Sosyal Medya

Makale

Kendine çalışıyor?

Alçak gönüllülük ya da başarı, dürüstlük ya da çalışkanlık, sıkı çalışma ya da eğlenme, tutarlılık ya da esneklik ölçütleri gibi, hayatımıza yön veren en bildik değerleri, bir bütün olarak çocukluk yıllarımızda ediniriz. En azından bu değerler, irademizin dışında, bilincimizin dışında, yaşadığımız hayatın geleneği olarak o düzeyde ham çökelti olarak zihnimizde yer alır. Bazen nasihatle gelir, bazen o hiç doymadığımız masalın ahlaki sonucu olarak gelir bulur bizi. Zamanı geldiğinde ya da biz onlara ihtiyaç duyduğumuzda, söz gelimi önemli bir karar aşamasında, yukarıda kavram biçiminde ifade ettiğimiz halleriyle değil, daha çok vicdanımızın sesi olarak geri gelirler. 

Geçen gün bir dostumla sohbet ederken kendini tam da bu halde düşünürken buldum. Konu malum yerel seçimlerde ortaya çıkan ya da çıkma ihtimali olan yeni yüzlerin profiline dairdi. Adını şu anda anmak istemediğim bir şahsiyet üstüne dostum ile aramda tuhaf bir diyalog sahne aldı. Aslında ikimizde çok bilinçli olarak neden söz ettiğimizi biliyorduk. Beni daha yakından tanıyan dostlarım bilirler. İnsani kapasite olarak birinin ne dediğinin bilincinde olmasını çok önemserim. Neden söz ettiğini bilmek bence çok dikkate değer bir insani özelliktir. 

Anlaşılmayı en kolay en kestirme hale getiren bu nitelik, yine bana göre sevgiyi de tetikler. Çünkü bana kalırsa ‘’sevilmek aslında anlaşılmaktan ‘’başka bir şey değildir. Sevilmek anlaşılmaktır demek, anlam ve sevgi arasında sarsılmaz bir köprü inşa etmek demektir. 

Dostumla yaptığım o giderek tuhaflaşan sohbete dönersem, hikayeyi şöyle daha anlaşılır kılabilirim. Nihayet bir noktadan sonra bütün insani değerleri sıralamak durumunda kaldım. Basitçe sordum’’ Bu arkadaşımız dürüst değil mi?’’ Evet. ‘’Bu arkadaşımız başarılı değil mi?’’ Evet ama kendine çalışıyor! Bu laf kulağımı tırmaladı ama önce önemsemedim. Öylesine söylenmiş basit bir reaksiyon sandım. Devam ettim. ‘’ Bu arkadaşımız konusunda ehil ve uzman biri değil mi?’’ Evet ama sadece kendisine çalışıyor! Hafifçe gerildiğimi fark ettim, ama konuşmayı germeden devam ettim. ‘’ Bu arkadaşımız Lisan bilen, dünya görmüş, güvenilir biri değil mi?’’ Evet, ama sadece kendisine çalışıyor!  Doğrusunu söylemek gerekirse artık aynı şeyden söz etmediğimizi anladım. Aynı dili konuşuyor olmamıza rağmen aynı şeyden söz etmiyorduk. Hafifçe doğruldum ve gerildiğimi saklama ihtiyacı duymadan açıkça sordum; ‘’ne demek kendine çalışıyor? Bununla neyi kast ediyorsun? Nereye gönderme yapmaya çalışıyorsun? Maksadın ne? Açıkça söyle de ben de aydınlanmış olayım’’ dedim. 

Dostumun söyledikleri bilindik şeylerdi. Davaydı, biat’ı, sadakat’ı, otorite ve geleneğe bağlılıktı. Siyasetin ihtiyaçlarına değil, örgüt, parti ve otoritenin ihtiyaçlarına dair bir söylemdi. Oysa biz yerel seçimlerde ortaya çıkan aday profili üstüne sohbet etmeye başlamıştık. Halkın ve siyasetin taleplerine yanıtlar oluşturmak yerine sadakat ve bağlılık değerlerini yeniden tartışmak durumunda kalmıştık.  Liyakat yerine bağlılık, uzmanlık ve yeterlilik yerine davaya sadık olma, dürüstlük, güvenilir olmak yerine, bizden birine takılıp kalmıştık.  Aslında konuştuğumuz konu ve dostumun bana önerdiği şey üstüne daha sonra uzun uzun düşünme fırsatı buldum. Zihniyet olarak bir siyasi partiden çok bir cemaat geleneği ile karşı karşıya olduğumuz endişesine kapıldım. 

Bir seçim stratejisi olarak adayın bir adım öne çıkması ve kendi özelliklerini seçmen kitlesiyle paylaşması son derece meşru bir davranıştır. Seçmen nezdinde bir parça tanınırlık elde etmek için, adayın kişisel niteliklerine vurgu yapması doğaldır. Özellikle de yerel seçimlerde adayın potansiyeli seçimin kaderini belirliyorsa, o adayı öne çıkarmadan o seçimi kazanmak mümkün mü?  Bir adayın sırf kendinden söz etmesi ‘’ kendine çalışıyor’’ diye yorumlanabilir mi? Adayın gerçek muhatabı halk dolayısıyla seçmen değil mi? Halkın dışında ve halkın üstünde başka kriterler aramak demokratik olabilir mi?  

Siyasi partilerin çoğu, kitle partisi olma karakterlerinden ötürü, üyeleriyle gevşek bağlar kurmaya özen gösterirler. Düzenli seçim desteği sağlamak ve parti programından yana bir nebze gönüllü etkinlik yürütmek dışında bir düşünce birliği aramazlar. Şaşmaz ve sapmaz sadakat ve her durumda biat edip boyun eğme çağdaş siyasi partilerin bir özelliği değildir. Eskilerin devrimci partileri ya da gerici radikal partiler bu tür zorunlulukları örgüt kriterleri haline getirirlerdi.  Siyaset yapmanın kriterleri bir tek yerde sınanır o da halkın talepleri aynasıdır. Siyasetin ve siyasetçinin profilini sınayacak olan da halktan başkası değildir. 

Kaynak: Yeni Yüzyıl Gazetesi

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.