Sosyal Medya

Makale

Muhafazakarlık, iktidar ve düşünce...

Modern düÅŸünce muhafazakârlığı yok sayan bir epistemik unsura yaslanır. Bu yüzden muhafazakârlık aslında kabul görmeyen ve deÄŸerleri modernlik üzerinden tehdit altında olan bir bakışı iÅŸaret eder. Muhafazakârlık ise bu tehdidi görerek, modernlik ile uzlaşıyı tercih etmiÅŸtir. ModernliÄŸin siyasi alana tekabül eden bakışını kabul ederek, bilim anlayışı ve teknolojisi ile barışık yaÅŸarken deÄŸerlerini bu yeni duruma göre biçimlendirmiÅŸtir.

Ä°ktidar, modernliÄŸin temel kabullerini paylaÅŸmakla iliÅŸkili ve bu iktidarın saÄŸladığı yeni düzende emperyal paylaşımdan pay almanın zeminini iÅŸaret eder. Bu yüzden muhafazakârlık doÄŸal olarak düÅŸünmeyi bu yeni durumu içselleÅŸtirmeye ve kendini reorganizasyona tabi kılmıştır. Bu da muhafazakârlığı belirli ölçüde deÄŸiÅŸime uÄŸratmış ve bu yeni duruma adaptasyonunu saÄŸlamıştır.

Benzer bir duruma batı dışı toplumlarda ve Müslümanların bulunduÄŸu ülkelerde de muhafazakârlık karşı karşıya kalmış ve gereÄŸini yerine getirmiÅŸtir. Burada ise muhafazakârlık, iktidar karşısında kendini koruma refleksi ile saÄŸcılığın ardına saklanmış ve kendini kuÅŸdili ile ifade ederken, temel deÄŸerlerini ise açık bir ÅŸekilde ifade etmekten uzak durmuÅŸtur. Ä°slamcılığın siyasal dilini de belirleyen temel ölçüt bu olmuÅŸtur. Bu da iktidar olmaya matuf bir hareketlenmeyi doÄŸal olarak iktidar dili ile uyuÅŸmayı içinde taşıyan bir dil ve bu dile dayalı bir bakış üzerinden uzlaşı ile neticelenmiÅŸtir. Muhafazakarlık düÅŸünmede iki komplikasyon üretiyor. Koruma güdüsü ve kaybetme güdüsü yüzünden olanı normalleÅŸtirmedir. Muhafaza yeniyi ve yenilenmeyi bir zaaf olarak gördüÄŸü için iç çürümeyi bir meziyet kabul ederek düÅŸünmeyi donduruyor.

Ä°ktidar da düÅŸünmeyi kendisine bir tehdit olarak gördüÄŸü için muhafazakârlık ile birlikte düÅŸüncenin kendi dinamiÄŸi içinde geliÅŸimine engel olmakta… Sürekli bir tehdit teyakkuzu iktidar ve muhafazakârlığı her düÅŸünceye ÅŸüphe ile yaklaÅŸmayı ve negatif tutumu öncelemeyi zorunlu kılıyor. Bu da düÅŸünce açısından verimsiz bir ortam demektir. Muhafazakârlık hem çürürken çürümeyi reddeden ve düzeltmeyi bir tehdit ama varoluÅŸsal bir tehdit olarak görerek reddederken çürümeyi devam ettirecek reel olanın meÅŸrulaÅŸtırımını sürdürmektedir.

Ä°ktidar ve muhafazakârlık açısından düÅŸünmede denge kaybolmuÅŸtur. Bu dengesizlik, oluÅŸ halindeki siyaset ve iktisadi zeminde yanlışların makes bulmasına zemin oluÅŸtururken bu yanlışlığın oluÅŸturduÄŸu bireysel ve toplumsal hastalıklara neden olmaktadır. Sahici ve derin bir düÅŸünce ancak sorunların doÄŸru teÅŸhisini ve çözümünü üretebilir. Ancak iktidar ve muhafazakârlık hem derinlerinden duydukları korkuyu ve hem de bu korku yüzünden baskıladığı düÅŸünme yüzünden saÄŸlıklı adımlar atmaktan uzak kalmaktadır. Bu durum sorunun bizzat kaynağıdır.

Yani düÅŸünceyi negatif etkileyecek psikolojik sosyolojik ve totaliter yapıyı aÅŸmadan sahici bir düÅŸünce geliÅŸmez… Bu aÅŸmayı ise ancak hem iktidarın ve hem de muhafazakârlığın kendisiyle yüzleÅŸmeye cesaret edecek bir pozisyona ulaÅŸmasına baÄŸlıdır. Fakat modernliÄŸin oluÅŸturduÄŸu bir aura içinde hem iktidar ve hem de muhafazakârlık kendisi ile sahici ve doÄŸru bir yüzleÅŸme gerçekleÅŸtiremez. Ancak iktidar ve muhafazakârlık, modernliÄŸin temel kabullerinin dışına çıkabilme cüretinde bulunduÄŸu zaman bunu saÄŸlama imkânına haiz olur. Batı dışı temel ilkelerin sabitkadem bir yapı oluÅŸturarak kendi düÅŸünme yapısını kurduÄŸunda ve bu yapı üzerinden olup bitenin neliÄŸi konusunda kendi bakış açısını kendi ilkeleri üzerinden gerçekleÅŸtirdiÄŸinde bir umut doÄŸabilir.

Bu konudaki denge, sabit ilkelerin ortak bir idrak ile kabulü üzerinden reel durumun deÄŸiÅŸimini ideal ilkeler çerçevesinde tutarlı bir muhakeme ile sahici zeminde düÅŸünerek saÄŸlanabilir. Bu dengenin politik zemini; politik olanın erdemliliÄŸi bir ilke, çıkarı ise reddedilen bir unsur olarak görmesidir. Hak, adalet, özgürlük vb. iyi olanı bir hedef olarak gören politik iktidar, bu deÄŸerlerden taviz vermeden birey, kurumsallaÅŸma vb. konumları muhafaza etmekten uzak durarak bütünü dikkate alan bir bakış üzerinden yeniden yorumlamalı ve ilkeleri bunun üzerine kurmalıdır. Kurumsal yapısını bu temel zemine yaslayarak oluÅŸturduÄŸunda sorunların çözümü konusunda umudu çoÄŸaltan bir olguya ulaÅŸmış oluruz.

Bu noktada iki temel olgunun neliÄŸini ortaya koymalıyız: sabit ilkeler ve deÄŸiÅŸimi besleyen güncel olgular… Sabit ilkeler olmadan güncelin oluÅŸturduÄŸu aura içinde gücün esaretini zorunlu kılabiliriz. Bu yüzden sabit ilkeler, bize güncelin gerçek deÄŸerini inÅŸa etmede yol gösterici olacaktır. Ä°lkelerimizi modernliÄŸin dışında geleneÄŸimizin bize kadar taşıdığı temel kodlarımızdan elde ederiz. Günceli de bu çerçeve içinde yeniden yorumlama imtiyazını kazanırız. Günceli dikkate alan bir yaklaşım yararı dikkate alan bir bakışı içinde zımnen taşır.

Pragmatist yaklaşım genelde yanlış algılanıyor.  Yarar ve faydayı salt kendine ait kılarsan sorun ama bütünün faydasına dikkat kesilirse deÄŸiÅŸimin pozitif boyutunu oluÅŸturur. Her konuda olduÄŸu gibi pragmatik konusunda negatif düÅŸünce baskın karaktere dönüÅŸmüÅŸtür. Hâlbuki her olgu onunla kurduÄŸumuz iliÅŸkide iyi ve kötü sıfatını kazanır. Bütün üzerinden düÅŸünmeyi bir ilkeye dönüÅŸtürdüÄŸümüzde toplumsal yararı bireysel yararın karşıtı deÄŸil tamamlayıcısı olarak düÅŸünerek farklı bir yaklaşımı öne çıkartabiliriz. Ki birçok sorunun kökeninde bulunan bireysel çıkar böylece bir üst ÅŸemada daha yararlı bir durum olarak iÅŸlevsellik kazanarak çözüme kavuÅŸur. Bu modernliÄŸin ürettiÄŸi bencilliÄŸin tedavisinde de önemli bir merhaleyi aÅŸmaya vesile olur.

Benzer bir durum siyaset içinde geçerlidir.  Bir olgu olarak siyaset düÅŸünce 'den bağımsız deÄŸil.  Ona negatif anlam yüklemek ÅŸahsi/tekil olumsuzluklara dönüktür. Tam tersi olumluluÄŸu siyaset üzerinden toplumsallaÅŸtırmak mümkün ve tarihte örneÄŸi var. Birçok alanda olduÄŸu gibi siyaset alanında da hak ve eÅŸitliÄŸi adaleti gözeterek çözüme kavuÅŸturmak ve haksızlığın ortadan kaldırıldığı bir sosyal zeminde siyaset pozitif bir karakter kazanır. Bu pozitif boyut üzerinden siyaset aynı zamanda toplumsallık ile kurumsallık arasındaki korelâsyonu/bağı da sahici ve saÄŸlıklı bir zeminde kurarak sorunların aşılmasında önemli bir yapı oluÅŸturur. Bu da düÅŸünce açısından çok saÄŸlıklı bir zemin kurmaya neden olur. Ama bunun ÅŸartı; iktidarı ve muhafazakârlığı, modernliÄŸin tasallutundan kurtarmaktır.

Yukarıda ifade edildiÄŸi gibi herhangi bir olguyu negatif veya pozitif tanımlama yapma imtiyazımız yoktur. Yani olgunun doÄŸasında kötülük yoktur. Ona o kötülüÄŸü yüklemek onunla kurduÄŸumuz iliÅŸkide ona yüklediÄŸimiz anlamla iliÅŸkilidir. Bu temel gerçeÄŸi dikkate alarak doÄŸa derken ne kastedildiÄŸini dikkate sunalım:

DoÄŸa kavramını ağırlıklı olarak iki düzlemde kullanıyoruz. Birincisi, ona yüklenen anlamı ile... DiÄŸeri ise fıtri olarak taşıdığı anlamı ile... Yani biri yüklenmiÅŸ, diÄŸeri ise kendiliÄŸinden var olandır. Siyaset, yüklenmiÅŸ anlamı ile daha çok algılanıyor. Bu da meseleyi kısmi anlamayı içeriyor. Hâlbuki siyaset kendisine yüklenen anlamın dışında kendi varlığının otantik yapısı gereÄŸi iliÅŸkiler zemini kurmak ve bunu erdemlilik üzerine inÅŸa etmektir ki bunu her iki algının temsilcileri de aynı ÅŸekilde söyleyerek bunu doÄŸruluyorlar. Bu durum iktidarın ve gücün de doÄŸası gereÄŸi iyi veya kötü olmadığını; bilakis, onu nasıl kullandığımızı; neye istinaden ve neye yönelik olarak…

Bu tartışma eÄŸilimin/ istikametin/ niyetin farklılaÅŸması üzerinden gerçekleÅŸir. Bir ÅŸeye kötü veya iyi dememiz, bizim istikametimiz ve niyetimiz ile birebir iliÅŸkili bir durumu içerir. Bu yüzden iktidar ve muhafazakârlığı neye yönelik kullanıma dâhil ettiÄŸimiz belirleyici olur.

Siyaset, iktidar, güç ve benzeri birçok kavram, bir olgu olarak, onunla kurulan iliÅŸkinin niteliÄŸine göre olumlu veya olumsuz nitelenmelidir. Yoksa doÄŸru nedir, hakikati nedir, ya da hakikatlisi nedir soruları boÅŸta kalırdı. Bu durumun anlaşılması için kiÅŸi, sadece kendi dışına çıkma cesaretini göstererek nesnel bir zeminde olaya bakmayı öÄŸrenmesidir.

Åžöyle bir itirazı bekliyorum: Ama iktidar genel itibarı ile olumsuz bir kullanıma sahiptir. Gücü elinde bulunduran modernliÄŸin ve dolayısıyla batı iktidarı, diÄŸer ülkelerin zararına ve onların haklarını gözetmeden iÅŸ görmektedir. Bu haklı bir itirazdır. Ama aynı zamanda kötümser bir yaklaşım ve bir daha doÄŸrunun ortaya konamaması gibi bir algıyı genelleÅŸtirir. Hâlbuki olumsal yaklaşım temel olmalıdır. Bu mevcut sorunların ne kadar ağır olursa olsun, onu çözme umudunu verir.

Bu noktada istisnai olanın kurucu oluÅŸunu da göz ardı etmeyelim… Genel olanı kurucu unsur yapamayız. O zaten kurumsallaÅŸmış ve sorunların kaynağı durumundadır. Ä°stisnai olan bu sorunların dışında ve çözümüne dair bir umudu tekil örnek olarak ortaya koymaya neden olur. Bu tanıklık üzerinden ortak bir algı ve idrake yönelerek yeni bir bakışın imkânlarını üretir.

Ä°ktidarı ve muhafakarlığı yenecek bir düÅŸüncenin inÅŸası açısından istisnai olan güç saÄŸlar. Onların sahici bir zemine kavuÅŸmasına imkân tanır. Onların yeniden düzenlenmesini ve bir grup, klan ve örgüte deÄŸil de herkesi kuÅŸatacak düzeyde kurumsallaÅŸtırılmasına zemin olur.

Meseleyi künhünden kavramak için bir bütünlük olarak dünya görüÅŸü ve oluÅŸturduÄŸu kültür ve karaktere bakmak yeterli…

Ä°nsan deÄŸiÅŸime açık boyutu ile geliÅŸir, sabit boyutu ile de derinleÅŸerek kemal yolculuÄŸunu sürdürür. OlgunlaÅŸarak estetik bir ahlak ile varlığa güzelliÄŸi miras bırakır...

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.