Yazarlar
Fıtratın Sesine Kulak Kesilmek
.jpg)
İnsanın ayırt edici temel vasıfları, yaratılış kodlarının işlendiği fıtratında gömülüdür. İnsan, fıtratı gereği biyolojik ve psikolojik tehdit ve uyaranlara karşı derhal teyakkuz haline geçer. Ama insan yine fıtratı gereği sürekli teyakkuzda olma halini sürdüremez. Sürekli teyakkuz halinde olmak insanı yorar, yıpratır ve artık fıtratı haricinde başka bir şeye benzemeye başladığını sezinler. Bu sezgi halinin fıtrat yankıları arttıkça, insanın kendisi ile mücadelesi başlar. Bu mücadele; fıtratının sesine kulak kesilme ile mevcuttaki halinin yeni bir gerçeklik olarak kabulüne yönelik ikna süreçlerinin amansız çarpışmasıdır. İnsan ikna olur, uyum gösterir yeter ki sürekli teyakkuzda olma halinden bir an önce kurtulabilsin. Fakat mücadele bitmemiştir zira fıtrat asla ikna olmaz. Hiç hesapta olmayan bir anda fıtratın sesi, yeni gerçeklik halini zirvesinde paramparça eder. Örümcek ağı misali. Bu önü alınamayacak bir seldir. İhmal edilmiş, yok sayılmış, örtülü ya da aleni zorla veya ikna ile başka kalıplarda hayatiyetini sürdürme haline savaş açar fıtrat.
Büyük bir tehlike karşısında sığındığı müstahkem bir mekânın aslında bir köle toplama merkezi olduğunu anlayan bir insan, kaçtığı tehlikenin dışarıda kendisini beklediğini bildiği halde bu mekândan kaçıp kurtulmak ister. Özgürlüğünün izzet ve şerefini, dışarıdaki tehlikeye rağmen önceler. Dışarıdaki tehlike bir tehditti ve bu tehdit karşısında teyakkuz hali ile buraya sığınmıştı. Ama burada kendisi olmaktan vazgeçmeyi bir zorunluluk olarak dayatan sürekli bir uyaran ile karşı karşıyadır. Fıtrat çağrısını yapar ve özgürlüğü için mücadeleye karar verir. Bir aslandan, bir boz ayıdan, aç bir kurttan hülasa büyük bir ihtimal ölümden kaçıp kurtulmuştur. Şimdi de mücadele kararının sonucu büyük ihtimal ölümdür. Fakat bir aslan ya da ayı pençesinden, aç bir kurt ısırığından ölüp gitmek korkusu yerini ulvi bir duyguya bırakmıştır. Ölüm artık ölmüştür.
Hiçbir kötü sürprize yer olmayan rahat yaşam biçimi ile ikna edilmiş insanlar, yaşadıkları cennetlerinin inşa ve devamı için büyük bir yekûn tutan birilerinin cehennemi yaşamak zorunda olduklarını gördükleri ve anladıkları an; fıtratın sesini yükselttiği andır. Işıltılı caddeler, akıp giden trafik, günün her anı açık dükkanlar, sınırsız eğlence… En basitinden bir kasa tropik meyve, bir avuç kahve için aç bırakılan, sömürülen, dövülen, öldürülen insanlar. Daha karmaşığı, bir tanker petrol, bir tutam uranyum, bir elin parmakları kadar elmas, bir külçe altın için yok edilen şehirler, esir edilen ülkeler, katliamlar ve soykırımlar. Aptallaştırdıklarını zannettikleri kitlelere yaşadıkları cennetlerinin esas maliyetini canlı yayınlarla gösterme cüretini gösterenler, gün ortasında, kutsal mesai saatlerinde, meşgul olunması gerekli ayin zamanlarında kamusal buldozer bulvarlarında, siyah beyaz bir poşu ile kamçılandılar.
Bir Filistin sabahında bütün bir dünya, özgürce yaşamanın izzet ve şerefini kuşanmışların kendilerine öğretmen olacaklarından habersiz flaş bir haber ile karşılaştılar. Trilyonlarca dolar akıtılmış ekran zindanlarından menfur bir terörist saldırı haberi, ölü ve yaralı sivillerin trajik görüntüleri eşliğinde servis ediliyordu. Günler geçti. Kamusal alanlar hareketlendi. Bulvarlarda, caddelerde, meydanlarda itiraz eden, özgürlük ve adalet talep eden sesler yükseldi.
İtiraz ve talep:
- Alacaklımın, borcumu hızlı ve bedava bildirebilmesi, alacağını zahmetsizce takip edebilmesi için almak zorunda olduğum internet için neden bedel ödüyorum ve bu maliyeti karşılamak için alacaklıma neden daha fazla borçlanıyorum.
- Narkotik bir gecenin sabahında kimsesiz ölmek istemiyorum. Yasak ve suç olan bir şey neden bu kadar kolay bulunabiliyor.
- Özgür yaşayabilmek için karavan aldım. Taksitlerini ödeyebilmek için ek ikinci bir iş arayışımın izahını yapamıyorum.
- Pandalara, kutup ayılarına, deniz kaplumbağalarına gösterilen hassasiyet, bombalar altında can veren anne ve bebekleri için neden gösterilmez? Bu işin içinde bir iş var. Ben bu işin neresindeyim?
- Hayatımızın her anını maliyetlendiren bu düzen, talep ve itirazlarımız da maliyet eksenli yapmış. Yazıklar olsun bu düzene. Maliyet penceresinden bir türlü insanlık penceresine geçemiyoruz.
- Arkaik, gerici, ilkel olarak sayılan ve bizlere bu şekilde belletilen yaşam biçimlerine duyduğumuz garip bir özlem bizleri sarıp sarmalıyor. İnsan olabilmenin esasına değmiş olabilir miyiz? Katledilen evlatlarını sonsuzluğa uğurlayan annelerin, babaların bu metanetinin sırrı ne ola ki?
- Nasıl bir çağdır bu? Bütün hücrelerimize nüfuz etmiş olan devletten, hükümetten, otoriteden, bankalardan, şirketlerden, tekellerden ölesiye kaçındığımız ama kaçamadığımız bir çağ. Rasyonelleştirilmiş bir köle düzeninde kendimizi özgür sayabildiğimiz bu irrasyonel duruma nasıl rıza gösterdik ve rıza göstermeye nasıl devam ediyoruz?
- Neden katil sürülerine ordu, haramilere maliyeci, gaspçılara, kapkaçlara ürün ve hizmet sağlayıcı banka ve şirket, büyücülere star, üfürükçülere kanaat önderi, düğüm üzerine düğüm atıp vesvese dağıtanlara bilim adamı demeye devam ediyoruz? Bomba altında canını veren bir annenin, bir bebeğin kefaretini nasıl ödeyebiliriz derdini çekmek yerine…
Sebe Halkı mamur şehirlerinde, gözlerden ırak malikanelerinde, gümrah bağ ve bahçelerinde, üretken fabrikalarında Allah’ın bahşetmiş olduğu nimetlerden şımarmış, sorumluluktan kaçmak için ulaşılabilir olma halinin kısıtlanmasını talep etmektedirler. Yoksulu, akrabayı, düşkünü, derdini sıkıntısını anlatabileceği bir dost arayanı burunlarının dibinde görmek istememektedirler. Allah onların mamur bağ ve bahçelerini, üretken fabrikalarını, kara, hava ve deniz güçlerini değersiz çer ve çöpe çevirdi. Binlerce yıl hüküm sürmelerinin esas amili adil yasalarını bir kurt gibi kemirerek zulüm kanunlarına çeviren düzenleri yıkılıp gitti.
Şeytanın vesvesesi gürültülüdür. Zira içi bomboştur. Ama propaganda kabiliyeti yüksektir; fıtratında korkunun da bulunduğu insanoğlu için. Şeytan ve yandaşları korkuyu ustaca kullanır. Korkuyu temel bir uyaran haline getirir. Aşağılık sömürgecinin maskesi düştükçe yeni ve kullanışlı korku imalatına girişilir. Bir ifritten, bir deccaldan, bir canavardan bahis açılır. Sanal korku dağları yürütülür. Bizleri acze, yeise düşürecek, kendimizi değersiz hissettirecek, gelecek tasavvurlarımızı anlamsızlaştıracak korku pompalanır.
- İklim krizi, çevre felaketi inanılmaz boyutta. Gelecek yok artık.
Bir yüz yıl önce sen kirlettin evreni. Sen sömürdün dünyanın varlığını. Şimdi korkusunu mu pazarlıyorsun?
- Bu işlerin arkasında olanlar çok güçlüler. Yenmek asla mümkün değil.
Yenmenin mümkün olmadığı bir düşmanı neden bize anlatıyorsun? Durmadan alarm çalarak bizleri sürekli teyakkuz halinde tutarak varlığımızı felç etmek midir niyetin?
- Trans hümanizm çağı geliyor. İnsansı robotlar türümüzün sonunu getirecek. Kimin insan kimin robot olduğu ayırt edilemeyecek.
Kimin erkek kimin kadın olduğunu ayırt edemediğimiz zaman bu alarm zilini neden çalmadın?
- Yapay zekâ doludizgin geliyor. İnsan zekasına artık ihtiyaç kalmayacak. Kendisini programlayabilen yapay zekaya sahip insansı robotlar büyük bir işsizliğe neden olacak.
Gazze ve onun yiğit erkek kadın ve çocuklarına bakın. Uzun yıllardır bu dünya bağlamında ötesi olmayan ölüm ile iç içeler. Sıra ile, şehit neşesinde birbirlerini esas yurtlarına uğurluyorlar. Tükenmiyorlar. Elhamdülillah düne göre daha çoklar, yarın daha çok olacaklar. İnsanın fıtratındandır; insan Hak Yolundaki izzeti ve şerefi için ölümü öldürür. Biz Müslümanlar buna kısaca Cihad diyoruz vesselam.
Arif Arcan

Henüz yorum yapılmamış.