Sosyal Medya

Makale

Kurtuluşun mümkün şartı

Durum bu…

Sebep sonuç bağlamında oluşan eyleme yönelik bağışlayıcı yaklaşım ne kadar doğrudur?

Neredeyse tek bir düşünce biçimine sahibiz. O da sebep sonuç ilişkileri bağlamında olup bitenin neliğini konuşmak, yorumlamak ve açıklama biçimleri geliştirmek. Hâlbuki bu her zaman bize gerçekliği vermiyor. Hele düşünce dünyasının oluşumu ve duygularımızın belirginleştiği alanlarda bu hiç geçerli değil! Çünkü düşünce ve duygularımızın sahibi biziz. Ancak bir kültür içinde bu olgular belirlendiği zaman söylenen şey gerçeğe dönüşebilir. Ancak her zaman aynı şeyi vermez. İnsan, iradesine ipotek koymayı öyle kolayca kabul etmez…

Burada iradenin konumu neye tekabül eder?

İrade, her zaman farklılığı açığa çıkaran bir özellik katar insana… Ayrıca irade insanı diğer farklı varlık katmanlarından farklı kıldığı gibi onlar üzerinde bir etkiyi de oluşturuyor. Bu yüzden insan, iradesini Yaratıcısı dışında hiçbir varlığa tevdi edemez, etmemelidir. Bu onun özgürlüğünü elinden alır.

Özgürlüğün bu kadar vurgulandığı bir zeminde özgürlüğümüzün bedelini ödeme yerine mevcut koşullara bağlı olmanın dindeki yeri nedir?

İnsan sorumlu yaratılmıştır. Bu sorumluluğunu yerine getirmesi için ona özgürlük bahşedilmiştir. Bu yüzden yapıp ettikleri üzerinden bir hesaba çekileceği dinin en temel vurgusudur. Bu yüzden hem özgürlükten dem vuracaksın hem de sebep sonuç ilişkisi üzerinden mevcuda teslimiyeti öne çıkaracaksın. Bu çok ciddi bir çelişkiyi gündeme taşır. İşte tam olarak bütün hastalıkların ortak özelliği bu kişilik kırılmasını sağlayan bu olguda yatmaktadır.

Sanki çok büyük bir kafa karışıklığı mevcut arkadaşlar...

Kafaların karışık olması bizzat düşüncenin kendi zemininde meydana geliyor. Öznenin kendisine bırakılmış ve sonsuz bir yorum kapasitesi verilmiş insanın kendi yararına her türlü yorumu yapabilme kapasitesi her zaman onu kendine yabancılaştıran bir konumu da içinde taşımıştır. Yabancılaşma, modern olgunun beyni mesabesindedir.

Dünya bir imtihan dünyası değil de öylesine düştüğümüz bir yer gibi. Burada ne yaparsan yap, sonunda affedilirsin gibi çok hümaniter bir yaklaşımın imtihan olgusu ile ilişkisi nedir?

Yani gerçekten bazen büyük bir hayretle bakıyorum söylenenlere, yazılanlara, çizilenlere... Çünkü bütün bunlar mevcut kültürün temel kodlarına uygun bir şekilde zihni çalıştırmanın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. İnsan ne yaparsa yapsın, bağışlanacaktır tezi insana yüklenen fazladan öneme dair bakışın dine uyarlanmış biçimidir. İnsan, zaten yeterli düzeyde özel kılınmıştır. Bu özelliği ile sorumlu kılınmış ve bu sorumluluğunun gereğini yapma veya yapmama durumuna göre muamele göreceği hem ilahi bilgi hem de insani yetinin doğal mantığı açısından da doğrulanabilir olandır. Gerisi ise kafa karışıklığına delalet eder.

Bu arada ilke ile uygulama arasındaki kopukluğun kişilikte oluşturduğu çatlağın düşünce dünyamıza nasıl yansıdığı konusunda bildiğim kadarı ile bir araştırma yapılmamıştır. Bizim üniversitelerimiz ne işe yarar? Bileniniz var mı?

Bilim diye sayıklayan bir ortamda bu ciddiyeti açık olan bir durumun araştırılmaması üzerine düşünmek lazım. O zaman söylenenlerin gerçek anlamda bir karşılığı olmadığı yargısına haklılık kazandıran bir duruma işaret eder. Bu yüzden felsefe, bilim vesaire gibi vurguların bir karşılığının olmadığı ve sadece bir üstünlük aracına dönüştürüldüğünü söylemekte bir beis olmayacaktır.

Gündelik hayatın yoğunluğu ve oluşturduğu yorgunluğu giderecek bir muhabbet ortamını bulamayanlar neyle iştigal ediyorlar. Yorgunluklarına yorgunluk yoğunluklarına yeni yoğunluklar eklemekten başka...

Uyarı önce kendi nefsime sonra selim akıl sahibi her insana...

Modern dünya öznelliği uca taşıyarak iletişimi bozdu. Bilgiyi ve yorumu öznenin kendisine yüklediğiniz andan itibaren onun nerede duracağını kestirmeniz mümkün değildir. İnsan, öyle bir yaratılış üzeredir ki, kendini haklılaştıracak bütün opsiyonları harekete geçirmekten vazgeçmez. Bu yüzden kendi korkuları, kendi çıkarları, kendi beklentileri ve kendi yaşam konforu üzerinden her şeyi kötü veya iyi ilan etmekten kaçınması gerekmiyor.

Üretim ve tüketimi çoğaltarak bağışıklık sistemini bozdu, bozduğuna da bağışıklık kazandı. Mideye her türlü şeyi boca ettiğinizde en iyi durum mide fesadına uğramanızdır. Modern dünya insanın midesine o kadar şey yüklemeye başladı ki tam bir bağışıklık fecaatine maruz kaldı. Bağışıklık sistemi bozulan insanın normal olması da mümkün olmuyor. Yaşadığı her şey bağışıklığı olumsuz etkiliyor. Salt yeme meselesi değil, düşünme melekesi de bağışıklığı bozan bir özellik kazanıyor. Bu yüzden insanlar, ne yapacaklarına karar verirken zorunluluğu dikkate alıyor.

İnterneti kılcal damarlara kadar taşıyarak sanallığı gerçekliğe dönüştürdü. Modern insan sanal insana dönüştürüldü. Bir insanın sanal ortamda kurduğu ilişkileri gerçek hayatta kurduğu ilişkilerle mukayese kabul etmez. Neredeyse hayatın çoğunu sanal ortamda geçiren bir insanın gerçeklik duygusu yara almaktadır. Her gün bunun birçok örneğini yaşıyoruz zaten!

Şimdi şizofren olan bireyin gerçeklik algısını hangi kültür değişime taşıyacaktır. Modernlik bütün kültürleri değişime uğratarak tedavi olabilecek bir zemini de bırakmadı. Bu yüzden bir tedavi olmadığı gibi her tedavi girişimi sadece hastalığı artırmaktadır. Sanal arkadaşlıklar, sanal kazançlar, sanal dostluklar, sanal sevgililer ve sanal ticaret gibi sanal bilgi ağları da hayatı çepeçevre kuşatmış durumdadır.

Dünyada tek kültürün hâkim olması ile öteki yok edilmiştir. Öznenin kendi kavgasını ne durduracaktır?

Hâkim kültür, ötekiyi yok etti… Öteki zaten olumsuz ve yok edilmesi gereken bir hastalık olarak tanımlanmıştı. Bu yüzden her kültür değişime zorlandı. Böylece özne kendi içinde çatladı ve çoğul kimlikler, karakterler ve yapılar ortaya çıktı. Şizofrenik yapı derken kastettiğimiz şey bu… Çok dindar biri, bir başka kimlikle o dinin yasağını çiğnemekten zerre kadar tedirginlik duymuyor. Aynı zeminde bile birden fazla karakteri göstermekten imtina etmiyor. Zaten, dinini ayrı, ticaretini ayrı, siyasetini ayrı, ırkını ayrı, çıkarını ayrı vesaire devreye koyarak hareket etmek temel doğası haline geldi… 

Durum gerçekten vahim… Yeni, büyülü bir dünyaya uyanıyoruz. Herkes sihirbaz olunca büyü seyirlik olmaktan çıkıyor ve gerçekliği oluşturuyor. İşte vahşetin normal olmasının nedeni... Yaşanan her adımda bir vahşeti görmek mümkündür. Çocukların öldürülmesinden tutun da sahipsiz kişilere yönelik ilgisizliğe kadar bir sürü normal insani boyutlar kaybolmaya yüz tutmuştur.

Modern insan tanrısallığa soyundu. Vardığı yer ise şeytanlık oldu... Kötülüğün gerçekliği belirlediği sanal ortamların cihangirleri olarak hep kötümserliğe yapılan vurgu ile iyiliğin cenaze namazına davetiye çıkarmasını iletişim çağında kulaklarımızdaki kulaklık yüzünden duymuyoruz. Duyarmış gibi davranarak isteksiz yoğunluklarımızda kayboluyoruz.

Müslümanlar bundan müstağni mi. Hayır! Onlar güvenlerini ve güvenirliliklerini kaybederek her şeye açık hale geldiler. Her sese kulak verdikleri gibi her sesten korkuyorlar da... Halleri zor. Yardıma gelecek kimse de bırakmadılar. Terk edilmişliğin bütün hıncı ile birbirlerine dalaşıyorlar...

Müslümanlar hala dinleri sayesinde kurtuluşun potansiyeline sahipler, kendi kurtuluşlarını sağlayabilecekleri gibi insanların da kurtuluşunu ortaya koyacak bir zemini hala kurabilirler. Bunun için gerekli olan şey; mevcudu aşacak ve kendi kökleri ile buluşacak bir zemini kurabilmelerine bağlıdır.

Kıyamet yakınlaştı galiba...

Bir gerçekliği dikkate sunmak şuyuu vukuundan beter sayılmamalıdır. Yüreğim yanıyor. Ama kimse anlamak istemiyor. Kuran nazil olduğu ortamın yaşam kodlarına bir müdahaleyi içeriyordu. Bugün yaşamın üzerine bina edildiği kodları dikkate almadığımızda muhataplara hiçbir şey söylemiş olmuyoruz. Durum ortada... Maalesef ilahiyatlar, imam hatipler, camiler, kuran kursları ve cuma namazlarındaki kalabalıklara yapılan vaizler hepsi durumu iyiye değil de kötüye götürüyor ise durup düşünmek esas olmalı değil mi?

Allah, daha önce de müdahale ettiği gibi bugün de müdahale edecek, ancak bu müdahaleye aracılık edecek müslim, mümin, muhsin ve muhlis kulların açığa çıkmasıyla oluşacak bir zemin inşa edildiğinde… 

Dost acı söyler.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.