Sosyal Medya

Makale

Tehdit Nasıl Reddedilir?

Dediler ki; ‘Her gün, her saat, her dakika, her saniye hülasa her an korku ile yaÅŸamayın. Bırakın bu çorak yerleri. Bıkmadınız mı sayısız yıkımdan sonra evlerinizi sayısız kere yeniden inÅŸa etmekten? İstemez misiniz gün doÄŸumunu endiÅŸesiz karşılayıp tasasız gün batımlarını seyretmeyi?

Ey zalim gavur! Korkularımızdan dem vuran galip tavırlı konuşmalarınızda neden iliklerinize kadar işlemiş korkunuzu hissediyorum? Biz binlerce yıldır güneşin doğuşunu da batışını da görüyoruz. İşgalci, misafir, gezgin hülasa yabancı değiliz ki bir daha göremeyeceğimiz gün doğumlarına, gün batımlarına meftun olup onları gündelik hayatlarımıza hapsedelim. Aşina olmak nedir bilmezsiniz. Bir yere ait olmak nasıl bir duygudur bilmiş olsaydınız; yakmayı yıkmayı, katledip yok etmeyi, köksüzlüğünüzün vahşet çağrısı olduğuna da bilirdiniz.

Bize güzel günler vadediyorsunuz! Yakıp yıkan, katledip yok eden, bizi yurtlarımızdan süren siz deÄŸil misiniz? Bizi tehdit etmekten ne zaman vazgeçtiniz de umut dolu yarınlardan bahsediyorsunuz? Evet, evet. Artık tehditleriniz hiçbir iÅŸe yaramıyor deÄŸil mi? Sürgünlerde, çöllerde, ölümün kol gezdiÄŸi kamplarda ayakta kalmayı bilen biziz. Bombalarınız altında âşık olan, yuva kuran biziz. Her gece umut dolu sabahlara uyanan ve umudunu sadece kendimiz ile ayakta tutan biziz. Yıktığınızı tekrar tekrar yapan biziz. KatlettiÄŸinizi, ölümsüz kılan Allah’a sonsuz güven duyan biziz ve tek bir Veli olarak O’nu görüyoruz. Siz, üstünüzde hiçbir veli istemeyen azgın bir topluluksunuz.   

Tehditleriniz işe yaramadı, şimdi güzel günler vadediyorsunuz. Güzel günleriniz sizin olsun. Bak şu yıkıntılara, bak şu kanlı libasıma. Kollarımda sizin kâbusunuz olacak yiğitleri taşıyorum. Binlerce anne gibi. Daha şimdiden büyüdüler. Yaş almayacaklar, hep aynı yaşta kalacaklar. Bizim ihtiyarlarımız pek azdır. Biz hep genciz. Nerede tehditleriniz? Hangi sonuca vardınız? Peygamberlerini tehdit edip katleden de sizdiniz. Ne oldu? Hurafelerinizde büyüttüğünüz kutsal krallığınız, tapınaklarınızın melun loşluklarında mülevves bir karın ağrısı olarak kaldı değil mi?

Biz size yenilmedik ve asla yenilmeyeceÄŸiz. Tehditlerinizi reddettik ve eliniz bomboÅŸ. Hz. Musa’nın koynundan çıkardığı bembeyaz elinin anlamını bilemediniz, bilmek istemediniz. BilmiÅŸ olsaydınız, bilmiÅŸ olmayı isteseydiniz; bir yere ait olmanın, bir yeri olmanın, bir yerlerde kök salmanın kıymetini, altından buzağının sesine deÄŸiÅŸmezdiniz. Åžayet bilmiÅŸ olsaydınız; kin ve nefretten kaskatı kesilmiÅŸ benliÄŸiniz ile hükümranlık arayışınızda Yusuf’u kör kuyulara atmazdınız.  BilmiÅŸ olsaydınız, bilmiÅŸ olmayı isteseydiniz; gökyüzü sofrasına burun kıvırmaz, meÅŸakkati talep edip, meÅŸakkati görünce de isyan edenlerden olmazdınız. Hiçbir zaman eli ile iÅŸleyip helalinden yaÅŸamayı denemediniz. Hep baÅŸkalarının emeÄŸine bir talancı gibi göz diktiniz. Yakıp yaÄŸmalama sizin için bu kadar sıradan.

Bak ÅŸu yıkıntılara, bak ÅŸu kanlı libasıma. Kollarımda istikbalimizle dimdik yürüyorum. Korkun! Hep olduÄŸu gibi korkuyu iliklerinize kadar hissedin. Allah’tan baÅŸka kimsesi, arkası olmayan garip Davut’un taşına sahibiz. Bu yıkıntılardan tekrar bir hayat kuracağız, siz azgın zalimler bir daha yıkacaksınız. Kollarımdaki yiÄŸitler bir daha bir hayat kuracaklar. Nihayetinde siz olmayacaksınız. Zira zalimler ‘ebterdir’.

Arif ARCAN

 

                

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.