Sosyal Medya

Abdulaziz Tantik: Metafizik Kökenlerden Yeryüzü İmtihanına: İnsanın Hakikat Yolculuğu



GiriÅŸ: Bu Dünyaya Ait Olmayan Bir Varlık Olarak İnsan…

İnsanı tanımlamak, varlık düzlemindeki yerini tayin etmekle baÅŸlar. Geleneksel ve kadim kültürün perspektifinden bakıldığında insan, sadece biyolojik bir organizma deÄŸil, “zübde-i âlem” yani âlemin özü ve mikro bir kâinattır. Kaynaklara göre insan, doÄŸası gereÄŸi aslında bu dünyaya ait deÄŸildir; o, metafizik bir âlemden yeryüzüne gönderilmiÅŸtir. İnsanın bu metafizik kimliÄŸi, ona üflenen “ruh” kavramında gizlidir. Ruh, tıpkı vahiy ve Cebrail (a.s) için kullanıldığı gibi insanın özü için de kullanılan bir kavramdır ve bu durum, insanın yeryüzündeki diÄŸer varlık türlerinden farklı, onlarla aynı düzlemde olmayan bir niteliÄŸe sahip olduÄŸunu gösterir.

İmtihanın Ontolojisi ve İradenin SorumluluÄŸu…

Yeryüzü, insan için bir durak deÄŸil, bir inÅŸa ve imtihan alanıdır. Kaynaklarda vurgulandığı üzere, kâinattaki diÄŸer varlık türleri (melekler, hayvanlar vb.) arasında ‘imtihana tabi tutulan tek varlık insandır’. İmtihanın temel amacı, insanın hakikati sadece teorik olarak bilmesi deÄŸil, onu pratik yaÅŸamında idrak etmesi, içselleÅŸtirmesi ve onunla sahici bir baÄŸ kurmasıdır.

İnsan, bu imtihan sürecinde yalnız ve savunmasız bırakılmamıştır. Ona anlama, yorumlama, tefekkür, tasavvur ve tahayyül etme gibi üst düzey zihinsel yetiler verilmiÅŸtir. Bunun yanı sıra; sevgi, sevinç, hüzün, öfke ve sekinet gibi duygusal donanımlar da insana eÅŸit düzeyde bahÅŸedilmiÅŸtir. Bu donanımlar, insana bir ‘özgürlük’ alanı yani irade kazandırır. İrade, insanın yaÅŸamını yeniden inÅŸa edebilme gücüdür ve bu güç, beraberinde ağır bir sorumluluk getirir. İnsanın yeryüzünde attığı her adım bir karşılık üretir; bu imtihan oluÅŸun bir gereÄŸidir.

İlahi Rahmetin Yol İşaretleri: Vahiy, Nübüvvet ve Tövbe…

İnsan, yeryüzündeki yürüyüşünde iki büyük engelleyici ile karşı karşıyadır: Kendi nefsinin sınırsız arzuları ve ÅŸeytanın vesveseleri… Nefis, sınırlı ve geçici olan dünya hayatını sonsuzmuÅŸ gibi algılatarak insanı yoldan saptırmaya meyillidir. İşte bu noktada ilahi rahmet devreye girer. Allah, insana bu zorlu süreçte ‘vahyi (kitap)’ bir yol iÅŸareti olarak göndermiÅŸtir. Vahiy, yeryüzündeki çürümeyi ve yozlaÅŸmayı durduran, insanı dengeye çağıran bir ışıktır(nur).

Ancak vahiy sadece bir metin deÄŸil, bir yaÅŸam biçimidir. Bu yaÅŸam biçiminin eylemsel pratiÄŸini ise ‘nübüvvet (peygamberlik)’ temsil eder. Peygamberler, “Sırat-ı Müstakim” adı verilen o doÄŸru yolun nasıl yürüneceÄŸinin canlı örnekleridir. Ayrıca insan, doÄŸası gereÄŸi hata yapabilen bir varlık olduÄŸu için, ilahi merhamet ona ‘tövbe mekanizmasını’ sunmuÅŸtur. Tövbe, yanlış adımların ıslah edilmesi, geçmiÅŸ hataların silinmesi ve iyilikle yeniden baÅŸlanması için insana verilen büyük bir lütuftur.

İnsanın İki Kutbu: Esfel-i Safilin ve Ahsan-i Takvim…

İnsanın varoluÅŸsal halleri her zaman ikili bir boyut taşır: Negatif ve pozitif…

Negatif Boyut: İnsan nefsine ve ÅŸeytana esir olduÄŸunda, yeryüzüne mıhlanır ve kendi yok oluÅŸuna (manevi intiharına) doÄŸru sürüklenir. Bu durumdaki insan, bir vahÅŸiden daha tehlikeli olabilir; bir hayvan sadece içgüdüleriyle saldırırken, insan planlı ve taammüden kötülük yapabilir. Kendini “tanrıcılık” taslayacak kadar büyük görüp zulmedebilir, nankörlük edebilir ve aceleci davranabilir. Gazze örneÄŸi, Venezuela örneÄŸi ve benzerini saymakla bitiremeyiz…

Pozitif Boyut: İnsan istikamet üzere olduÄŸunda, miraca yükselir gibi Allah’a yakınlaşır. Adalet, merhamet, ÅŸefkat ve hilm/halim (yumuÅŸaklık) sahibi olur. GirdiÄŸi ortamı cennete çevirir, barış ve selamet yayar. Kendisiyle barışık, doÄŸa ile barışık, insanlarla barışık ve en önemlisi Rabbi ile barışık olur. Yani toplumsal barış, sosyal barış, iktisadi ve siyasi barışı da garanti altına alır.

İnsanın bu iki uç arasındaki konumu, onun “ahsan-i takvim” (yaratılmışların en ÅŸuur sahibi olanı) veya “esfel-i safilin” (aÅŸağıların aÅŸağısı/ÅŸuursuzluÄŸun karanlık dibi) olma tercihidir. İrade, milyar dolarlık bir mücevherden daha kıymetli bir hazinedir ve insan bu cevheri koruduÄŸu ölçüde deÄŸer kazanır.

Kemale Erme YolculuÄŸu: Müslim’den Muhlis’e…

İnsanın manevi geliÅŸimi bir merdiven gibidir. Bu yolculukta insan önce bir mürÅŸide, sonra peygambere ve nihayetinde (ahlaki nitelik bakımından) Allah’ın ahlakına benzemeye çalışır. Bu süreç dört temel makamla ifade edilir:

  1.  Müslim: Allah’a ve peygambere tam bir teslimiyetle boyun eÄŸen…
  2. Mümin: Bu teslimiyeti “ÅŸuurlu bir güvene” dönüştüren…
  3. Muhsin: Allah’ı görüyormuşçasına yaÅŸayan ve her an O’nun tarafından görüldüğünün bilincinde/ÅŸuurunda olan, iyilik membaı insan…
  4. Muhlis: Tüm kötülüklerden, nefsin ayartılarından ve gösteriÅŸten arınmış, saf ve halis kul…

Bu mertebelere ulaşan insan, yaratılış amacına uygun olarak kâinata ve yaşama iyilik olarak doğar; (salih amel/hasene) iyiliğin temsilcisi ve uygulayıcısı olur.

Sonuç: Sınırlarını AÅŸabilen Bir Hakikat Arayıcısı…

 Ä°nsan, sadece aklıyla deÄŸil; beyni, kalbi, ruhu ve bedeniyle bir bütündür. O, sınırlarını aÅŸabilme, kendini yeniden inÅŸa edebilme ve doÄŸduÄŸu kültürel kalıpların dışına çıkabilme kudretine sahip yegâne varlıktır. Tefekkür, tezekkür ve tahayyül yetileriyle olayların arka planını okuyabilir, ufkunu geniÅŸletebilir ve dünyevi olanın ötesine bakabilir.

Nihai olarak insan, yeryüzündeki imtihanını iradesiyle ÅŸekillendiren, hayır ve ÅŸer arasındaki dengeyi bulmakla yükümlü olan bir “emanetçi”dir. GeldiÄŸi metafizik boyutu unutmadan, bu yeryüzü durağında iyiliÄŸi hâkim kılmak için çabalamak, insanın en asil görevidir.

Anlamak için bir benzetme yapacak olursak: İnsan, açık denizde yol alan bir gemiye benzer. Geminin pusulası vahiy, kaptanı nübüvvet, rotası ise istidatlarıdır. Denizdeki fırtınalar ve kayalıklar (nefis ve ÅŸeytan) imtihanın kendisidir. Gemi kaptanı ve pusulayı takip ederse güvenli bir limana (ahsan-i Takvim) ulaşır; aksi takdirde denizin derinliklerinde (esfel-i safilin) kaybolup gider.

İnsan, yeryüzü serüvenini doğru bir idrak üzerinden algılayarak ve idrak ederek varlığını ilahi rızaya armağan ederek varlık skalasındaki yerini garanti altına alır. Bunu sağlamanın yolu ise imtihan oluş şuuru içinde kendi konumunu hep aklında tutarak mütevazı bir kul olarak varlığını idame etmelidir.

Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.