Çocuk
Gerçek dostlar kromozom saymaz
Down sendromu bir hastalık değil genetik farklılıktır.İnsan vücudundaki hücrelerde bulunan kromozom sayısının 46 yerine 47 olması durumudur.
Çoğu insan down sendromu üzerine ön yargılı bir tutumu içerisindedir, zira bu durum umutsuz bir vaka olarak görülür. Down sendromlu bireylerin toplumsal hayata uyum sağlayamayacakları, insani ilişkilerde başarılı olamayacakları düşünülür.Oysa bebeklikten itibaren iyi bir eğitim alan, sosyal hayatta insanlardan soyutlanmayarak yetiştirilen her down sendromlu çocuk, kendine ve çevresine sevgiyle yaklaşabilen, toplumsal hayatta sorumluluk alabilen mutlu bireyler olabiliyor. Onların istediği tek şey sevgi ve ilgi. Farklı olmadıklarını onlara hissetirebilmek...
Down sendromu bir hastalık değil genetik farklılıktır.İnsan vücudundaki hücrelerde bulunan kromozom sayısının 46 yerine 47 olması durumudur. Uzmanlar down sendromlu bebeklerin doğumdan 2 ay sonra eğitimine başlanması gerektiğini söylüyor. Çocuklara uygulanacak erken destekleme programları ile birçok konuda olumlu sonuçlar alınabiliyor. Ancak bu programların ve eğitimlerin uygulanma sürecinde çocuklara sevgi ve ilgiyle yaklaşılması gerekiyor. Uzmanlar bu konunun çocuğun psikolojisi için oldukça önemli olduğunu vurguluyor.

EN YOĞUN DUYGU ÇARESİZLİK
Down sendromlu çocuğu olan ailelerin çoğunda görülen en yoğun duygu çaresizlik.Bu konuda yeterli bilgiye sahip olmayan çoğu ebeveyn, çocuğunun down sendromlu olduğunu öğrendiğinde genellikle ilk olarak endişe,korku,suçluluk duygusu,bebeği inkar etme gibi tepkilerde bulunuyor. Hatta bazı aileler bu durumdan kendini sorumlu tutarak, bebeği kendilerine verilmiş bir 'ceza' olarak görebiliyor. Uzmanlar bu tepkilerin normal olduğunu ,ebeveynlerin çevresinden destek alarak bu süreci atlatabileceklerini söylüyor. Psikolog Elif Sultan Demirhan bu zorlu süreci atlatabilmek için ailelerin down sendromlu çocuğa sahip olan başka aileler ile bir araya gelerek onların bu süreci nasıl atlattıklarını görmenin faydalı olacağını söylüyor: “Bu dönem anne ve baba için oldukça zor bir dönem, hatta travma niteliğinde tepkiler verilebilir. Bazen inkar, bazen aşırı tepkisellik bazen de aşırı suçluluk duygusu şeklinde ortaya çıkabilir. Anne ve baba çocuklarının bu durumundan kendilerini sorumlu tutabilirler. Bundan dolayı aile down sendromlu çocukları olan ailelerle birlikte olup bu dönemi nasıl atlattıklarını görmeleri ve aslında bu konuda yalnız olmadıklarını fark etmeleri onlar için iyi olacaktır.”
Bazı aileler de down sendromlu bebeği aldırma yönünde karar verebiliyor.Bu kararların altındaki sebep genellikle çaresizlik duygusu. 'Korkuyorum çocuğumun nasıl bir hayatı olacak?', 'Bebeğimi aldırmam çocuğum için, yaşasa çok büyük zorluklarla karşılaşacak' gibi düşünceler içerisinde olabiliyor anne ve babalar. Oysa down sendromlu bebeği bir hediye olarak görmek gerekiyor. İstediğimiz şekilde olmadıkları için hayatlarına son vermek bir çare değil. Zira çoğu down sendromlu bireyler mutlu ve sevgi dolu bir hayat sürebiliyor.

'ANNELER EVLATLARINI KARŞILIKSIZ SEVER'
Tomris ailesi bebeklerini bir hediye olarak gören ailelerden biri. Anne Nazlı Tomris bebeğinin down sendromlu olduğunu doğumdan sonra öğrenmiş ve Huzeyfe bebeği kendilerine verilen bir emanet olarak görmüş.Nazlı Hanım, bebeğine sevgi ile yaklaşabilmesi için onun kendisinin istediği gibi zihinsel ve bedensel özelliklere sahip olması gerekmediğini, down sendromlu bebeğe sadece biraz daha fazla ilgi göstermek gerektiğini söylüyor: “Oğlumun down sendromlu olduğunu doğum yaptığımda, doğumhanede ilk muayanesini yapan hemşire ve doktorlar aralarında konuşurken duydum ve içimden geçen dua, "Allah'ım öyle bile olsa yaşasın ölmesin" oldu. Çünkü o benim evladımdı. Benim ona sevgimin olması için benim istediğim zekaya fiziksel yapıya sahip olmasına gerek yoktu. Ben anne oldum ve anneler evlatlarını karşılıksız sever. Mutluydum çünkü Rabbim bana bir emanet verdi ve özel bir bebek verdi, onu emanet etmek için bizi seçti elhamdülillah. Ben ona bakınca her annenin bebeğine baktığında gördüğünü gördüm.Benim sevgime ve ilgime ihtiyacı vardı o kadar.Sadece biraz ayrıcalıklı ilgi istiyordu, onları da araştırıp öğrendik. Bebek sahibi olmak, çocuk büyütmek her durumda emek, fedakarlık istiyor; hepsi bu. Şimdi Huzeyfe'min bir kardeşi olacak inşaallah.Onu da şimdiden çok seviyoruz.Huzeyfe için de bizim için de ailemize katılacak yeni nefes,yeni hayat çok değerli. Huzeyfe'nin durumundan dolayı her gittiğimiz doktor, hemşire tekrar hamile olduğumda muhakkak testleri yaptırmamı tembihledi. Çünkü aldırmam için telkinlerde bulunacaklardı. Huzeyfe için yaptırmadığım gibi bu sefer de yaptırmadım.Çünkü ben evladlarımı her durumda seveceğim inşaallah. Onlarla ben de yeniden yeri gelip çocuk olup tekrar yetişiyorum.”
'TEK KALAN ÜZÜNTÜM PİŞMANLIĞIM BU'
Fulya Ekmen de bir down sendromlu çocuk annesi.Bebeğinin down sendromlu olduğunu doğumdan sonra öğrenen Ekmen, ilk olarak çok üzülmüş ama kızının herhangi bir çocuktan daha fazla anne ilgisine ihtiyacı olacağını düşünmüş ve hemen 'kızımı görmem gerek' diyerek yenidoğan ünitesine, kızının yanına gitmiş. Kızı Kayra ile hayatlarının değiştiğini söyleyen Fulya Hanım,mutlu olmayı,güvenmeyi,sabretmeyi öğrendiklerini söylüyor ve Kayra'yı saklamayı değil,herkes ile paylaşmayı hayat felsefesi yaptıklarını belirtiyor. Fulya Ekmen, kızını yetiştirirken karşılaştıkları en büyük zorluğun ön yargılar olduğunu belirtiyor.Ekmen, “ Normal olan kişileri , hele ki eğitimcileri eğitmek çok zor. Ön yargılarını kırmak ve artık dünyanın farklı döndüğünü anlamalarını sağlamak çok yıpratıcı. Kayra’nın eğitiminde bizi zorlayan, üzen hep “ normal” yetişkinler oldu. Kreş ve anaokulu bulmakta zorlandık. Çareyi taşınmakta bulduk maalesef. Ama bu geçici bir çözüm oldu. İki kere taşındıktan sonra vazgeçtik. Anaokulunda gittiği kolej ilkokula kabul etmeyince taşınmak yerine devlet okuluna devam ettirme seçeneğini tercih ettik.” diyor. Fulya Ekmen,geriye kalan tek pişmanlığının hastane odasında yaşamış olduğu üzüntü olduğunu söylüyor: “ Şimdi geriye bakıp o hastane odasına döndüğümde keşke diyorum; keşke bugün yaşayacağım duyguları ve mutluluğu o zaman bilseydim de o kadar ağlamasaydım. Keşke hastane odam hüzün değil de mutluluk dolu olsaydı. Ne olurdu biri olsaydı ve bana anlatsaydı. Tek kalan üzüntüm, pişmanlığım bu.” Ekmen şimdilerde down sendromu üzerine önemli çalışmalar yapıyor.

'ÜZÜLME DOKTOR.BU ALLAH'IN HEDİYESİ'
B. T., bir down sendromlu çocuk babası. Baba B. down sendromunu bir hediye olarak görüyor ve bu durumun günlük yaşamımızı pozitif yönde etkileyeceğini belirtiyor: “Down sendromu Allah'ın sevgi kokan bir hediyesidir.Down sendromlu bir çocuğunuz varsa hayat size öfkelenmemeyi, kızmamayı, sesinizi yükseltmemeyi, üzücü konuşmamayı, sinirli görünmemeyi öğretir.Çünkü down sendromlular bu tür ortamlarda hemen üzülen , kırılan ve bazen de ağlayarak tepkı veren çocuklardır.Bunu farkettiğinizde ev içi yaşamınız ve dolayısıyla günlük yaşamınız pozitif yönde değişmeye başlıyor.” Down sendromunu bir hastalık olarak görmemek gerektiğini belirten B.T. çaresizliğe kapılmanın işleri zorlaştıracağını söylüyor: “Down sendromu bir hastalık değildir.Ebeveynler öncelikle bunu anlamakta zorluk çeker .Bu da eğitimle ilgili bir sorundur.Bu yüzden ebeveynlerın çoğu down sendromlu bebeklere, zamanla alışır.Ama bazen teselli etmeye çalışan doktorlara benim gibi, “Üzülme doktor. Bu Allah'ın hediyesi. Buna bakacağız bunu seveceğiz” diyenler de vardır. Down sendromlu çocukların yetiştirilmesi daha çok onların fiziksel gelişimlerindeki sıkıntılarla ilgilidir. Yemek yemeleri ve ailelerin buna çocuğu alıştırmaları, tuvalet eğitimleri diğer çocuklardan geç sürünmeleri ve yürümeleri, başlangıçta oturamamaları ve daha sonra dil yani konuşma eğitimleri aileleri psikolojık olarak yıpratan durumlardır.Ama bu işin zorluğundan değil onları çaresizce izlemenin ve elden bir şeyin gelmemesinden kaynaklanan çaresizlikten kaynaklanır.”
EŞLER ARASI DESTEK ÖNEMLİ
Down sendromlu çocuğu olan ailelerde genellikle babalar çekimser kalabiliyor ve çocuğun yetiştirilmesi sadece anneden beklenebiliyor. Bu noktada eşler arası iletişim büyük önem arz etmekte. Özellikle babanın anneye destek vermesi,sorumlulukların paylaşılması, anne-babanın duygularını birbirleriyle paylaşarak iletişimde bulunmaları gerekiyor. Bu konuda Avcılar Rehberlik ve Araştırma Müdürü Uzman Psikolojik Danışman Vahdettin Yaşar, anne ve babanın her ikisinin de sürece dahil olması gerektiğini vurguluyor.Yaşar, Rehberlik Merkezi'ne başavuran ailelerde çocukla yakından ilginenin genelde anneler olduğunu belirtiyor.Babaların genelde sorumluklardan uzak kaldığını,bütün her şeyin anneden beklendiğini söyleyenYaşar, anne ve babanın bu süreçte el el verip beraber hareket etmesi gerektiğini vurguluyor.
Zehra ÇAKMAK

Henüz yorum yapılmamış.