Sosyal Medya

Makale

Bağımsız Paragraflar

Son günlerde bayrak, vatan üzerinde önüne gelene sövüp duruyorken,

Odasına sessizce giren dedesiyle göz göze geldi.

Telaşını gizleyip hiçbir şey olmamışçasına toparlanan adam konuyu değiştirerek,

Dedesine, babasının pul koleksiyonu işaret ederek dedi ki;

‘Benim ne toplamamı tavsiye edersiniz?’

Hayat yorgunu dedesi bıkkın bir ifadeyle cevap verdi;‘Ağzını topla’

 

Tüttürmek için çıktığı balkonda yumurtalarının üzerine yatan kumruyu gördü.

Günlerdir bu olaya şahit olmak köşe yazarı hanımın canını sıkıyordu.

Tam ödül aldığı ve iyi bir yerde yazmaya başladığında bu sahneyi görmek can sıkıcıydı.

Demek ki sadece yumurtlamak değil asıl olan yumurtladıklarına sahip çıkmaktı, analık.

‘Aydınlık yarınlar için kariyer’ başlığıyla o kadar çok yumurtlamıştı ki sayısını o bile…

Sonra sigarasından bir nefes çekti, umursamazca ‘Adam sen de’ adlı yazısının başına döndü.

 

Şehrin siluetinde yer alan saatin bir türlü doğruyu göstermiyor olmasına içerliyordu.

Ekibiyle bila bedel o saati çalıştırmak için iki gününü harcadı.

Lakin ne yaparsa yapsın saat, ya ileri gidiyor ya da geri kalıyordu.

Hâlbuki durmuş saat bile günde hiç olmazsa iki defa doğruyu gösteriyordu.

Açılış töreninin yapılacağı günün yaklaştığının çokça hatırlatılmasından sıkılmaya başlayınca,

Karar verdi ve çalışan saati ‘dokuzu beş geçe’de durdurdu.

Artık o bir saat değil sonsuzluk anıtıydı, kuzuzadelerden gelen yüklü çekse işin cabası…

 

Çayın yanında sunulan çikolatalı gofreti, şekere mesafeli durduğundan kibarca reddetti.

İkram sahibiyse ‘bunu yolda gördüğün bir çocuğa verirsin’ ısrarıyla cebine koyuverdi.

Akşam namaz sonrası alacakaranlığında uygun çocuğu nereden bulacağım diye düşündü.

Çocuklarına ' tanımadığınız biri bir şey verirse sakın alma' diye tembihlediğini hatırladı.

Şimdi uzamış sakallarıyla, bu akşam vakti, tanımadığı bir çocuğa çikolata verirken...

Soğuk bir ter boşandı… Bu sırılsıklam haliyle yine de göz ucuyla çocuklara bakıyordu.

Neyse son anda ablasıyla giden Suriyeli bir çocuk görünce gofreti ona doğru uzatıverdi.

Bugüne kadar hiç çikolatalı gofretle imtihan olunmamıştı.

Sonra yeni bir çocuk daha gördü ama bu sefer cebinde çikolatalı gofret yoktu.

Anlaşılan çikolatalı gofretle imtihanı böylece sürüp gidecekti...

 

Uzun zamandır görmediği teyze oğlunu ziyaret etmek isteğine kardeşi itiraz etti.

‘Onunla anlaşamıyoruz ziyaretimizde surat asıp duracak, uzun sessizlikler olacak.’

Aksine onu kesinlikle sevindireceğini iddia eden ağabey devamında dedi ki;

Ya bizi görünce sevinecek, ya da kalkıp gittiğimizi görünce sevinecek.

Yani bu akşam onu illa sevindireceğiz, o zaman ne duruyorsun hazırlan da çıkalım…

 

Küçük kızına şu sıralar internetin en popüler videosunu seyrettiriyordu.

Çekirdek ile dolu bir avuç, ağaca yaklaşıp kıpırdamadan duruyordu.

Mahcup sincaplar, ürkek serçeler buradan yem kapıp hızlıca uzaklaşıyorlardı.

İş dönüşünde gözü yaşlı kızını, annesinden şikâyet etmek için kendisini bekler buldu.

Annesi, avucundaki susamla balkonda serçe bekleyen kızının hasta olmasından korkmuştu.

Ama o gözünden yaşlar akan, biraz daha vakti olsa serçelerin geleceğinden ümitliydi.

Her şey nasip idi babanın da nasibine izlettiğini anlayamamak ve ağlayamamak düşmüştü.

 

Katıldığı cenaze namazındaki cemaatin azlığı tahayyülünü kendi cenaze törenine sürükledi,

Şunlar gelir, onlar da gelir, bunlarınsa gelmemesi düşünülemez, hatta ötekileri…

Kalabalık bir cemaat eşliğinde defnedileceği ile avunurken uzaktan gözüne bir asker ilişti.

Bu bitli piyade onu abartılı hayalinden kopartan bir anının canlanmasına sebep oldu.

Askere yolculanırken coşkulu bir kalabalık vardı ama orada karşılama hiç de öyle olmamıştı.

Malların, akrabalarının terk edeceği kabirde, yaptıkları ve yapmadıklarıyla karşılanacaktı.

Bunun üzerine ölümünü ve sonrasını unutturmayan vasiyetini bitirmeye karar verdi.

Ailem mezar taşıma bir şeyler yazdırmak isterlerse ne önereyim diye düşünürken,

“Elinden gelen gayreti gösterdi ama yine de kötülüklere mani olamadı”

Yazısını uygun olacağına kanaat getirince vasiyetini sonlandırıp zarfı kapattı.

 

Bir salon dolusu insan onu dinlemek için bekleşiyordu.

Bu dikkatleri toplamak için bulunmaz fırsat olduğu bilinciyle başladı anlatmaya.

Ama o anda açık olan pencereden iri bir Yusufçuk böceği salonun semasına beliriverdi.

Skorsky helikopterinin prototipi, salondaki ciddiyeti dağıtmış, gülüşmelere yol açmıştı.

Ani bir refleksle uzattığı parmağına konan Yusufçuğa pencereye kadar refakat etti

Neyse ki anlatıcının tevazuu, Yusufçukla ilgili yeni bir efsanenin oluşumunu engelledi.

 

Pek çok bitki, çiçektozlarının aktarılmasında hayvanlardan faydalanır.

Polenleri taşıyıp tozlaşmada rol oynayan hayvanların en başında arılar gelir.

Mine ağacından beslenen kolibriler gagalarına bulaşan çiçektozlarını ötekine aktarırlar.

Karanlık bastığında yiyecek arayan yarasalar ise gece açan çiçeklerin çevresinde uçuşarak

balözü yalarlar ve bu arada yüzlerine bulaşan çiçektozlarını öbür çiçeklere taşırlar.

Yani birçok hayvan polenlerin taşınmasında, yani tozlaşmada önemli rol oynarlar.

İnternette sörf yapan insanlarda birçok siteye girip çıkar ve beğendiklerini yayarlar.

İçgüdüyle hareket eden hayvanatın körleri yarasalar bile tabiatın yeşermesine yardım ederken,

Vahyin muhatabı insan, düşüncesiz paylaşımlarıyla fesadın, yaygınlaşmasına alet olmakta...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');