Sosyal Medya

Makale

Her kayıp mağlubiyet değildir

''İddialar ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum. Lakin bu çağda, bu teknolojik ortamda hala oylar çalınabiliyorsa veya sonuçlar insanlara güven vermiyorsa, bu devletin ayıbıdır. Çünkü mevcut teknoloji ile şaibelere çok rahat son verilebilir. ''

31 Mart Yerel Seçimleri yapıldı.

Sonuçlar, gelişmeleri tarafsız ve mantıkla izleyenler için şaşırtıcı olmadı.

İstanbul seçimleri tartışılıyor. Her seçim olduğu gibi yine “oylarım çalındı!” iddiaları ve itirazlar var.

İddialar ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum. Lakin bu çağda, bu teknolojik ortamda hala oylar çalınabiliyorsa veya sonuçlar insanlara güven vermiyorsa, bu devletin ayıbıdır. Çünkü mevcut teknoloji ile şaibelere çok rahat son verilebilir. Ama gözüken o ki bazı kurtlar (her partiden var) bir avuç oy fazla alabilir miyim umuduyla havayı puslu bırakma derdinde.

Ak Parti, en çok oy alan parti olarak kendini seçimin galibi ilan ediyor ki istatiksel açıdan doğrudur.

Lakin, İstanbul ve Ankara gibi her biri bir devlet mesabesinde olan iki şehri (Türkiye nüfusunun %25’ine tekabül ediyor)yaklaşık 30 yıl aradan sonra kaybetmek başka bir açıdan ağır mağlubiyet değil midir?

İstanbul seçimlerine itiraz var. Oylar yeniden sayılıyor. Bana sorarsanız Binali Yıldırım’ın kazanması çok zor. Velev ki az bir farkla seçilmesi bile benim açıdan Ak Partinin mağlubiyetidir.

Ak Parti bu oy oranına şükretmeli. Çünkü kazanmak için 1 şey yaptıysa (niyeti öyle olmasa da) kaybetmek için 2 şey yaptı.

Daha düşük bir oy oranı bekliyordum. Demek ki Korku Siyaseti/Beka Sorunu söylemi işe yaramış.

Normalde 17 yıl (İstanbul ve Ankara’da 25-30 yıl) iktidarda kalan bir parti bugün açık ara belediye başkanlıklarını kazanamıyorsa söyleminde ve özellikle icraatlarında ciddi eksiklikler/yanlışlıklar var demektir.

Erdoğan, “milletin verdiği mesajı aldık” dedi. Geçen seçim de aynı şeyi söylemişti. Mesajı yanlış mı aldı yoksa mesajı ciddiye mi almadı bilmiyorum ama sonuçta milletin istediği/beklediği şeyi ortaya koyamamış gözüküyor.

Ak Parti/Erdoğan Nerede Yanlış Yaptı?

Mazlumiyet:

Bu millet mazlumu sever ve mazlumun yanında yer alır. Bunu en iyi Ak Parti bilir. Milletin kendilerine olan teveccühün en önemli etkenlerinden biri “Mazlum” konumunda olmalarıydı.

Daha önceleri her ne kadar tek parti olarak iktidara gelmiş olsalar da sonuçta iktidar koltuğunu, derin devlet, asker ve bürokratik oligarşi ile paylaşmak zorundaydı.

Bürokratik Oligarşi, A. Necdet Sezer gibi karşıt yöneticiler, Asker, Doğan Medyası ve sonrasında FETÖ vs Ak Parti’yi hep mazlum konumunda bıraktı.

 

Belki ilk defa bu seçimde Ak Parti mazlum değildi. Derin devlet desteği ve kendi medyasına ek olarak Demirören Medyasının desteğiyle devasa bir medya gücüne ulaştı.

Ak Parti bu gücünü beklenildiği gibi adalet ve nezaketle kullanmadı. Kimi zaman belden aşağı kullanarak rakiplerini mazlum konumuna koydu.

Şimdiye kadar mazlum ve eli yarı bağlı olmasından dolayı insanlar Ak Partinin eksik ve yanlış icraatlarını anlayışla karşılıyordu. Ama bugün (halka göre)tam iktidar olan (ki bana göre iktidar gücü %30/40’ı geçmez) Ak Partinin eksik ve yanlışlarına tahammül gücü zayıfladı.

Medya Gücü:

Havuz medyasına ek olarak Demirören Medyası da Ak Parti’ye destek verince muhalefet medyası azınlıkta kaldı.

Ak Parti bu devasa medya gücünü bir zamanlar Aydın Doğan Medyasının yaptığı gibi kullandı; çarpıttı, manipüle etti, belden aşağı vurdu.

Öyle taraflı ve çarpıtıcı haberler yapıldı ki Ak Partiye oy veren ehli vicdan sahipleri bile yaka silkti.

Ötekileştirici ve Aşağılayıcı Söylemler:

Ak Partinin “Cumhur İttifakı” olarak kendini mutlak doğru ve vatansever ilan edip kendi dışındaki herkesi mutlak yanlış, hain, bölücü ilan etmesi tam bir faciaydı. “Zillet İttifakı” söylemi çok aşağılayıcıydı.

HDP’nin PKK ile ilişkisi malum; ama CHP’yi, SP’yi İyi Parti’yi Kandilden talimat aldığını söylemek; (inanmak isteyenlerden başka) kimse inanmadığı gibi bu haksızlığa öfkelenen çok oldu.

Ak Parti, seçim sürecinde Süleyman Soyluyu konuşturmasaydı muhtemelen bugün İstanbul’u kendi kazanmıştı.

Soylu’nun, Millet İttifakında birçok adayın PKK ile bağlantısı olduğu iddiası başlı başına trajikomik bir vakaydı:

Eğer o bahsedilen adaylar PKK’lı ise senin Adalet Bakanlığın onlara nasıl temiz sicil kâğıdı verir? Ve İç İşleri Bakanı olarak millete şikâyette bulunacağına gerekli adli işlemi başlatsana.

İlk kurulduğunda Ak Parti, kucaklayıcı, nazik ve naifti.

Erdoğan’ın 2002’de ilk seçimini kazandığında yaptığı balkon konuşmasını izleyin sonra bugün yaptığı konuşmalarını izleyin; arada dağlar kadar fark var.

İlk konuşması ne kadar kucaklayıcı ise bugünkü konuşmaları o kadar dışlayıcı, aşağılayıcı ve ötekileştirici kalıyor.

Son 2 yıldır Erdoğan’ınbirilerini hedef almadığı/aşağılamadığı kaç konuşmasını sayabilirsiniz?

Ak Partinin CHP’leşmesi:

Ak Parti güçlendikçe, iktidar gücü arttıkça tek parti dönemi CHP’si gibi davranmaya başladı.

Seçtiği/atadığı her adamına mutlak itaat istiyor. İtiraz edenler susturuluyor. Hain ilan ediliyor.

Ak Parti Teşkilatları (önemli oranda) CHP gibi halktan kopuk.

İhale ve tayin işi kovalayan yöneticiler; kendini seçkin bir zümre görmeye başlayan kirli sakallı, dar takım elbiseli gençlik ekibi ve partinin/devletin parasıyla etkinlikler düzenleyip kendi sosyetesini kuran kadın kolları; bunların hiçbiri milletin beklediği/istediği partici profili değil.

İl ve ilçe teşkilatlarına gidin, az bir kesim dışında, ihale peşinde koşanlarla iş arayanlar dışında kimseyi göremezsiniz.

 Ak Parti içinde adaletle, lideri (Erdoğan’ı) eleştirmeye cesaret edebilecek kaç kişi gösterebilirsiniz?

Erdoğan’ın etrafında nasihat edebilecek, yanlışlarına dur diyebilecek insan sayısı her geçen gün azalırken; “Padişahım çok yaşa, En iyisini siz bilirsiniz…” diyenlerin sayısı hızla artıyor.

Belediye Başkanlarının Görevden Alınması:

İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok Belediye Başkanı, Genel Merkez kararıyla görevden alındı. Fakat niçin alındığına dair bir açıklama yapılmadı.

Eğer bir suç veya şaibe varsa bu durumun seçmenlerine açıklanıp idari ve hukuki süreç başlatılması gerekmez miydi?

Seçmene hiçbir açıklama yapılmadan yapılan görevden almalar, alenen seçmenin iradesine hakaretti.

FETÖ Süreci:

15 Temmuz sonrası darbeye iştirak eden, destek verenler hakkında hukuki kovuşturmaların yapılması, olağanüstü hal ilanı olması gereken bir durumdu.

Bu süreçte her ne kadar istenmese de kurunun yanında yaşın yanması da olağan bir durumdu.

Fakat mağdur ve mazlumlara çok fazla dikkat edilmeden, kişisel çekişme ve hesaplar için insanların birbirine iftira atabilecekleri hesaplanmadan, FETÖ ile iyi niyetle irtibatı olup gerçek yüzünü gördükten sonra ayrılanlar ayrıştırılmadan yapılan hukuki kovuşturmalar; suçu olmayan on binlerce insana zarar verdi.

FETÖ olayında Erdoğan ve diğer siyasilere gösterilen anlayışın diğer sıradan insanlara gösterilmemesi büyük bir kitleyi Ak Partiden soğuttu.

Yolsuzlukla Mücadele:

Ne yazık ki “yolsuzluk” bu ülkede sıradan bir vakaya dönüştü.

Ak Parti’nin yolsuzlukla istenen mücadeleye vermemesi ve parti içinde şaibeli işlere imza atanlara prim tanınması, ehliyet ve liyakata gereken özenin gösterilmemesi, insanların güvenini sarstı…

Eğer Ak Parti/Erdoğan bu sonuçlardan gerekli dersi çıkarırsa, bu seçimler bir yol kazası kalıp sadece bir 5 yıl kayıpları olur. Yok, hala suçu dışarıda aramaya devam ederlerse bu çöküşün başlangıcı olur.

Ak Parti, bu sonuçlardan ders çıkarır mı derseniz, şahsen pek umudum yok. Çünkü hala mağlubiyetin sebebini dışarıda arıyorlar.

Korkarım ki İstanbul’da çalınan oyları bahane edip kendilerini kandıracaklar; yapılan yanlışları devam ettirecekler.

Ak Partinin düştüğü/düşeceği bu durum beni mutlu etmeyeceği gibi fazla üzmez de; çünkü kendileri bilerek/ isteyerek, kendi tercihleri ile bu noktaya geldiler.

Açıkçası benim derdim Ak parti değil Ak Partiye inanmış/güvenmiş yüz milyonlardır.

Yüz milyonlar diyorum çünkü sadece Türkiye’de, Ortadoğu’da değil Afrika’dan Latin Amerika’ya hatta Uzak Asya’ya kadar yüz milyonlar, umudunu Erdoğan’a Ak Partiye bağlamış.

Geçen yıl Etiyopya’da Müslümanlar dışında Hıristiyan birkaç kişiden bile “Erdoğan bizim de umudumuz…” sözünü bizzat işittim.

Lakin Ak Parti ve Erdoğan bu umudun ne kadar farkında, bilmiyorum. Zaten Ak Parti’ye olan kızgınlığım da bu yüzden.

Ak Parti/Erdoğan yaptığı yanlışlarla sadece kendine zarar vermiyor; kendine umut bağlamış yüz milyonlara da zarar veriyor.

Duamız ve temennimiz; Ak Parti’nin üstlendiği misyonun farkına varması ve kendini toparlamasıdır.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.