Sosyal Medya

Makale

Türkiye İçin Tarihi Fırsat

Türkiye Cumhuriyeti için “Kürt” olgusu ağır bir travmadır.

Tarihi boyunca Kürt olgusuyla nasıl bir ilişki kuracağını, nerede duracağını ve bu mevcudiyeti nasıl tanımlayacağını bir türlü tam olarak oturtamadı.

İlk refleks ne yazık ki inkâr oldu. Nüfusunun neredeyse üçte birini oluşturan koca bir kitleyi yok saymak, mantığa ve tarihe aykırı teorilerle açıklanmaya çalışıldı.

80’lerin sonuna kadar "Kürt" kelimesini resmi platformlarda telaffuz etmek bile ciddi bir cesaret isterdi.

Oysa hayatın ve doğanın kuralı nettir: Bir gerçeğin zıttına kürek çekerseniz, orada ya bir kangren oluşur ya da kanser. Nitekim öyle de oldu ve kırk yılı aşkın süredir bu ülkenin enerjisini emen terör sarmalı başladı.

Geride kalan kırk yılda binlerce can toprağa düştü, on binlerce insan yaralandı.

Türkiye, bu çatışmalı süreçte 2 trilyon dolardan fazla kaynağını kaybetti.

Yıllar boyunca gelen her Başbakan, her Cumhurbaşkanı ve her İçişleri Bakanı kameraların karşısına geçip "Terörün kökünü kazıyacağız" dedi. Ancak bu söylemler hamasetten ve birer siyasi slogandan öteye geçemedi.

Ortada tam anlamıyla bir kör dövüşü vardı. PKK’nın devasa bir devleti ya da orduyu alt edemeyeceÄŸi ne kadar açıksa, dışarıdan istihbarat ve silah desteÄŸi alan, sabit bir adresi bulunmayan bu yapıyı sadece askeri yöntemlerle tamamen yok etmenin imkânsızlığı da o kadar ortadaydı.

Bu süreçte bir bu taraftan, iki o taraftan gençler toprağa düştü; oysa o toprağa girenleri bu vatanın evlatlarıydı.

Bunu farkında olan az sayıdaki insan ise konuşamadı. Çünkü ağzını açan her makul ses, her iki tarafın radikalleri tarafından anında "hain/faşist" ilan edildi.

Siyaset yıllarca şehit cenazeleri ve milliyetçi hamaset üzerinden devir daim yaptı.

Gelinen noktada, devletin bu tarihi hatadan dönerek reel politiği kabul etmesi, çatışma yerine uzlaşma zeminini aralaması Türkiye için tarihi bir fırsattır.

Bu adım bir mağlubiyet ya da terör karşında diz çöküş değil; aksine öldürmeyi değil yaşatmayı seçen devlet aklının tezahürüdür.

Elbette yıllardır meseleye gerçekçi bakmak yerine popülist söylemlerle beslenen kitlelere bunu anlatmak kolay olmuyor.

Terörün varlığından beslenenler ya da gerçeği kabullenmekte zorlananlar; şehitlerimizi, gazilerimizi ve çekilen acıları öne sürerek bu uzlaşma zeminini baltalamak için ses yükseltmeye başladılar.

Sormak gerekir: Kırk yıldır bitmeyen ve bir kırk yıl daha sürse binlerce cana ve trilyonlarca dolara mal olacak bir süreci ısrarla devam ettirmek akıl kârı mıdır?

Uzlaşma denilen olgu, tarafların karşılıklı adımlar atması ve tavizler vermesiyle mümkündür. Kimse oturduğu katı pozisyondan milim kıpırdamazsa barış nasıl inşa edilebilir?

Devlet için bu adımlar kolay olmayacak. Yıllarca hamasetle güdülediÄŸi kitlelere “Terörist Başı” dediÄŸi bir adamla masaya oturmayı izah etmesi kolay olmayacak.

Ama devletin şuan yaptığı en doğrusudur; öldürmek yerine yaşatmayı, çatışmak yerine uzlaşmayı seçti.

Bu ülkenin artık harcanacak tek bir canı, sokaÄŸa atılacak tek bir kuruÅŸu yok. Türkiye’nin tek ihtiyacı huzur ve barıştır.

Hamasi söylemlerle barış ihtimalini zehirlemeye çalışanlara karşı artık hep birlikte ortak bir irade koymak ve bu tarihi fırsata sahip çıkmak zorundayız.

Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.