Sosyal Medya

M. Ali Akbulut: Bakışımız mı, bakış açımız mı?



İşgal rejimi İsrail’in ABD’yi yanına alarak İran’a başlattığı saldırılar üçüncü haftasına girdi. Saldırılar doğrudan İran’ı hedef alsa da bölgesel hatta küresel boyut görmezden geliniyor. İşgal rejimi başbakanı Netanyahu açıkça, İsrail’in bölgesel güç olduğunu, hatta bölgesel güç olmanın ötesinde bazı alanlarda küresel güç olma yolunda ilerlediğini savunuyor.

Her şey bir iddia ile başlar. Bu iddiaların gerçekliğine bakıldığında, bölgesel güç olabilmek için ittifaklar oluşturmak, işbirlikleri kurmak, yol arkadaşları bulmak gerekiyor. Yıllarca yürütülen siyasetler, yapılan stratejik hamleler ve ileri sürülen projeler de bunu gösteriyor doğrusu.

Toprak karşılığı barış söyleminden adım adım işgale, "adım adım yetmez bu topraklar ya ikna yoluyla ya zorla ya da kan dökerek alınmalı" siyasetine gelindi. Bu siyasetler sözde barışla başladı. Görüşmeler, müzakereler, verilen sözler, altına imza atılan anlaşmaların hepsi farklı bahanelerle bir çırpıda yok sayıldı.

Yeniden geçmişe dönüp kronoloji yapmak değil amacım; fakat işgal adım adım ya korkutarak, ya ikna ederek ya da zorla el konularak günümüze kadar geldi. Yaşanan olaylar ibret olmadı. Akan kanlar değer kabul edilmedi, dökülen gözyaşı ise hiç fark edilmedi. Bunların arkasında yatan ana güç ise insanın “unutkan” olmasında yatıyor. Hafıza kaybı yaşıyor olmasından kaynaklanıyor.

Ve tabii ki, insanların oluşturduğu toplulukların hoşuna giden hamaset ve taassup damarları da beslenerek verilen algı modundaki malumatlardan kaynaklanıyor. Çok geniş bir coğrafyada yaşanan bu olayları, bizim bölgemizde, ülkemizde yaşananlardan küçük bir örnekle anlamaya ve anlatmaya çalışalım.

İran’da 1979’da yaşanan İslam İnkılabı’ndan sonra İran’ın dış politikasında ana gündem Filistin ve Kudüs olmuştur. ABD ve Siyonist rejim hedeflenmiştir. Kudüs’ün özgürlüğü ve işgal altındaki Filistin’in kurtuluşu sloganlaştırılmıştır. İran’ın İsrail aleyhine yaptığı her faaliyet ya da İsrail ve ABD’nin siyasetlerine karşı olduğu kabul edilen her faaliyet sonrası, Türkiye halkının milli ve mezhebi duygularını tahrik eden haberler çıkar merkez medyada. Çıkan haberlerin başlıkları dikkat çekiyor: “İran, Ankara’yı vuracak füze geliştirdi” yahut “Tahran’dan İstanbul’u hedef alan uzun menzilli silah” gibi başlıklar atılır. Oysa İran’ın Türkiye ile bir derdi yoktur. Türkiye ile asırlardır savaşmamıştır ve böyle bir hedefi de yoktur.

Manşet şöyle olsa: “İran, Tel Aviv’i vuracak füze geliştirdi” şeklinde ya da “Tahran’dan Hayfa Limanı’nı hedef alan uzun menzilli silah” şeklinde olsa, Türkiye halkı İran’a daha fazla sempati duyacak. Hedef bunu önlemek olduğu için manşetlerin dili toplumlar arası ilişkiyi kesecek nitelik taşıyor. Kardeşlik hukuku ayaklar altına alınıyor. Anlama ve anlaşılma yerine algı ve yargılar devreye giriyor.

Günümüzde yaşanan İran’dan fırlatılan füzelerin Türkiye topraklarına düşmesi meselesi var. İran ve Türkiye yetkilileri konuyu görüştüler ve ortak komite kurulması ve araştırılması konusunda mutabakata varıldı. Çok da yerinde ve aklıselim bir tavır. Fakat merkez medyanın bakışı Siyonist anlayış üzerine, İran’ın saldırgan olduğunu kamuoyuna empoze etme hedefini taşıyor.

Oysa şöyle görülse: Güney Kıbrıs’ta konuşlanan ABD ve İngiliz ortak üslerine saldırı Türkiye hava sahasında önlendi. Girit ve Akdeniz’de konuşlanan ABD gemilerine yapılan saldırı NATO tarafından önlendi. NATO da çatışmalara aktif olarak katılıyor gibi bir yaklaşım içinde olunsa, anlamlar ve algılar değişecek.

İran’ın Türkiye’yi hedef almadığı bir gerçek. Bu yönde iki ülke yetkililerinin ortak açıklamaları da aklıselimcedir dedik. ABD ve işgal rejimi İsrail’in bölge ülkelerini, komşu ve İslam ülkelerini birbirine düşürme çabaları içinde olduğu da biliniyor. G. Kıbrıs’taki üsten kalkan uçakların İran’a saldırıya katkı sağladıkları da biliniyor. Ve İranlı yetkililerin “Bize saldırıda kullanılan üsler bizim meşru hedeflerimizdir” açıklamasıyla daha bir anlam kazanmıyor mu? G. Kıbrıs, ABD, işgal rejimi İsrail, Yunanistan’ın ortak askeri tatbikatlar düzenlediği, bu tatbikatlara BAE ve Suudi Arabistan’ın da gözlemci olarak katıldıklarını hatırlayarak gelişmeleri yeniden gözden geçirmek gerekiyor.

Son nokta: ABD ve işgal rejimi İsrail’in devlet düzeyinde, NATO’nun organizasyon düzeyinde İslam ülkeleri içinde fitne ve çıban başı olduğunu bilerek, olası her türlü komplo ve oyunlara karşı İslam kardeşliğine zarar verecek söylemlerden kaçınmak gerekiyor. G. Kıbrıs’ta konuşlanmış bulunan bölge dışı güçler başta olmak üzere bölgesel fitne unsurlarının hareketlerine karşı daha duyarlı olunması gerekiyor. Yazının başında da dile getirdiğim gibi, işgal rejimi İsrail bölgesel güç, küresel aktör oluyorsa, bu onların bize sunduğu algılar sayesindedir. Düşmanların düşman tanımıyla değil, düşmanların oyunlarına ve fitnelerine karşı bilinçlenmek dileğiyle.

M. Ali AKBULUT

2 Yorum

  1. Hüdaverdi demirdelen

    Mart 23, 2026 Pazartesi 21:03

    Maalesef durum öyle abi Bir de içimizdeki dindarları katsak bu işin içine adına sözde dindar dediğimiz kişilerin inançsal boyutta da insanlarımıza kanalize etmekte...

  2. Yasin Aydoğan

    Mart 14, 2026 Cumartesi 11:33

    Analize aynıyla katılıyorum, teşekkürler

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.