Yazarlar
Bereketsiz Evlilik
Evlilikler her zaman büyük kavgalar ve çekişmelerle bozulmaz. İhanetle, ağır bir sözle, büyük hayâl kırıklıklarıyla da başlamayabilir. Aynı evde yaşarlar, aynı sofraya otururlar, aynı çocukların anne babası olurlar, aynı hayatın yükünü taşırlar. Hiçbir şey olmamış gibi görünürken, iki insan birbirinden yavaş yavaş uzaklaşır. Ayrılığa götüren “Geçimsizlik veya şiddetli geçimsizlik” dediğimiz şey bir süre sonra birbirlerinin hayatına dokunmayı bıraktıklarında başlar. Dikkat edin! Eşinizi kaybettiğinizi o öldüğü zaman değil; onun hayatınızdaki yerini kaybettiği gün fark edersiniz.
Muhabbeti yalnızca konuşmak sanıyoruz. Oysa muhabbet, iki insanın birbirine karşı taşıdığı “hâl”dir. Konuşmadan da bir bakışla da olur. Elini omzuna koymakla da olur, yorgunluğunu fark etmekle de olur, söylemeden ihtiyacını anlamakla da olur. Bir sofranın başında gözlerinin içine bakarken de olur. Aynı odada hiçbir şey konuşmadan otururken bile olur. Hatta söyleyecek sözü olmasa da yanında olması bile çok şey anlatır. Muhabbetin oluşması için güzel bir ev, bol para, uzun tatiller, romantik akşamlar da gerekmez. Şartlar güzel olduğu için birbirine iyi gelenler değil, şartlar güzel olmadığı hâlde birbirine iyi gelebilenlerdir muhabbetliler.
Hayat evliliğe sürekli güzel şartlar hazırlamaz. Çocuk hastalanır, iş bozulur, para azalır, borç çoğalır, anne baba yaşlanır, sağlıkla ilgili bir mesele çıkar, birinin hayâli diğerinin hayatını yeniden düzenlemesini gerektirir. Evlilik bütün bunların içinden geçer. Bazen bir eş diğerinin kariyeri için kendi planından vazgeçer, bazen diğeri evin yükünü daha fazla taşır. Kimi zaman çocukların ihtiyaçları öne geçer, eşlerin birbirine ayıracağı zaman azalır. Bunların hiçbiri evliliğin kötü gittiğini göstermez. Hayat ağırlaştığında birbirlerine karşı tavırlarının değişip değişmediğinde belli olur; aynı yükün altında birbirlerini suçlamaya mı başlarlar, yoksa yükün altına birlikte mi girerler?
Muhabbet, eşinin hayatı zorlaştığında onunla birlikte zorlanabilmek, başarısında gerçekten sevinebilmek, düştüğünde küçümsememek, yorulduğunda yükünü fark etmek, hata yaptığında onu hatasından ibaret görmemektir... Bunların hiçbiri büyük romantik hareketler değildir. Evliliğin gerçekliği zaten büyük romantik hareketlerden oluşmaz. Birlikte yaşanan küçük anlardan, verilen küçük desteklerden, fark edilen küçük ayrıntılardan oluşur. Yıllar sonra eşinin kendisine kaç demet çiçek aldığını hatırlamayabilir / almaya da bilir; ama zor gününde yanında kimin durduğunu unutmaz.
Muhabbetin en büyük düşmanlarından biri sevgisizlik değil, “alışkanlık”tır. İnsan alıştığı şeyi sıradanlaştırır. Dün varlığına şükrettiği kişi bugün evin doğal bir parçası hâline gelir. Eve gelişini beklediği insanın eve gelişi artık dikkatini çekmez. Kendisi için geceleri uyanan, hastalandığında başında duran, çocukları için yorulan, hayatın yükünü paylaşan eşinin yaptıkları bir süre sonra “zaten yapılması gerekenler” olarak görülmeye başlanır. Böylece teşekkür azalır, farkındalık azalır, merak azalır. Birbirine muhtaç olmaktan değil, birbirine alışmaktan doğan bir uzaklık başlar.
Oysa eş dediğimi sadece evin ihtiyaçlarını karşılayan kişi veya sadece çocukların annesi veya babası değildir. Eve para getiren, yemek yapan, faturaları ödeyen, çocukları okula götüren, hastaneye yetişen, evin işlerini yapan kişi de değildir. Bütün bunlar evliliğin sorumluluklarıdır. Eş olmak, bunların ötesinde, “hayatının şahidi olmak”tır. Senin değişimini görür, korkularını bilir, başarısızlıklarına tanık olur, hayâllerini duyar, söylemediğin şeyleri yüzünden okur, hisseder. Onun yanında kendin olmaktan korkmuyorsan, muhabbet için hâlâ bir imkân vardır.
Evlilikte “Beni seviyor mu?” sorusu kadar “Bana iyi geliyor mu?” sorusunun da bir anlamı vardır. “Benim için ne yapıyor?” kadar “Onun yanında kendimi nasıl hissediyorum?” sorusu da önemlidir. Eşinin yanında sürekli savunmada mısın? Sürekli hesap mı veriyorsun? Yaşadıklarını paylaşabiliyor musun? Başarısız olduğunda eleştirileceğini mi düşünüyorsun, yoksa yanında olacağını mı? Bir hata yaptığında direk onuruna saldırılacağını mı düşünüyorsun? Bunları sormak bile ne kadar acı değil mi... Eğer bu sorunlar sende olumlu karşılık buluyorsa sevin dostum, eşinin yanında güvende ve değerlisin, değilse hiçbir kıymetin yok.
Evlilikle ilgili yazılarımıza başladığımızda, “Evliliğe hazır mısın?” diye sorduk. Çünkü evlilik, doğru insanı bulmaktan önce doğru insan olmaya talip olmayı gerektiriyordu. Sonra “İnsan neden evlenir?” dedik; yalnız kalmamak, sevilmek, çocuk sahibi olmak, güven bulmak, bir yuva kurmak, hayatı paylaşmak gibi ihtiyaçların her birinin insani olduğunu; fakat hiçbir ihtiyacın evliliğin tamamı hâline getirilmemesi gerektiğini konuştuk. Ardından “Ölçüsüz Evlilik” dedik. Destek verirken sorumluluğu, fedakârlık yaparken kendini yok etmemeyi, sevgiyi alışkanlığa dönüştürmemeyi konuştuk. Sonra “Onursuz Evlilik” dedik. Eşinin zaafını bilmenin onu kullanma hakkı vermediğini, onurunu korumanın sevginin bir parçası olduğunu, tartışırken bile birbirinin haysiyetine dokunulmaması gerektiğini anlattık. Şimdi bütün bu duraklardan geçip geldiğimiz yerde görüyoruz ki evliliği kurmak kadar, birbirini kaybetmemek de büyük bir maharettir.
Çünkü niyet doğru olabilir; ölçü kaybolabilir. Ölçü yerinde olabilir; onur incinebilir. Onur korunabilir; fakat muhabbet ihmal edilebilir. Ona hakaret etmeyebilir, ihanet etmeyebilir, sorumluluklarını yerine getirebilir, şiddet uygulamayabilir; fakat bir gün onunla ilgili hiçbir şeyi merak etmediğini fark eder. Ne düşündüğünü ne hissettiğini, neye sevindiğini, neye üzüldüğünü eskisi kadar önemsemez. Daha önce ilgisizliğinden şikâyet ettiğin eşin işte şimdi senden uzaklaşmıştır.
Muhabbeti yeniden kurmak için hayatın mükemmel hâle gelmesini beklemek de yanlıştır. “Borçlar bittikten sonra, çocuklar büyüdükten sonra, iş düzeldikten sonra, emekli olduktan sonra, daha güzel bir eve taşındıktan sonra birbirimize zaman ayırırız.” derseniz hayat size başka bir meşguliyet getirir. Hayatın boşalmasını bekleyenlerin çoğu, bir gün hayatın bittiğini fark edecekler. Muhabbet için özel bir zamana, özel bir mekâna, özel bir bütçeye ihtiyaç yoktur. Birbirine gönül vermiş iki kişi, hayatın en sıradan anını bile kıymetli hâle getirebilir.
Birlikte alışveriş yapmak, hastanede sıra beklemek, çocuk uyuturken aynı odada oturmak, yorgun bir akşamda bir bardak çayı paylaşmak, yolculukta sessizce de olsa yan yana durmak... Bunların hiçbiri dışarıdan bakıldığında büyük şeyler değildir. Hayat zaten büyük şeylerden oluşmuyor. İnsan ömrü, sonradan hatırlanacağını bilmediği küçük anların toplamıdır. Muhabbet de çoğu zaman o küçük anlarda yaşanır. Bir insanın hayatına büyük bir şey katmak kadar, onun sıradan günlerini güzelleştirmek de “sevmektir”.
Ben bereketi de burada aradım ve öyle yaptım. Bereket yalnızca sofradaki yiyeceğin, evdeki eşyanın, hesaptaki paranın çoğalması değildir. Bazen azın yetmesi, kimi zaman zor bir günün birlikte karşılanmasıdır. Bazen evde herkesin birbirine karşı gönlünün açık olması, kimi zaman çocukların anne babasının birbirine nasıl baktığını görerek büyümesidir. Bazen insanın dünyanın bütün yorgunluğundan sonra kapıyı açıp “Ben evime geldim.” diyebilmesidir. Bir evde çok şey bulunabilir; fakat muhabbet yoksa o çokluğun içinde bile bir eksiklik hissedilir.
Bu yüzden evliliği yalnızca sürdürmeye çalışmayın. Yaşatın. Eşinizin sadece yaptığı işleri değil, taşıdığı duyguları da görün. Sadece ihtiyaçlarını değil, hayallerini de önemseyin. Sadece hatalarını değil, çabasını da fark edin. Sadece yanınızda oluşuna değil, sizin yanınızda nasıl bir hâle geldiğine bakın. Evlilikte asıl mesele iki kişinin aynı evde bulunması kadar; iki ayrı hayatın birbirine iyi gelmesidir.
Ve galiba bütün bu yazıların sonunda söylemek istediğim şey tam olarak bu.
Evliliğe hazırlanırken kendine bak! Neden evlendiğini sorgula. Beklentilerini ölç. Eşinin onurunu koru. Sonra bütün bunların üzerine bir de:
Muhabbetini kaybetme.
Aynı çatı altında yaşayacak, aynı hayatın içinde birbirinizi gözeteceksiniz. Birbirinizin yükünü taşıyacak, birbirinizin sevincine ortak olacaksınız. Kırıldığında bile eşini düşmanlaştırma, anlamaya çalış. Yıllar geçse de birbirini daha az değil, daha derinden tanımaya devam et.
Bence bir evlilikte eşlerin gerçek zenginliği, yıllar sonra hâlâ birbirine anlatacak bir şeyinin olması kadar, birbirine anlatacak hiçbir şey kalmadığında bile, yanında sessizce oturmanın hâlâ güzel gelmesidir.
Bir evde para azalabilir.
Eşya eskir.
Çocuklar büyür.
Güzellik değişir, yakışıklılık biter.
Sağlık bozulabilir.
Hayatın şartları ağırlaşabilir.
Ama iki insan birbirinin gönlünü gözetmeye devam etmesi, geçinmeye gönlünün olduğunu göstermesi açısından kıymetlidir.
Ve bütün bu yazıların sonunda bana sorarsanız, bir yuvanın en büyük zenginliği nedir diye?
Ne evin büyüklüğü.
Ne eşyanın çokluğu.
Ne hesabın kabarıklığı.
Ne de hayatın kusursuzluğu derim.
Birbirini kaybetmeden yaşlanabilen iki insan derim…
Gönül kapını kapatma... Sevgini, muhabbeti koru, bereketten olma...
Çünkü bir evde muhabbet bittiğinde, Allah bereketi de çeker alır.
Mehmet KAMAN

Henüz yorum yapılmamış.