Sosyal Medya

Makale

Hakikatin İzdüşümü

Hakikat yansımalar yoluyla insan zihnine gölgesini düşürür. Bu zihne düşen gölge eÄŸer doÄŸru bir zeminde anlama ve oradan bilgiye dönüştüğünde hakikatin varlığının ışımasından bahsedebiliriz. Bu yüzden hakikat bizzat kendisi olarak kendisini ele vermez. Ancak telmih ve iÅŸaretler ile konuÅŸur. Hakikatin kavurucu gerçekliÄŸine talip olan kiÅŸi, o yakıcı ateÅŸe dayanamaz… ÖrneÄŸin Musa as için ‘DaÄŸa bak, daÄŸ dayanabilirse beni görürsün’ emri ilahisi bunu açık kılar.

Hakikat bu anlamıyla mutlak ve salt Yaratıcı, Kudret sahibi ve Ä°rade ile Ä°lim sahibi bir Zat’a aittir… O zaman elimizde sadece yansımalar kalır… Ötesine sahip olduÄŸunu söyleyen hokkabaz olduÄŸunu deÅŸifre etmiÅŸtir.

Saf bir düşünce yoktur, kendimizi kandırmaya da gerek. Kültürel etkileÅŸim vardır. Tarih boyunca bu kültürel etkileÅŸim üzerinden düşünceler oluÅŸturulmuÅŸ ve yeni düşüncelerin izlekleri de bu etkileÅŸime çok ÅŸey borçludur. Tabii ki bu kültürel etkileÅŸime yönelik ağır suçlamalar yapıla geldiÄŸi için yeni bir düşünce ile insanlar karşılaÅŸabiliyorlar. Ama yeni bir arayış saflığın bu kültürel etkileÅŸim olmadığına dair düşüncenin billurlaÅŸması sayesinde meydana geliyor. O zaman saf olan nedir sorusu gündeme geliyor ve yeni bir bakışın imkânları imgeler üzerinden yeniden kuruluyor. Saf bir düşünce hakikatin yansımalarını kültürel bir koda dönüştürmeden önceki hali üzerine kurulabilecek bir zemini iÅŸaret eder. Bir de risalet yoluyla gönderilen bilginin nebi’nin aÄŸzından döküldüğü haberlere istinat edilebilir. Hakikate ulaÅŸma yolu akli, duyusal ve sezgisel melekeler olduÄŸu gerçeÄŸi biliniyor. Tecrübe bu çerçeveyi inÅŸa eder. Ama en yakın duran ÅŸey tabii ki sezgisel boyuttur. Ve bunu sadelik üzerinden ortaya koyan kiÅŸi de ‘Arif’ olandır. Kuran, ilmel yakin, aynel yakin ve hakkel yakin ayrımları üzerinden bizi hakikat ile baÄŸ kurmaya davet eder.  Bu bilgi, gözlem ve dolaysız bilme diyebileceÄŸimiz sezgisel bilme türleridir. Meseleyi açıklığa kavuÅŸturmak için bilgi denizin var olduÄŸu bilgisi, denize gidip seyredip yüzenleri izlemek aynel yakin, ama denize girip onu tecrübe etmek ise bizzat hakkel yakini iÅŸaret eder. Belki varlığı kendi sadeliÄŸi içinde kavrayabilirsek hakikate yakın düşeriz.

Sadelik ise derinlikten kaynaklanır. Bu derinliÄŸi saÄŸlayan ÅŸey ise hakikate talip olanın tecrübesi ile oluÅŸan ÅŸeydir. Sade konuÅŸan ise ariftir. Arif sütün üzerindeki köpük gibi sade bir ÅŸekilde dile getirir ele aldığı konuyu... Köpüğün kahveyi temsili gibidir Arif’in hakikati dile getirmesi ve onu zihne düşürmesi…

Entelektüel, hakikatin neliği üzerine konuştuğu zaman anlaşılmaz olduğu dillendirilir. Bu entelektüelden kaynaklanmaz konu edindiği şey ile ilgilidir. Hakikatin farklı boyutlarını kendi içinde tutarlı bir şekilde var eden olguyu dile getiren her bilgin imge dilini kullanmak zorundadır. İmge dili terk edildiğinde ise indirgenme sağlanır ki bu bizi hakikatten uzaklaştırır. Somutlaşan her şey hakikatinin uzağında kalmıştır. Açık ve kapalı konuşmak şundandır: sadece hakikatin yansımasını söylemek ve dile getirmektir. Kapalı konuşmak ise bizzat hakikate dair konuşmaya çalışmaktır. Demek ki hakikat kapalı, yansıması ise açıktır...

Hakikat kimsenin tekelinde deÄŸildir. Her insanın o kimselerden birisi olduÄŸu unutulmamalı… Neredeyse yapılan her eleÅŸtiri nispi gerçeklik zemininden hareketle yapılıyor. Algı yönetimi buradan besleniyor. BaÅŸkasını eleÅŸtirmek yerine sen doÄŸru olanı yap, hakikatin tanığı ol… Bu tutum birçok tartışmayı ve çatışmayı ortadan kaldıracaktır. Aldatma ve aldanmanın olmadığı bir dünya hakikatin yansımasına açık olan bir dünya olacaktır.

EÄŸer güzel, doÄŸru ve hakikati istiyorsanız onun kurucu sistematiÄŸini de bilmeniz lazım… Mutlak olanın ne olduÄŸunu bilmeden güzeli, doÄŸruyu ve hakikati bilmeye takat getiremez insan. Mutlak olan Allah ise bu mutlaklığın neye tekabül ettiÄŸini de bir ÅŸekilde idrake sunmamız gerekir. Ä°nsan, varlık ve hayat kombinasyonu üzerine çok yoÄŸun bir tefekkür geliÅŸtirme sorumluluÄŸu esas olmalıdır. Hakikatin ölçüsü nedir sorusu da bu çerçevede dile getirilmesi gereken temel bir sorudur. Hakikatin ölçüsünü Allah olarak koyabilirsiniz, buna göre bir varlık ve bilgi felsefesi geliÅŸir. Hakikatin ölçüsünü DoÄŸa olarak koyarsanız, ona göre bir varlık ve bilgi felsefesi geliÅŸtirilir. Hakikatin ölçüsünü insan olarak koyarsanız yine buna uygun bir varlık ve bilgi felsefesi inÅŸa edersiniz. Tarihte bu ölçülerin varlığını ve buna uygun felsefi disiplinleri biliyoruz…

Eğer insan hakikatin temel ölçüsü ise bu şu demektir ki her insan sayısı kadar hakikat vardır. Bu yüzden kimse kimseyi hakikate çağırma hakkına da ve imtiyazına da sahip olamaz...

Hâlbuki hakikat insanın dışında gerçekleşmeli ki nesnel bir karaktere sahip olsun ve böylece insanların davet edilebilecek bir zemini oluşsun. Yoksa estetik, güzellik, iyilik ve kötülük gibi birçok konu muğlâk ve öznel kalır ki bu da o kavramların içinin boş olduğunu gösterir. İşte bu yüzden o zaman kim neyi dilerse yapma hakkına da sahip olur.

Hakikati doÄŸa olarak kabul ettiÄŸimizde verili bir bilgiye sahip olacağız… Ancak doÄŸa dediÄŸimiz ÅŸey bir bilinç ile hareket etmediÄŸini biliyoruz, yaratılışı ve varlığı tesadüfe bırakacağız ki bu neredeyse imkânsız bir durumu ihtiva eder. Elimizdeki bilgilerde bunu iÅŸaret etmiyor. Varlığın tamamen kendi kendisine yaratılmış olduÄŸu tezi kendi başına çürütülecek bir konumu ihtiva ediyor. Çünkü gözümüzün önünde cereyan eden hayat kendi başına yürümüyor. Her ÅŸeyi bir neden üzerinden açıklayabiliyoruz. Öncesi için ise nedeni ortadan kaldırmanın imkânsızlığını görebiliriz. Aslında o zaman her ÅŸeyin bir mucize eseri olması gerekir ki bu da çok uzun bir zaman aralığını iÅŸaret eder… Gerçi kuantum fiziÄŸi bize atom altı yapının nedensiz olduÄŸunu ve göreli olduÄŸunu belirtiyor. EÄŸer gerçekten yönetici bir akıl yoksa tamamen iÅŸi tesadüfe bırakırsak o zaman yaÅŸadığımız dünyadaki nedenselliÄŸi izah etmekte zorlanacağız. Bu yüzden insanlık tarihi boyunca insan aklı hep bir Yaratıcı varlığı zorunlu kabul etmiÅŸtir.

Hakikat verilidir. Hakikatin algılanması ile idrak edilmesi arasında bir mahiyet farkı olacaktır. Verili bir hakikat üzerinden her insan kendi müktesebatınca istifade eder.  Ä°nsanların bakışının neliÄŸi bu verili hakikat üzerinden yargılanır. Ki böylece saÄŸlıklı ve nesnel bir zeminin oluÅŸumu saÄŸlanmış olsun.

Hakikatin bir boyutu gayba taalluk eder ki bu insanın idrakinin dışında kalan alana tekabül eder. Ancak bir boyutu da insani tecrübeye konu edinilir. İster ilahi mazhariyet ister gaybi yardım işte o zaman hakikat insani tecrübeye konu edildiği zaman idrake ve bilgiye de konu olur... Bu temel gerçekliği kavramak esasa taalluk eder. Ayrıca her tecrübeye konu edilen hakikatin bilgiye yönelimi bir indirgeme ve şartlara dâhil olmayı içerdiği için de sınırlı bir gerçekliğe tekabül eder... Yani insanın bilgisi sınırlı olmaktan kurtulamıyor...

Bir bilginin doÄŸru kabulü mutabakat üzerinden gerçekleÅŸir. Tarihsel olarak bu durum hem dinler için hem de felsefe için de geçerlidir. En geniÅŸ mutabakat en doÄŸru olmaya liyakat kesbeder. Din’de böyledir. Vahyin varlığı ve peygamberin nübüvvet sahibi oluÅŸu da bu mutabakat üzere olduÄŸu içindir ki iman mevzuu olabiliyor.

Ayrıca dinin ne olduğu emir ve nehiyleri ile mükellefe yüklediği sorumluluk da bu mutabakat üzerinden temellenir. Hemen şu itiraz gelmesin, iyi de kısmi mutabakatlar da var. Bu önemli değil, bir grup kendi bakışını mutabakat olarak betimlemiş olabilir. Bunlar demek ki biliniyor. Bizim için asıl olan şey hakkında aleyhte bir şey bulunmayan ve bilinmeyen emir, nehiy ve eylemlerdir. Müslüman da bu mutabakat üzerinden dinini yaşar. Eğer bir konu hakkında Müslümanlar kendi aralarında bir farklılık yaşıyorsa bu şu demektir: kişi dilediğini seçer veya kendisi yeni bir yorum yapabilir...

Allah en iyisini bilendir. 
Vesselam...

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.