Sosyal Medya

Ömer İdris Akdin: Koltuk Değnekli Protestocu



Yahu dedim Hüseyin, “bu halinle mi yürüyeceksin Ankara’ya?”

1987 yılı... Üstümüzde hala 12 Eylül generallerinin gölgesi. Özal iktidarı. Ankara ve İstanbul’daki üniversite yönetimleri, bu asalak, gücün karşısında secde halindeki madrabazlar, başörtülü öğrencilere karşı ayrımcılığa baÅŸlamışlar. İlk büyük yasak böyle yürürlüğe girdi. Bununla birlikte gerçekten nitelikli bir direniÅŸ neÅŸvü neva buldu. İstanbul’da Beyazıt Meydanı, Ankara’da İlahiyat Fakültesi direniÅŸ üssü haline gelmiÅŸti. Biz ise bir gurup dava delisi tüm ülkede ses getirecek eylem peÅŸindeyiz. Hüseyin’in teklifi böyle bir anda geldi. Önce karşı çıktık, olmaz vesaire dedik ama etki bakımından oldukça isabetli bulundu.

Basın takip ve bilgilendirme ayağını ben, öğrenci ve halkı organize etme iÅŸini Yavuz (Özdemir), eylemi de Hüseyin organize edecekti. Toplu bir gösteri ile Hüseyin’i yola koyacağız. Samsun’un eski terminali buluÅŸma noktamız. Cuma kılınacak ve ardından eylem baÅŸlayacaktı. O zamanlar Nabi Hoca (Avcı) yönetimindeki Zaman Gazetesi’nin Samsun muhabirliÄŸini yapıyor ve gençlik sayfasına Ferhat Kalender adıyla yazılar yazıyordum. O açıdan yapılacak eylemi Ankara’ya sürekli haber veriyordum. Tabi haberler çıkınca emniyet de tedbirini almaya baÅŸlamış. Gazete manÅŸetlerindeki adı ‘Koltuk DeÄŸnekli Protestocu’ya çıkan Hüseyin’in durumu bize müthiÅŸ bir ajitasyon imkanı da vermiÅŸti açıkçası.

Neyse eylem günü geldi ve bir kalabalık toplandı. Ancak bu kalabalığın büyük bir kısmının sivil polislerden oluÅŸtuÄŸunu sonra anlayacaktık. Tam eylem baÅŸlamak üzereydi ki baÅŸta Hüseyin olmak üzere hepimiz yaka paça polis araçlarına boca edildik. Herkesin ortasında birkaç kiÅŸiyi yaÄŸdan kıl çeker gibi alıp götürüyorlar ancak kimseden ses çıkmıyordu. Çok garipti. Yanımdaki Yavuz’a bu durumu iÅŸaret edip, yapacak daha çok iÅŸimiz var, demiÅŸtim.

Emniyetin 5. Katına çıkarıldık. Sırayla bir odaya alınıyoruz. İçeriden çıkan afallamış ve dağılmış vaziyette çıkıyor. Aklıma geldi. Cüzdanımdaki muhabir kartını çıkardım ve gelen polise gösterdim. Basın, dedim. Basın mensubuyum. Bir an durdu kartı eline aldı içeri gitti. Döndüğünde bir yanlışlık olduğunu gidebileceğimi söyledi. Diğer arkadaşlar, dedim. Onlarla biraz işimiz var diye gülümsedi hince. Akşam üzeri çıktıklarında başta Hüseyin olmak üzere hepsinin işlerini görmüşlerdi. Usulüne uygun dayaktan sonra serbest kaldılar. Nasıl oluyor bu usul diye sorduğumda copu ıslatarak üzerlerinden geçmişler. Yani adli tabibe gittiklerinde fazla bir iz oluşmasın, işkence izleri belli olmasın içinmiş.

Birkaç gün sonra Hüseyin çıkageldi. Ben yeniden yola çıkacağım diye diretti. Olur-olmaz, şöyle-böyle... Amasya’dan yola çıkacağım bu kez dedi. Haber metinleri gazeteye ulaÅŸtı, manÅŸetler atıldı. Hüseyin’in aÄŸzından beyanatlar derleyip gönderdim: Koltuk DeÄŸnekli Protestocu yılmıyor... Bu kez Amasya’dan ne pahasına olursa olsun yola çıkıp direnen kardeÅŸlerine ulaÅŸmaya çalışacak. Cak da olmadı. Amasya’ya otobüsle giden Hüseyin tek başına yürümeye baÅŸlayınca bir ekip otosu tarafından alındı ve sabaha kadar yine uygun muamele ile misafir edilip Samsun’a geri gönderildi. Haftalarca yaralarının iyileÅŸmesini bekledik. Sonra bir otobüse koyarak sessiz sedasız Ankara’ya uÄŸurladık. Bu durumu yani Koltuk DeÄŸnekli Protestocu’nun Ankara’ya geleceÄŸini gazete merkezine haber verdim. Binlerce kiÅŸinin bu direnişçiyi marÅŸlarla karşılayıp baÄŸrına basmasının haberini yapmaya koyuldum.

Ömer İdris AKDİN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.