Sosyal Medya

Şevket Hüner: Kayyum Atamak



"Kayyum" kelimesi, bugün daha çok yönetimsel bir müdahale, bir iradenin askıya alınıp yerine geçici bir vasinin atanması anlamıyla siyasi gündemimizde yer kaplamaya devam ediyor.

Bir yere kayyum atanması, bir yetersizlik, ya da krizin alametidir. Sistemin bir parçası düzenini kaybedip kendi kendini yönetemez hale geldiğinde bir dış irade müdahale eder. Kaosu engellemek ve sistemi ayakta tutmak için yönetimi devralır. Sistemin kayyuma ihtiyacı, onun kendi kendine yetemediğinin göstergesidir. İnsanın kayyum olması da acziyetini ve bir şeyleri yolunda tutabilmek için sürekli dış müdahaleye muhtaç olduğunun delilidir.

Buna karşın, El-Kayyum, varlığı için hiçbir şeye muhtaç olmayan ve yarattığı her şeyi her an var kılan, gözeten ve yönetendir. Eğer bu kayyumiyet bir an olsun çekilecek olsa ne gökler yerinde durabilir ne de atomlar yörüngesinde kalabilir. İnsanın kayyumluğu kriz anında tecelli eden geçici bir tedbir iken, ilahi kayyumiyet, varoluşun her anında kesintisiz akan, hiçbir eksikliğe veya yorgunluğa dayanmayan mutlak bir kudrettir.

Kelime aynı kökten bize ulaÅŸsa da iÅŸaret ettiÄŸi makamlar arasında sonsuz fark, insanın yetkisi ile Allah’ın kudreti arasındaki mesafeyi gösterir. Sistemin atadığı kayyumun süresi, sınırı ve hata ihtimali vardır. Bugünün kayyumu, yarın o emaneti baÅŸka birine devredebilir. Bundan dolayı insanın kayyumluÄŸu vekaletendir ve zaafla maluldür. El-Kayyum için ise böyle bir baÅŸlangıç, son, devir veya ihtiyaç söz konusu deÄŸildir. O’nun kayyumiyeti, eksiksiz bir kudretin, kuÅŸatıcı bir rahmetin ve kesintisiz bir düzenin yegâne kaynağıdır.

İnsan sistemi korumak için dışarıdan bir iradeye ihtiyaç duyar. Zira insanın kurduÄŸu düzenler eksilebilir, aksayabilir ve bozulabilir. Bu açıdan “kayyum atamak” fiili, insanın sınırlılığını ve her ÅŸeyi kuÅŸatamayacağını hatırlatır. Kendi varlığını bile kendisi meydana getirememiÅŸ olan insan ve inandığı sistem, nasıl olur da mutlak anlamda “ayakta tutan” sanılabilir?

İnsan, kendisine sistemin verdiği sınırlı yetkiyi mutlak bir sahiplik zannettiğinde kayyumluğun anlamından uzaklaşır. Oysa gerçek kayyumluk iddiası, sahiplenmekten önce korumayı, hükmetmekten önce emaneti gözetmeyi gerektirir. Bir insanın kayyum olarak atanması ona mülk değil sorumluluk vermelidir. Bu, insanın kurulu bulduğu sistemin kendisine verdiği tüm yetkiler için de düşündürücü bir ölçüdür. İnsan neye sahip olduğunu düşünürse düşünsün, aslında kendisine verilmiş bir emanetin başındadır.

El-Kayyûm ismini bilen insan ise kendi gücüne bakarken sınırını, baÅŸkalarına karşı yetki kullanırken emanetini, geleceÄŸe bakarken de hesap vereceÄŸi günü hatırlar. Zira insanın varlığı her an Allah’ın kudretine muhtaçtır. Bu ÅŸuur, insanı kibirden korur, zira güç kendisine ait deÄŸildir. Çaresizlikten korur, zira onu ve bütün âlemi ayakta tutan mutlak bir Kudret vardır.

Onsuz olunmaz sanılan sistemin devamlılığı adına bir makama veya kuruma kayyum olarak atananın, esasen bu yetkinin geçici ve asli sahibinin gözetiminde bir emanet olduÄŸunu kavraması insanlık onuru açısından elzemdir. Kendisine idare yetkisi teslim edilen kiÅŸinin, mutlak adaletin, mülkün ve idarenin gerçek sahibi olan El-Kayyum’un huzurunda sadece aciz bir kul olduÄŸunu aklından çıkarmaması, hırs, kibir ve güç zehirlenmesine karşı onu korur.

Yönettiklerine veya kuruma tahakküm kurmak yerine, adaleti gözeterek ve hakkaniyeti merkeze alarak kayyumiyetini sürdüren bir anlayış, yetkiyi bir saltanata değil, ağır bir sorumluluğa dönüştürür. İnsani değerlerin korunması, liyakatin gözetilmesi ve mazlumun hakkının muhafazası ancak idarecinin kendi fani varlığını ve üzerindeki nihai ilahi denetimi idrak etmesiyle mümkündür. Mülkün asıl sahibine vereceği hesabı unutmayan insanlardan teşekkül etmiş bir yönetim anlayışı, toplumsal barışın, güvenin ve ahlaki erdemlerin teminatı olarak insanlığa hizmet eder.

 Åževket Hüner / 9 Rebiülevvel 1448

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.