Sosyal Medya

Yazarlar

Çoğulcu Karakterin Birliği

Hayatın dinamiğini kuşatacak ve bu dinamiğin kendi ekseninde varlığının anlamını deşifre edecek bir yaklaşımın ipuçları üzerine yürümek doğru olur. Aynı zamanda farklı zemin ve olgularda farklı anlayışları öne çıkartan yaklaşım biçimlerinin kendi bütünselliği içinde bir parça oluşunu ve bu parçanın ana bütünlüğün içindeki doğru anlamını keşfetmek adına bu çoğul karakteri birlik içinde yeniden düşünmek ve buna göre hareket etmek elzem olmuştur. Parçalanmış bir dünyanın ve epistemenin içinde bütünlüğe doğru bir yürüyüş insan açısından kaçınılmaz olmuştur. Bugün yaşadığımız temel sorun çoğul karakterin kendi iç mekaniği açısından yeterliliği ayrı ama dışsal zemini de kuşatacak bir düzlemde inşa edilmesidir. Parça mantık ve tutarlılık açısından bütünü kuşatamaz! Böyle bir özelliği olmadığı da yaşanan son iki yüzyıldır bize bunu göstermektedir.  

Herhangi bir meseleyi ele alırken, siyasi, sosyal, ekonomik veya psikolojik zeminde ele almak mümkündür. Konuyu, felsefi ve sosyolojik olarak ele alabileceğiniz gibi tarihsel zemin üzerinden değerlendirmeye de konu edinebilir. Bu yaklaşım biçimleri her zaman olayın bir parçasını kendi zemini içinde anlamlı bir yere oturtmak için gereken bir şeydir. Ama onları birbirinin yerine ikame etmeye veya hepsini kuşatmaya yönelik bir yaklaşım üzerinden hareket edildiğinde totoloji ve otoriterlik öne çıkar ve şiddete davetiye çıkarır.

Konu aynı şekilde dini düşünce açısından da böyledir. Örneğin, bir ayeti, ahlaki bir zeminde düşünmek ile siyasi bir zeminde düşünmek arasında hem fark hem bağıntı vardır. Fark onu ayrıştırır, bağıntı ise onu daha kuşatıcı bir yaklaşım için hazır kılar. Bu temel gerçeği dikkate alarak dini düşünceye yönelmekte yarar var. Mesela, bir hükmün fıkhi boyutu ile kelami boyutu ve irfani boyutu ile felsefi boyutu arasında da fark vardır. Çünkü her boyut kendi iç tutarlılığı ve insanın farklı bir boyutuna hitap etmesi üzerinden ayrışır. Ama insan nasıl ki bütünlüğünü keşfetmeden hakikat ile bağ kuramazsa, tekil yaklaşımlar üzerinden hakikati tam olarak izhar etme imkânlarını heba edeceğini anlamalıdır.

Bu noktada iki olgu temel olarak betimlenmeli: Hayat’ın dinamik ve çoğulcu karakteri ile İnsan’ın dinamik ve çoğulcu karakterinin kendi bütünlüğü içinde anlamlı bir bakışa tevdi edilmesi elzemdir. İnsan ve Hayat dinamiğini doğru bir zeminde anlamlandırmak için gereken ise her iki olguyu derinliğine kavramak ve onu bilen bir bilgi üzerinden hareket ederek temel ilkeleri dikkate alarak bu çoğulcu karakterlerin birliğini sağlamak elzem olmaktadır. Anlam, kendi iç çoğul karakteri yanında birliği inşa eden bir bakışı da içermektedir. Anlam, aşkınlığı içinde taşıdığı için hem parça ve hem bütünlüğü aşan bir karaktere sahiptir. Bu yüzden, anlam, parçayı ve bütünü kendi tamlığı içinde her parçanın kendi bütünlüğünü dikkate alarak diğer parçalar ile bağını ve bütünlüğün anlam dünyası içinde varlığını izhar etmeye açık bir yapı taşımaktadır. İnsan, bu açık yapıyı keşfederek ilahi rehberliği öncelemeli ve oradan elde ettiği temel külli ilkeler üzerine bu yapıyı güçlendirmelidir.

Adaletin ikamesi meselesini ele alalım; adaletin ilk ikamesi, Rabb ve Kul arasındaki ilişkinin mahiyetinde açığa çıkar. Kul, Rabbine kulluk ederek adaleti ikame eder. Kul/insanın rabbi ile ilişkisinin temelini kuran hamd ve tevazu sahibi olmakla aynı zamanda adaletin tecellisini sağlayan bir imkânlar zeminini de izhar ettiğini söylemek durumundayız. Adaletin ikinci adımı, kişinin kendisine karşı adalet sahibi olması, kendi hakkını koruması ve onun gereğini yapabilmesidir. Kişinin hakkı ise, Kulluğunu yerine getirirken kendisini ayartacak her şeye karşı bir tavır geliştirmesi ve böylece adaletin ikamesini sağlamaya yönelik bir niyeti taşıması elzem olacaktır. Adaletin ikamesinin temelini oluşturan hak, hukuk ve kişinin bir baskı ve otoriter bir yapı altında bulunmamasını sağlayacak olan vasatın kurulmasıdır. Bu da insanlar arasındaki adaletin ikamesi, her insanın sahip olduğu hürriyet ve iradesini kendi otantik zemininde kullanmasını sağlayacak bir zemini inşa etmekten geçtiğini bilmektir. Her türlü şiddet ve baskı reddedilecek ki adalet ikame olunsun… Adalet, yaratılmış her varlığın yaratılış amacına matuf olarak varlık sahasındaki konumunu muhafaza etmeye yönelik bir bakışı ikame etmektir. İşte adaletin bu dört farklı zemini aynı zamanda kendi içyapısı açısından da farklılıklar izhar edecektir.

Meseleyi çok boyutlu ele almakta yarar var. Hem insanın kendi iç dünyasındaki çoğul karakteri ve hem insanın dış dünyasındaki çoğul karakterleri, kendi bütünlüğü ve kendi anlamları içinde daha büyük bir birliğin içinde yeniden temerküz etmek ve onları anlamlandırmak, yeni bir insan karakterinin inşasında ve yeni bir sosyal yapının kurulmasında elzem olana tekabül eder…  İnsanlık tarihi boyunca yaşanan mezalimler, haksızlıklar, zulümler, günahlar, çirkinlikler, çirkeflikler, kendi hakkını eksene alan ve bu hakkın bütüncül bir karaktere sahip olduğu zannı üzerine gerçekleştirilmişlerdir. O yüzden adaletin varlığı her zaman bir peygamber nezaretinde ve ilahi terbiye ile terbiye edilmiş bir sosyal topluluk tarafından gerçekleştirildiği bilinmektedir. Ta ki bu ilahi terbiyeden uzaklaşan dini topluluklarında aynı şekilde zulme aracı oldukları bilinmektedir.

İşte yeni bir bakış ve yeni bir yaklaşım ile yeni bir yöntemi de devreye alarak yeni bir insan tipolojisini inşa etmekte büyük yarar var. Yoksa insanlığın sonuna doğru adım - adım yürürken, insanlığın geride kaldığı bir dünyada yaşama zorunluluğu insanlığı da tüketen bir olguya dönüşeceğini bilerek hareket edilmesi esasa taalluk etmelidir.

Bu yöntemin aslı anlam olarak tasvir edilmelidir. Anlam ise beşeri özellikler üzerinden inşa edilecek bir yapıya sahip değildir. İnsanlık tarihi buna tanıklık etmektedir. O zaman anlam kendi aşkınlığını inşa ederken aşkın bir yapıdan ilahi bir biliş sürecinden hareketle yol almayı zorunlu kılmaktadır. İlahi bilgi ve onun izdüşümü olan nübüvvetin anlama dair söylem ve eylem bütünlüğünü dikkate alarak insani düzeyin ‘Zanna’ dayalı karakterini dikkatten kaçırmadan ilahi bilginin saflığı üzerine inşa edilmiş ilkeleri eksene alarak bu yeni kuşatıcı yapı üzerinden çoğul karakterin birliğini sağlamak mümkün hale gelecektir.

Çoğul karakterler yaşamın kendi iç renklerinin dışa vurumu kadar ilahi iradenin tecellisinin farklılığını izhar anlamını da taşıdığını bilmekte yarar var. Bu noktada varlık/ontoloji ile bilgi/epistemoloji arasındaki derin farkı da dikkatten kaçırmamak gerekir. Varlıkta bütünlüğü inşa olarak görmek mümkün iken bilgide parçaları ve çoğul karakterleri görmek mümkündür. Bu mümkünlük bize insanın çoğul karakterinin külli karakteri ile bütünleşerek gerçek bir insanın; ilahi emanete ve teklife muhatap olarak onun gereğini yapmanın zemini olduğunu dikkatlerden kaçırmaması gerektiğini açıklar.

‘Farklılıklar zenginliklerimizdir’ sözünün hakikat bağlamında bir karşılığı vardır ve bu insan dünyasının temel bir özelliğini işaret etmektedir. İnsanın hakikati kuşatamayan bir zemine sahip oluşu ve insanın zaafının ancak bir başka insan tarafından giderilmesi gerektiğinin ilanı anlamını taşır. İlahi inayetin varlığı da bu zaafı gidermeye insana yönelik geliştirilmiş bir yardım zemini olduğu gözlerden ırak tutulmamalıdır ki çoğul karakterlerin birliğini inşa edecek bakışı ortaya koymakta bir zorluk yaşanmasın…

 

Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM