Veysel Tepeli: Sosyal Medyaya İman Etmek
Günümüz İslami camiaları sosyal medyayı adeta hayati bir kale, vazgeçilmez bir varoluş alanı olarak görüyor.
Milyonlarca insana ulaşmanın, kitleleri etkilemenin, kendi mesajını dünyaya haykırmanın ve en önemlisi de tüm dünyaya "boy göstermenin" yegâne yolu burada aranıyor.
Dahası sosyal medya, muhalif fikirlerle ve karşıt kutuplarla çarpışılan modern bir cenk meydanı artık.
Üstelik bu meydanda savaşmak son derece konforlu.
Hiç yorulmadan, hiçbir bedel ödemeden, fiziki bir zahmete katlanmadan... Sıcacık çayınızı yudumlarken, bir bilgisayarın ya da cep telefonunun klavyesine dokunarak gerçekleşiyor bunca büyük işlev. Hem de tamamen "beleşe"!
Hal böyle olunca, birçok camia tüm fertlerini büyük bir seferberlikle "sosyal medya nöbetine" davet ediyor; bireyler de bu çağrıya adeta bir ibadet aşkıyla, adanmışlıkla icabet ediyor.
Camiaların hakkı var; sosyal medya inkâr edilemez bir güç.
Gündelik hayatın koşturmacasında, uzun ve yorucu çabalar sonucunda bile yan yana getiremeyeceğiniz insanların katbekat fazlasına, dijital dünyada tek bir tıkla ulaşmak, onlarla bağ kurmak mümkün.
Fakat bu pırıltılı tablonun arkasında, ıskalanan çok büyük yanılgılar var.
İlk ve en hayati yanılgı, sanal olan ile sahici olanın bir tutulmasıdır.
Ne kadar süslü, ne kadar etkileşimli olursa olsun, hiçbir dijital ekran yüz yüze kurulan bir iletişimin, samimi bir göz temasının bıraktığı kalıcı ve dönüştürücü etkiyi yaratamaz.
En etkili iletişimler bile ekran kapandığında uçar gider.
İkinci ve belki de en çok gözden kaçan yanılgı ise, paylaşılan mesajların milyarlarca insana ulaştığı zannıdır.
Oysa X, Facebook veya Instagram gibi platformlar masum birer amfi tiyatro değil; arkalarında devasa yapay zeka algoritmaları çalışıyor.
Sizin o "cihanı titretecek" sandığınız paylaşımlarınızı aslında sadece kendi yankı odanızdaki, yani sizin gibi düşünen son derece sınırlı bir kitle görebiliyor.
Üstelik küresel sistemin işine gelmeyen, "küresel zorbaları" rahatsız edecek nitelikte hakiki cümleler kurduğunuzda, görünmez filtreler devreye giriyor.
Paylaşımlarınız ya tamamen sansürleniyor ya da erişimi adeta sıfırlanıyor. Israr ederseniz, dijital kimliğiniz tek bir hamleyle silinip gidiyor.
Sizin milyarlar okuyor sandığınız o dertli cümlelerinizi, gerçekte belki de birkaç yüz kişiden fazlası görmüyor bile.
Madalyonun bir de toplumsal karakterimizle birleşen tehlikeli bir yüzü var: Bizler zaten peşin hükümlü, önyargıları yüksek bir toplumuz.
Sosyal medyanın kısıtlı kelime sınırlarına, karakter limitlerine sıkıştırılmaya çalışılan derin meseleler, tam ifade edilemediği için kaçınılmaz olarak büyük tartışmalara ve krizlere yol açıyor.
Dijital meydanda sesimizi yükseltirken bir yandan kendimize taraftar topladığımızı sanıyoruz, ancak diğer yanda azımsanmayacak derecede kemikleşmiş bir düşman ve karşıt kitle üretiyoruz.
Kaş yapalım derken, toplumsal barışı ve tebliğin o naif dilini göz göre göre feda ediyoruz.
Şimdi tüm bunları alt alta koyunca haklı olarak soracaksınız: "Sosyal medyayı tamamen terk mi edelim, her şeyden vaz mı geçelim?"
Elbette hayır; Sosyal Medya günümüzün bir gerçeği. Vazgeçmeye gerek yok. Faydalanabilecek bir alan.
Sadece; bu dünyaya haddinden fazla gömülmeyin. Sanal gerçekliği gözümüzde çok büyütmeden ve klavye başındaki sanal nöbetleri, hayatın içindeki sahici sorumluluklarımızın önüne geçirmeyin yeter.
Hakikat ekranda değil, hayatın tam kalbindedir.
Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.