Sosyal Medya

Makale

İslamlaşmanın Geleceği

Türkiye’de 19. Yüzyıldan itibaren İslamlaşma süreci ile ilişkili olarak her fikri akımın kendine göre bir bakışı ve bu bakışı besleyen yaklaşımı vardır. Ama ana gövde İslamlaşma sürecinin kendisi ise bu bakışı dile getirme ve seslendirme araçlarından mahrum olduğu için o sessiz çığlıkların ulaşacağı bir kulak da olmuyor.

İktidar merkezli bir okuma İslamlaşma sürecini ciddi anlamda baltalamış durumdadır. Siyasal erkin bütün hatalarının bu harekete çıkarılması gibi kurnazca tutumlar muhalifleri tarafından bilakis kullanılmaktadır. Kendini savunma ve ifade etmekten imtina etmekten çok mecraya sahip olamaması yanlış anlamalara neden olmaktadır.

İslamlaşma, bir erk üzerinden gerçekleştirilir tezinin çürüdüğünü görmek için bu günleri yaşamak zorunda olmamalıydık. Ama maalesef bize acı bir fatura olarak kesildikten sonra anladık ki din sivil bir alanda ve gönüllülük esasına dayalı olarak ancak varlık sahasına çıkar. Bu da İslamlaşmanın güç kullanılarak varlık sahasına çıktığında kendisine yabancılaşacağını, bir ahlaki benliği oluşturma konusunda ciddi zaaflar üreteceğini ve şahitlik etme konusunda da zaaf oluşturacağını öğrenmiş olduk.

İslamlaşmanın önündeki sorunları yeniden ele almanın vakti geçiyor. Güncelin baskın karakteri üzerinden yorumlamaya devam ettiğimiz sürece sahici bir gündeme sahip olamıyoruz. Güç, makam ve mülk ile imtihan olmak her zaman zordur. Ama bugün onlarla imtihan olmak çok daha zor oluyor. Çünkü yukarıda saydığımız şeyler bugün hayatın omurgasını oluşturduğunu ve dünyevileşmenin baskın bir karakter ve kültürü inşa ettiğini biliyoruz.

İslamlaşmanın müntesibi kişiler, stratejik olan ile taktik olan arasındaki ilgiyi ve farkı kavrama konusunda isteksiz davrandılar. Bu isteksizlik onlara pahalıya patladı. Birlikte yola çıkılan insanların yolda arkadaşlarını terk etmeleri büyük bir isteksizliği ve hayal kırıklığını ortaya çıkardı. Müslüman bir fedakârlık yaptığında onun ecrini Allah’tan bekler. Bugün dün yapılan fedakârlıkların karşılıkları misliyle veya daha fazlası ile bu dünyada veriliyor. Bu da o Müslümanı azdırmaktan başka işe yaramıyor. Hatta bu karşılık alma meselesi, bütün ahlaki tutum ve davranışları bir tarafa bırakmaya neden olduğu fitnenin bizzat sebebi olduğu da aşikâr.

Şimdi İslamlaşma sürecinin aktörleri bir karar vermek zorundadırlar. Bu karar; iktidara desteğin stratejik olduğu tezi ile hareket etme olduğunu kabullenerek iktidarın güç temerküzü üzerinden yaptığı çatışmalarda taraf olmak ile bu desteğin taktiksel bir tutum olduğu gerçeğini unutmadan çatışmanın bir tarafı olmadan kendisi olma yolunda adımlar atmasıdır. Yani din ile iktidar arasındaki farkı doğru anlamak ve iktidarın bizzat doğasında bir çatışmanın kaçınılmaz olduğu gerçeği ile dini gerçekliğin yüzleştirilmesini sağlamak zorunludur.

Bugün İslamlaşma kendi sesine hasret kalmaktadır. Çünkü o ses çok cılız ve çok sınırlı bir şekilde çıkabilmektedir. Her zaman olduğu gibi İslamlaşmanın müntesibi olan kahır ekseriyet yine farkında olmadan veya uyarılmadan doğru zannettiği bir yola itirazını saklı tutarak düşmüş görünmektedir.

İslamlaşma bir gelecek arayışını temellendirmek istiyorsa öncelikli olarak kendi olmayı başarabilecek bir vasatı inşa etmekle yükümlüdür. Bir ıslah ve tecdit hareketi olarak doğmaya çalışan İslamlaşma bugün tam olarak kendi müktesebatı üzerinden bir ıslah ve tecdide ihtiyacı her zamankinden daha fazladır. Dün sağcılıktan ve muhafazakârlıktan ayrışarak kendi olmaya çalışan İslamlaşma iktidar süreçlerinde yeniden bir sağcılaşma ve muhafazakârlaşma eğilimi göstermektedir. Bugün de yeniden İslamlaşma ile muhafazakârlaşma arasındaki farkı ortaya koymalı ve isteyen değil fedakârlık yapan kişiler olarak ortaya çıkmalıdır.

İslamlaşma, kutuplaşmayı değil bütünleşmeyi öne çıkartır. Bu hareket parçalayıcı değil birleştirici bir unsur olmalıdır. Ayrıca bu hareket ayrışma yerine kapsayıcı özelliği ile öne çıkmalıdır. Yokedici, yaralayıcı ve zarar verici değil diriltici bir soluk olmalı ki bu hareket, insan olana bir anlam armağan edebilir olmayı güçlü kılabilsin. Yani kendisinden çok başkası için yaşayan ve endişelenen biri olmalı Müslüman…

İslamlaşma bugün için kendisini yeniden hatırlamalı ve duyarlılıklarını kuşanmalıdır. Bu kuşanma ile insana dair bakışını yenilemeli. Ve bütün bir insanlığa anlam verebilecek kutsal kapasitesini yeniden hatırlamalıdır. Bu hatırlama hem kendisine yeniden bir anlam yükleyebilmesini sağlasın ve hem de dünyada yaşanan bunca zulme ve haksızlığa karşı da bir söze dönüşebilsin.

Artık şunu iyice öğrenmeliyiz: İslamlaşma için herhangi bir güç, kuvvet ve imkân arama bahanelerine sığınmayı terk etmeliyiz. Dün hiçbir şeyimiz yokken yaptıklarımız ortada. Bugün sahip olduklarımıza rağmen yaptıklarımız yine ortada. Bu da bize şunu gösteriyor ki, aslında bir şey yapmak için öyle çok fazla mala, mülke, paraya, makama veya mevkie gerek yoktur.

Peki, neye ihtiyacımız var?

İman etmeye ve büyük bir teslimiyet ile bağlanmaya ihtiyacımız var. Ayrıca bu bağlılığı aşkla yapmaya… Davamıza aşkla bağlı olduğumuzda Talut ve bir avuç geride kalan dava sahiplerinin dediği gibi ‘nice azınlıklar, nice çoğunluklara Allah’ın izni ile galip gelmiştir’ demek nasip olur. Çünkü dün bir avuç insandık. Bugünde bu bir avuç insanı bulabiliriz. O gün aşkla işe koyulmuştuk. Bugün o aşk zedelendi. Dışsal faktörler o aşkı yaraladı. Her tarafımız yara bere içinde… Ama şunu unutmamalıyız ki aşk her derde devadır. O, o yara ve bereleri de iyileştirecek iksire sahiptir. Önemli olan biraz durmak ve düşünmek için bir zemin bulmaya çalışmaktır. O zaman fark edeceğiz ki gerçekten bu yaşadıklarımız bizim idealize ettiğimiz şeyler değildir. Hemen istiğfar çekip nasuh bir tevbe etmeli, kendi idealimize sahip çıkmalı ve bu sefer ideal ile reel olan arasındaki bağı doğru kurmalı ve kendi mecrasında akan yeni bir İslamlaşma nehrini harekete geçirmeliyiz.

Bunu sağlamanın yolunun bir güven tazelemeye olan ihtiyacını inkâr mümkün değildir. Bu güveni sağlayacak olan şey ise bakışımızı değiştirmek ve meselelere iktidar odaklı değil İslamlaşma odaklı bir bakmaktır. Yeni Deli’ler ihtiyacımız var. Davayı her şeyin önüne koyanlara ihtiyacımız var. Dünyayı keşfeden ama ona takılı kalmayanlara ihtiyacımız var. Ve en önemlisi bu dünyanın geçiciliğini her an aklında tutan bir şuuru sürekli diri tutan kişiliklere ihtiyacımız var.

Bu körü körüne iktidar düşmanlığı yapmak demek değildir. Elbette ki bana yakın olan ile uzak olan arasında bir ayrım yapacağım. İktidarda kimin olması ile ilgili olmayacağım anlamına da gelmeyecektir. Benimle aynı duyguyu paylaşanları farklı düşünüyor diye onlara düşmanlık yapmam da gerekmiyor. Ama benim bir davam varsa ve bu davanın kendi amacı ve hedefleri varsa ben, bu amaç ve hedefleri öncelerim. Kavgam ve çabam sadece kendi amaçlarım ve hedeflerim çerçevesinde olmalıdır. Bana yakın olana yakın, benden uzak kalana da uzak kalmak diyaloğun temel ilkesidir. Ama prensip olarak her kese eşit mesafede olmak ve onlara kendi davamı anlatacak bir pozisyonu elimde tutmalıyım. Ama bu pozisyon içinde kendi davamı zaafa uğratacak bütün ilişki biçimlerinden ve uzlaşı tekliflerinden de beri olduğumu ilan etmeliyim…

İslamlaşma öyle bir ahlaki yapıyı ortaya çıkarmalı ve bende buna şahitlik etmeliyim ki yaptığım her şeyin davam açısından bir makuliyyeti ve sağlaması tarafsız gözler tarafından dahi yapılabilinsin...

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');