸa ettiÄŸidir.

Çünkü insan, inandığı Tanrı’ya benzer. EÄŸer Tanrı’yı kendi korkularından kurarsa,

korkuyla yaÅŸar. EÄŸer Tanrı’yı kendi yargılarından kurarsa, yargıyla yaÅŸar. Ama eÄŸer Allah’ı, O’nun kendini anlattığı yerden anlarsa… iÅŸte o zaman hayatı da hakikate göre kurmaya baÅŸlar.

İnsan Tanrı’yı konuÅŸur.

Allah ise insanı anlatır.

İnsan yargılar.

Allah rehberlik eder.

İnsan uzaklaşır.

Allah yakınlığı bildirir.

Ve insan, ne zaman bu farkı idrak ederse…

işte o zaman sarsılır.

Huzursuz olur.

Sorgular.

Ve eÄŸer cesaret ederse…

Kendi kurduÄŸu Tanrı’yı bırakır,

hakikatin gösterdiÄŸi Allah’a yönelir.

Yanlış olan Tanrı değildir.

Yanlış olan, insanın tasavvurudur.

Çünkü mesele hiçbir zaman bir Tanrı meselesi olmadı. Mesele her zaman bir insan meselesiydi.

Mehmet KAMAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.