Prof. Dr. Mete Gündoğan: Venezuela bize ne diyor?
Dünyada en fazla petrol rezervi olan ülke yaklaşık 303 milyar varil ile Venezuela’dır. Suudi Arabistan’ın rezervi yaklaşık 297 milyar varildir ve ikinci sıradadır. Yani petrol ve doÄŸalgaz deyince ilk aklımıza gelmesi gereken ülke Venezüela’dır. Ondan sonra Suudi Arabistan gelir.
Åžimdi Venezüela’yı konuÅŸacak isek önce Hugo Chavez’i hatırlayalım.
Chavez, 1999-2013 yılları arasında baÅŸkanlık yapmıştı. ABD’ye karşı en açık ve sistematik meydan okuyan liderlerden biriydi. Petrolü ABD ÅŸirketlerinin kontrolünden çıkardı ve millileÅŸtirdi. Petrol gelirlerini halka ve sosyal programlara yönlendirdi. Latin Amerika’da ABD hegemonyasına alternatif bir blok oluÅŸturdu. Küba ile stratejik ittifak yaptı. Rusya, Çin ve İran ile iliÅŸkileri derinleÅŸtirdi.
Chavez, 2013’te resmî olarak kanserden öldü.
Ancak ölümü bölgede hep şüpheyle anıldı. Çünkü aynı dönemde sadece Chavez deÄŸil Lula (Brezilya), Kirchner (Arjantin), Lugo (Paraguay) gibi ABD karşıtı liderlerin de kanser olması dikkat çekti. Nitekim kendisi bizzat, “Beni zehirlemiÅŸ olabilirler” imasında da bulundu. Somut bir kanıt yok ama biyolojik suikast ihtimali hiç kapanmadı.
Peki, Maduro nasıl ortaya çıktı?
Eski otobüs ÅŸoförü ve Sendikacı kökenli Maduro, Chavez’in en sadık adamlarından biriydi. DışiÅŸleri Bakanlığı ve baÅŸkan yardımcılığı yaptı. Chavez, ölümünden önce yaptığı bir konuÅŸmada, “EÄŸer bana bir ÅŸey olursa, Nicolas Maduro’ya oy verin” diyerek onu meÅŸru halefi olarak ilan etti. Kısacası Maduro, Chavez’in kurduÄŸu sistemi devraldı. Aynı ÅŸekilde devam ettirerek bugüne kadar geldi.
Maduro, neler yaşadı?
Maduro, Chavez’in ölümünden sonra yapılan ilk seçimde devlet baÅŸkanı seçildi (2014). Seçim sonucuna muhalefet itiraz etti. Bu itirazlar ABD ve Batı’da hep gündemde tutuldu. Muhalefet deÄŸiÅŸik ÅŸekillerde desteklendi. Böylelikle derin bir siyasi kutuplaÅŸma da baÅŸlatılmış oldu.
Maduro ile birlikte ekonomik büyüme yavaşladı. Enflasyon yükseldi; temel gıda ve ürünlerde kıtlık yaşandı. Halkın memnuniyetsizliği protestolara dönüştü. Düşen petrol fiyatları ekonomiyi daha da zayıflattı. Petrol üretimi azaldı. Venezuela resmen hiperenflasyona girdi. Hükümet ekonomik istikrarı sağlamakta zorlandı.
20 Mayıs 2018 seçimlerinde Maduro ikinci kez başkan olarak seçildi. Sonuçlar yine geniş eleştirilere ve protestolara yol açtı.
Devam eden ekonomik zorluklara 2020 – 2021 COVID-19 baskısı da eklendi.
2024 yılı Temmuz’unda yapılan seçimlerde Maduro üçüncü dönem için de seçildi. Lakin muhalefetin sonuçlara tepkisi çok daha büyük oldu.
ABD ve Batı’nın önderliÄŸinde, uluslararası yaptırımlar daha da artırıldı. Petrol üretimi daha da azaldı ve gelirleri düşük seviyelerde seyretti. Ülkenin uluslararası finansman zorlukları devam etti.2025 yılı sonunda ABD, Venezuela’ya yönelik petrol sektörüne iliÅŸkin yaptırımları olaÄŸanüstü artırdı. Liman ve enerji altyapısına yönelik sınırlamalar uyguladı. Bütün ülkeyi ablukaya aldı. Bunun üzerine Maduro, ülkenin “varoluÅŸsal bir dönemden geçtiÄŸini” söyledi. Yine de iç muhalif baskı ve dış stratejik gerilimler arasında pozisyonunu korumaya çalıştı.
3 Ocak 2026 tarihinde, ABD ordusu bir askeri operasyon düzenleyerek Maduro ve ailesini yakaladığını ilan etti.
Tabi burada Maduro’yu, en yakınındakilerin ABD’ye teslim ettiÄŸini söyleyebiliriz. Bu tür teslimat, hiç kimse için ÅŸaşırtıcı olmaz çünkü ABD’nin çalışma tarzı hep böyle oldu. İşini bitirdiklerini hep en yakınındaki adamlarından satın aldı. Zaten ABD ile çalışmaya hazır yeterinden fazla insan var. Åžimdi de öyle olduÄŸunu anlıyoruz. Detaylar zamanla ortaya çıkar. Hatta, filmlerini dahi yaparlar.
ABD BaÅŸkanı Trump, Maduro’nun yakalanması operasyonunun ardından ABD’nin Venezuela’nın petrol endüstrisine “çok güçlü bir ÅŸekilde müdahil olacağını” söyledi. Kısacası, ABD dünyanın en büyük petrol yataklarına çöktü. Bunu da demokrasi adına, Maduro’yu ÅŸeytanlaÅŸtırarak yaptı. İşte size görünen tablonun özeti budur. Size yeterli gelmedi, sizi tatmin etmedi deÄŸil mi? Evet, görünen bu ama beni de tatmin etmedi. BaÅŸka bir okuma daha yapmak lazım.
Peki, bütün bu olan biteni farklı bir şekilde okumak mümkün müdür?
Burada, bir farklı senaryo çalışılmış olabilir mi? Elbette, olabilir. Olabilir çünkü ABD, Chavez’in 1999 yılında iktidara gelmesinden bu yana Venezüela ile bir ÅŸekilde iÅŸlerini yürütüyordu. Çeyrek asırdır, görünürde kavga olsa da ticari iÅŸler yolunda idi. Peki, ne oldu da ABD dünyanın en büyük petrol rezervine el koydu? Bunu çözümlemek için soruyu ÅŸu ÅŸekilde sormak lazım. ABD’nin bu kadar büyük bir petrol sahasına ihtiyacı var mıdır? Normalde yoktur.
Peki, hangi durumda böyle bir ihtiyaç ortaya çıkabilir? EÄŸer, OrtadoÄŸu’da bölgesel bir savaÅŸ olacaksa, ABD için böyle bir ihtiyaç acilen ortaya çıkacaktır. Böyle bir olasılık çok arttı ise o da ÅŸimdiden tedbirini alıyor olabilir! Åžimdi taÅŸları ÅŸu ÅŸekilde yeniden dizelim ve önümüze çıkan fotoÄŸrafı yeniden okuyalım. Bu olan biteni, OrtadoÄŸu’da büyük bir savaÅŸa son hazırlık olarak okuyabiliriz. ABD, Venezüela petrolüne el koyarak kendi tedariÄŸini ÅŸimdiden teminat altına alıyor. Senaryo kuvvetle muhtemel ÅŸu ÅŸekilde oluÅŸuyor.
İsrail Gazze’yi yerle bir etti. 380 bini çocuk ve kadın olmak üzere yaklaşık 680 bin sivil katletti. ABD’yi araya sokarak bir duraklama devresi yaşıyorlar.
Lakin bu duraklama barış anlamına gelmiyor. Bu süreçte, İsrail ABD ile birlikte Suriye’yi yeniden tanzim ediyor ve bizim kuzey sınırımız boyunca bir terör yapısı oluÅŸturuyor.
İran’ı aktif olarak tehdit ediyor. Yemen’de operasyonlar yapıyor. Yemen’in karşısında Somali içerisinde Somaliland diye bir askeri mevzi oluÅŸturmaya çalışıyor. Güney Kıbrıs’ta ve Adalar Denizi’nde askeri yığınaklar yapıyor.
İsrail BaÅŸbakanı Netanyahu sürekli ABD’ye giderek Trump ile planları bizzat gözden geçiriyor. 2025 Aralık sonunda beÅŸinci kez giderek görüştü. Bu görüşmede bölgede var olan büyük bir devlete yönelik operasyonlar konuÅŸuldu. Türkiye’nin bu operasyonlara karışmaması için ABD’den araya girmesini istedi. ABD de gerekli teminatları verdi ki bunu destekler açıklamaları oldu.
Lakin ABD ÅŸunu da gördü. EÄŸer bölgede İran ile bir savaÅŸ yaÅŸanırsa, bölgeden petrol sevkiyatları durur. Bundan en çok ABD ekonomisi etkilenir. İşte bu etkilenmeyi minimuma indirmek için Venezüela petrollerine el koydu. Yakında Venezüela’ya kendine baÄŸlı bir baÅŸkan tayin edecek ve yine Trump’ın ifadesi ile çok güçlü bir ÅŸekilde petrol istihsaline baÅŸlayacaktır.
Zaten böyle bir durumda petrol fiyatları da çok çok artar. ABD bundan büyük kârlar yapar. OrtadoÄŸu’daki petrol zengini devletler yeterince petrol ihraç edemeyecekleri için kaybederler. Hatta borçlanırlar. Bu da yine ABD ve Batı’nın iÅŸine yarar. Böyle bir ekonomik geliÅŸmeden Rusya ve Çin de istifade eder! ABD’ye göre bu da onların “sus payı” olur.
Bu kargaÅŸa ortamında Batı Avrupa da “BirleÅŸik Kıbrıs” diye diye DoÄŸu Akdeniz petrol ve doÄŸal gazının hem tedarikçisi hem de müşterisi olur! Yani Avrupa da, DoÄŸu Akdeniz gazına ve petrolüne musallat olur.
Türkiye ise her ÅŸeye raÄŸmen harekete geçmeye kalkarsa hem güneyden terör oluÅŸumu ile hem de Batı’dan Yunanistan üzerinden baskı altında kalır. Tabi geçmez ise de ekonomik, sosyal ve siyasal olarak kaybeder. Ardından da çökertilir.
İşte bütün bunlar olurken ABD ve Batı, petrolünü Venezüela kaynaklarından temin eder.
Sonra işleri bittiğinde, ekonomik olarak çökmüş ve yıpranmış bölge ülkeleri ile masaya otururlar. Hem bu kaynakları hem de sınırları istedikleri gibi yeniden tanzim ederler.
İşte size, ana hatlarıyla, OrtadoÄŸu’da öngörebildiÄŸimiz oyun kurgusu.
Türkiye, bu kurguyu hafife almamalıdır.
Bazı önleyici ve milli adımları atmada tereddüt yaşamamalıdır. Acırsanız, acınacak hale gelirsiniz. Her şey gözümüzün önünde oynanıyor. Cambaza bakmanın zamanı değildir. Uyumanın zamanı ise hiç değildir.
Meşhur Nefes Filmi repliğinde dediği gibi; Uyursanız ölürsünüz.
Prof. Dr. Mete Gündoğan
https://www.metegundogan.com/venezuela-bize-ne-diyor/

Henüz yorum yapılmamış.