Sosyal Medya

Abdulaziz Tantik: Çoğulcu Karakterin Birliği



Hayatın dinamiÄŸini kuÅŸatacak ve bu dinamiÄŸin kendi ekseninde varlığının anlamını deÅŸifre edecek bir yaklaşımın ipuçları üzerine yürümek doÄŸru olur. Aynı zamanda farklı zemin ve olgularda farklı anlayışları öne çıkartan yaklaşım biçimlerinin kendi bütünselliÄŸi içinde bir parça oluÅŸunu ve bu parçanın ana bütünlüğün içindeki doÄŸru anlamını keÅŸfetmek adına bu çoÄŸul karakteri birlik içinde yeniden düşünmek ve buna göre hareket etmek elzem olmuÅŸtur. Parçalanmış bir dünyanın ve epistemenin içinde bütünlüğe doÄŸru bir yürüyüş insan açısından kaçınılmaz olmuÅŸtur. Bugün yaÅŸadığımız temel sorun çoÄŸul karakterin kendi iç mekaniÄŸi açısından yeterliliÄŸi ayrı ama dışsal zemini de kuÅŸatacak bir düzlemde inÅŸa edilmesidir. Parça mantık ve tutarlılık açısından bütünü kuÅŸatamaz! Böyle bir özelliÄŸi olmadığı da yaÅŸanan son iki yüzyıldır bize bunu göstermektedir.  

Herhangi bir meseleyi ele alırken, siyasi, sosyal, ekonomik veya psikolojik zeminde ele almak mümkündür. Konuyu, felsefi ve sosyolojik olarak ele alabileceğiniz gibi tarihsel zemin üzerinden değerlendirmeye de konu edinebilir. Bu yaklaşım biçimleri her zaman olayın bir parçasını kendi zemini içinde anlamlı bir yere oturtmak için gereken bir şeydir. Ama onları birbirinin yerine ikame etmeye veya hepsini kuşatmaya yönelik bir yaklaşım üzerinden hareket edildiğinde totoloji ve otoriterlik öne çıkar ve şiddete davetiye çıkarır.

Konu aynı şekilde dini düşünce açısından da böyledir. Örneğin, bir ayeti, ahlaki bir zeminde düşünmek ile siyasi bir zeminde düşünmek arasında hem fark hem bağıntı vardır. Fark onu ayrıştırır, bağıntı ise onu daha kuşatıcı bir yaklaşım için hazır kılar. Bu temel gerçeği dikkate alarak dini düşünceye yönelmekte yarar var. Mesela, bir hükmün fıkhi boyutu ile kelami boyutu ve irfani boyutu ile felsefi boyutu arasında da fark vardır. Çünkü her boyut kendi iç tutarlılığı ve insanın farklı bir boyutuna hitap etmesi üzerinden ayrışır. Ama insan nasıl ki bütünlüğünü keşfetmeden hakikat ile bağ kuramazsa, tekil yaklaşımlar üzerinden hakikati tam olarak izhar etme imkânlarını heba edeceğini anlamalıdır.

Bu noktada iki olgu temel olarak betimlenmeli: Hayat’ın dinamik ve çoÄŸulcu karakteri ile İnsan’ın dinamik ve çoÄŸulcu karakterinin kendi bütünlüğü içinde anlamlı bir bakışa tevdi edilmesi elzemdir. İnsan ve Hayat dinamiÄŸini doÄŸru bir zeminde anlamlandırmak için gereken ise her iki olguyu derinliÄŸine kavramak ve onu bilen bir bilgi üzerinden hareket ederek temel ilkeleri dikkate alarak bu çoÄŸulcu karakterlerin birliÄŸini saÄŸlamak elzem olmaktadır. Anlam, kendi iç çoÄŸul karakteri yanında birliÄŸi inÅŸa eden bir bakışı da içermektedir. Anlam, aÅŸkınlığı içinde taşıdığı için hem parça ve hem bütünlüğü aÅŸan bir karaktere sahiptir. Bu yüzden, anlam, parçayı ve bütünü kendi tamlığı içinde her parçanın kendi bütünlüğünü dikkate alarak diÄŸer parçalar ile bağını ve bütünlüğün anlam dünyası içinde varlığını izhar etmeye açık bir yapı taşımaktadır. İnsan, bu açık yapıyı keÅŸfederek ilahi rehberliÄŸi öncelemeli ve oradan elde ettiÄŸi temel külli ilkeler üzerine bu yapıyı güçlendirmelidir.

Adaletin ikamesi meselesini ele alalım; adaletin ilk ikamesi, Rabb ve Kul arasındaki iliÅŸkinin mahiyetinde açığa çıkar. Kul, Rabbine kulluk ederek adaleti ikame eder. Kul/insanın rabbi ile iliÅŸkisinin temelini kuran hamd ve tevazu sahibi olmakla aynı zamanda adaletin tecellisini saÄŸlayan bir imkânlar zeminini de izhar ettiÄŸini söylemek durumundayız. Adaletin ikinci adımı, kiÅŸinin kendisine karşı adalet sahibi olması, kendi hakkını koruması ve onun gereÄŸini yapabilmesidir. KiÅŸinin hakkı ise, KulluÄŸunu yerine getirirken kendisini ayartacak her ÅŸeye karşı bir tavır geliÅŸtirmesi ve böylece adaletin ikamesini saÄŸlamaya yönelik bir niyeti taşıması elzem olacaktır. Adaletin ikamesinin temelini oluÅŸturan hak, hukuk ve kiÅŸinin bir baskı ve otoriter bir yapı altında bulunmamasını saÄŸlayacak olan vasatın kurulmasıdır. Bu da insanlar arasındaki adaletin ikamesi, her insanın sahip olduÄŸu hürriyet ve iradesini kendi otantik zemininde kullanmasını saÄŸlayacak bir zemini inÅŸa etmekten geçtiÄŸini bilmektir. Her türlü ÅŸiddet ve baskı reddedilecek ki adalet ikame olunsun… Adalet, yaratılmış her varlığın yaratılış amacına matuf olarak varlık sahasındaki konumunu muhafaza etmeye yönelik bir bakışı ikame etmektir. İşte adaletin bu dört farklı zemini aynı zamanda kendi içyapısı açısından da farklılıklar izhar edecektir.

Meseleyi çok boyutlu ele almakta yarar var. Hem insanın kendi iç dünyasındaki çoÄŸul karakteri ve hem insanın dış dünyasındaki çoÄŸul karakterleri, kendi bütünlüğü ve kendi anlamları içinde daha büyük bir birliÄŸin içinde yeniden temerküz etmek ve onları anlamlandırmak, yeni bir insan karakterinin inÅŸasında ve yeni bir sosyal yapının kurulmasında elzem olana tekabül eder…  İnsanlık tarihi boyunca yaÅŸanan mezalimler, haksızlıklar, zulümler, günahlar, çirkinlikler, çirkeflikler, kendi hakkını eksene alan ve bu hakkın bütüncül bir karaktere sahip olduÄŸu zannı üzerine gerçekleÅŸtirilmiÅŸlerdir. O yüzden adaletin varlığı her zaman bir peygamber nezaretinde ve ilahi terbiye ile terbiye edilmiÅŸ bir sosyal topluluk tarafından gerçekleÅŸtirildiÄŸi bilinmektedir. Ta ki bu ilahi terbiyeden uzaklaÅŸan dini topluluklarında aynı ÅŸekilde zulme aracı oldukları bilinmektedir.

İşte yeni bir bakış ve yeni bir yaklaşım ile yeni bir yöntemi de devreye alarak yeni bir insan tipolojisini inşa etmekte büyük yarar var. Yoksa insanlığın sonuna doğru adım - adım yürürken, insanlığın geride kaldığı bir dünyada yaşama zorunluluğu insanlığı da tüketen bir olguya dönüşeceğini bilerek hareket edilmesi esasa taalluk etmelidir.

Bu yöntemin aslı anlam olarak tasvir edilmelidir. Anlam ise beÅŸeri özellikler üzerinden inÅŸa edilecek bir yapıya sahip deÄŸildir. İnsanlık tarihi buna tanıklık etmektedir. O zaman anlam kendi aÅŸkınlığını inÅŸa ederken aÅŸkın bir yapıdan ilahi bir biliÅŸ sürecinden hareketle yol almayı zorunlu kılmaktadır. İlahi bilgi ve onun izdüşümü olan nübüvvetin anlama dair söylem ve eylem bütünlüğünü dikkate alarak insani düzeyin ‘Zanna’ dayalı karakterini dikkatten kaçırmadan ilahi bilginin saflığı üzerine inÅŸa edilmiÅŸ ilkeleri eksene alarak bu yeni kuÅŸatıcı yapı üzerinden çoÄŸul karakterin birliÄŸini saÄŸlamak mümkün hale gelecektir.

Çoğul karakterler yaşamın kendi iç renklerinin dışa vurumu kadar ilahi iradenin tecellisinin farklılığını izhar anlamını da taşıdığını bilmekte yarar var. Bu noktada varlık/ontoloji ile bilgi/epistemoloji arasındaki derin farkı da dikkatten kaçırmamak gerekir. Varlıkta bütünlüğü inşa olarak görmek mümkün iken bilgide parçaları ve çoğul karakterleri görmek mümkündür. Bu mümkünlük bize insanın çoğul karakterinin külli karakteri ile bütünleşerek gerçek bir insanın; ilahi emanete ve teklife muhatap olarak onun gereğini yapmanın zemini olduğunu dikkatlerden kaçırmaması gerektiğini açıklar.

‘Farklılıklar zenginliklerimizdir’ sözünün hakikat baÄŸlamında bir karşılığı vardır ve bu insan dünyasının temel bir özelliÄŸini iÅŸaret etmektedir. İnsanın hakikati kuÅŸatamayan bir zemine sahip oluÅŸu ve insanın zaafının ancak bir baÅŸka insan tarafından giderilmesi gerektiÄŸinin ilanı anlamını taşır. İlahi inayetin varlığı da bu zaafı gidermeye insana yönelik geliÅŸtirilmiÅŸ bir yardım zemini olduÄŸu gözlerden ırak tutulmamalıdır ki çoÄŸul karakterlerin birliÄŸini inÅŸa edecek bakışı ortaya koymakta bir zorluk yaÅŸanmasın…

 

Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.