Makale
Mekke Anlaşması ve dip dalga
Eylül 2024’tü. İstanbul yazla vedalaÅŸmaya hazırlanıyordu. Hava, yazın sıcaklığını henüz bütünüyle bırakmamış; fakat sonbaharın serinliÄŸi kendisini hissettirmeye baÅŸlamıştı. Fatih’te, AraÅŸtırma Kültür Vakfı’nın önündeki küçük bahçede Cevat Özkaya Abimizle oturuyorduk. Çardağın üzerinden sarkan Karadeniz üzümleri, mevsimin son ikramı gibiydi. Etrafımızda Fatih’in asırlık dokusu, içimde ise İstanbul’dan ayrılmanın hüznü vardı.
Amerika’ya gidecek, dış politikaya iliÅŸkin çalışmalarımı Åžikago’da sürdürecektim. Bir süre sonra bu ÅŸehirden, bu sokaklardan ve bu tarihî atmosferden ayrılacaktım. Cevat Abi’yi dinlerken, belki de İstanbul’dan ayrılmadan önce bu ÅŸehrin bana son kez bir ÅŸeyler söylediÄŸini hissediyordum.
Bir süre sonra Cevat Abi, kendisine has sıcak üslubuyla, “hayırlısıyla Amerika’ya gideceksin MehmetçiÄŸim…” dedi. Ardından, aradan geçen zamana raÄŸmen zihnimde hâlâ yankılanan ÅŸu cümleyi söyledi:
“Amerikan toplumunda dip dalganın nereye gittiÄŸini anlamaya çalış.”
Siyasette de böyledir. Görünen olaylar çoğu zaman daha derinde biriken ihtiyaçların, korkuların, beklentilerin ve güç değişimlerinin sonucudur. Yüzeydeki dalgayı görmek kolaydır; zor olan, onu oluşturan dip akıntısını anlayabilmektir.
Cevat Abi’nin bu tavsiyesini bugün bütün sosyal ve siyasal geliÅŸmelere uygulamak gerektiÄŸini düşünüyorum.
Tam da bu nedenle, 7 AÄŸustos’ta Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke’de imzalanan anlaÅŸmayı yalnızca bugünün ÅŸartlarının ortaya çıkardığı bir geliÅŸme olarak deÄŸil, uzun zamandır biriken jeopolitik dip dalganın yüzeye çıkması olarak görüyorum.
Aslında bu düşüncenin benim açımdan daha eski bir hikâyesi var. Bugünkü savaÅŸlar ve bölgesel krizler henüz yaÅŸanmadan, 2019’da “3-AB” baÅŸlıklı yazımızda Asya, Avrupa ve Afrika’daki Türkiye ile iÅŸbirliÄŸi yapabilecek ülkelerin daha güçlü iliÅŸkiler geliÅŸtirmesini önermiÅŸtik.
Bugün Mekke AnlaÅŸması’nı, 3-AB’nin Asya ayağında atılmış önemli bir adım olarak görüyorum. Ancak bunun kalıcı bir iÅŸbirliÄŸine dönüşmesi için yalnızca askerî anlaÅŸma yeterli deÄŸildir. Ekonomik, teknolojik ve kültürel altyapının da kurulması gerekir. Üç ülkenin iÅŸ insanları, üniversiteleri, yazarları, sanatçıları, vakıfları ve dernekleri arasında iliÅŸkiler geliÅŸtirilmelidir. Zira devletler anlaÅŸmaları imzalar; toplumlar onlara hayat verir.
Her Åžeyi Amerika’ya BaÄŸlamak
Ne yazık ki Türkiye’de, bu üç ülkeyi aynı masaya getiren dip dalgaya bakmadan, her geliÅŸmeyi Amerika üzerinden okuyan bir yaklaşım ve buna inanmaya hazır bir kitle var.
Elbette Amerika’nın küresel gücü küçümsenemez. Ancak her geliÅŸmeyi Amerika’ya baÄŸlamak, dünyadaki karmaşık güç iliÅŸkilerini, bölgesel dengeleri ve toplumların kendi dinamiklerini anlamaya çalışmanın zahmetinden kurtarıyor insanı. Üstelik bu yaklaşımın yanlışlanabilir bir riski de yoktur.
Ancak Türkiye’de baÅŸka bir grupta, yıllardır İran’ın perde arkasında Amerika ve İsrail’le iÅŸbirliÄŸi yaptığını savunuyor. İsrail ve Amerika İran’a doÄŸrudan saldırdı; üst düzey yöneticilerini ve komutanlarını öldürdü, altyapısına ağır zarar verdi. Buna raÄŸmen bu iddialar hâlâ devam ediyor.
İlk bakışta bu iki grubun siyasi pozisyonları birbirinden tamamen farklıdır. Fakat zihinlerindeki Amerika aynıdır. Biri Amerika’nın düşmanıyla bile gizlice iÅŸbirliÄŸi kurabilecek kadar güçlü olduÄŸuna inanıyor; diÄŸeri dünyadaki her geliÅŸmeyi Amerika’ya baÄŸlıyor. İddiaları farklı, Amerika’ya atfettikleri güç aynı. Belki de zihinsel iÅŸgalin en çarpıcı biçimi budur: Amerika’yı eleÅŸtirdiÄŸini sanırken, farkına varmadan ona olaÄŸanüstü bir kudret atfediyor.
Mekke’nin İlk Sınaması
Mekke AnlaÅŸması’nı “İran’a karşı Amerikan projesi” olarak görenlerin görüşlerini sorgulatacak önemli bir geliÅŸme yaÅŸandı. İran destekli Husiler, 9 AÄŸustos’ta Suudi Arabistan’a ait Aramco tesisini hedef aldı; Suudi makamları tesiste yangın çıktığını açıkladı. Bu geliÅŸme, anlaÅŸmanın daha ilk günlerinde önemli bir sınamaydı. Dahası, İsrail’in anlaÅŸmayı kendi güvenliÄŸi açısından tehdit olarak gördü. Amerika merkezli bazı analizlerin Mekke AnlaÅŸması’nı ABD’nin bölgedeki liderlik rolünün azaldığını yazdı.
Kaldı ki bugünkü savaÅŸlar ve bölgesel krizler henüz ortada yokken, 2019’da 3-AB önerisinde bulunmuÅŸtuk. Sade bir vatandaÅŸ olarak 2019’da yaklaÅŸmakta olan jeopolitik deÄŸiÅŸimi görebiliyorsam, koca devletlerin kendi güvenlik ihtiyaçlarını ve gelecek hesaplarını görmemeleri mümkün mü?
Devletlerin kendi akıllarını, çıkarlarını ve iradelerini hesaba katmadan her geliÅŸmeyi Washington’da yazılmış bir senaryonun parçası olarak okumak, jeopolitiÄŸin karmaşıklığından kaçmaktır. Mekke AnlaÅŸması’nı anlamanın yolu, “bu üç ülkeyi böyle bir anlaÅŸmayı yapmaya hangi dip dalga zorladı?” diye sormaktan geçiyor.
“İyiliÄŸin Sessiz Israrı” Cevat Özkaya Abimize de buradan saÄŸlık ve sıhhat diliyorum.
Mehmet BEYHAN

Henüz yorum yapılmamış.